• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Molla Kâbız Hâdisesi

03 Ekim 2020


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Osmanlı kaynaklarında “Kābız-ı Acem, Kābız-ı Acemî, Kābız-ı Mülhid, Kābız-ı Fâsid” diye de anılır.

İran asıllıdır. Anadolu’ya geliş tarihi tam belli değildir. Celâlzâde Mustafa Çelebi (d. Tosya-ö. 1567; İstanbul)), dönemin birinci kaynağı niteliğindeki “Selimnâme”sinde olayı kısmen geniş şekilde anlatmış, başta “Künhü’l-ahbâr” olmak üzere diğer kaynaklar bu bilgileri küçük bazı değişikliklerle tekrarlamıştır. Buna göre “zındıklık ve ilhâd yoluna girip inancına fesat karışmış olan” Kābız (İslâm Ansiklopedisi) kısa sürede adını düyürdü. Vaaz verdiği camiler dolup taşmaya, cemaat can kulağıyla Molla Kâbız’ı dinlemeye başladı.

Artık ne söylediği değil, ne olursa olsun onun söylemesi önemliydi: Bir büyük kitle, körü körüne Kâbız’a bağlanmıştı.

Derler ya: “Aydın beğendikçe alkışlar, avam alkışladıkça beğenir”: Molla alkışlandıkça beğeniliyordu. 

1527’de Kalender Çelebi devlete isyan edip, üzerine gönderilen Hüsrev Paşa kuvvetlerini, Adıyaman yakınlarındaki Kuruçayır’da yenilgiye uğrattığı günlerde, daha da ileri giderek Hıristiyanlığın Müslümanlıktan daha üstün olduğunu iddia etmeye başladı…

Üstelik iddialarını tahrif ettiği âyet ve hadise dayandırıyor, bazı âyet ve hadisleri kendince yorumlamak suretiyle kafaları karıştırıyordu. Kâbız’ın iddiaları, o dönemde bir hayli taraftarı olan “Hurufîlik”le de bağdaşıyordu…

İşin özünü bilen İstanbul âlimlerinin pek çoğu rahatsızdı. Defalarca şikâyet konusu yapmışlar, ancak yeterli delil bulunamadığından, dokunulmamıştı.

Bundan cesaret alan Kâbız, işi tam bir propagandaya dönüştürdü. Artık pervasız konuşuyor, âlimleri tehdit ediyor, kimsenin karşısına çıkamadığını öne sürüyor, fikirlerini yaymak için her bölgeye bir oda (hadi dergâh diyelim) açıyordu. Halk da tedirgin olmaya başlayınca, durum Divan-ı Hümayun’a intikal etti (1527)…

Onun, görüşlerini uluorta halk arasında dile getirmesi ve bazı kimselerin zihinlerini karıştırması âlimleri harekete geçirmiş ve Kābız 8 Safer 934 (3 Kasım 1527) günü Divan’a çağrıldı.

Divan’a, Padişah adına, Pargalı İbrahim Paşa başkanlık ediyordu. Kanuni, kafes arkasındaki yerini almış, duruşmayı izlemeye hazırlanmıştı.

İddialarını ispatlaması için ilk söz Kâbız’a verildi. Bütün cerbezesini kullanarak hiçbir ilmî değeri olmayan safsatalarını tekrarladı. Söz ustalığı sayesinde Rumeli Kazaskeri Fenarizade Muhiddin Çelebi ile Anadolu Kazaskeri Kadirî Çelebi’yi susturdu. Buna rağmen idamına hükmettiler.

Ancak Veziriazam İbrahim Paşa tatmin olmamıştı. “Herif ilzam edilemedi, fikirleri ilmen çürütülemedi” diyerek, müverrih Peçevî’nin ifadesiyle “mülhid-i mülzemi saldılar.” 

Molla Kâbız’ın serbestçe Divan’dan çıkıp gitmesi, açık inkârına rağmen bir şey yapılmaması Kanuni’yi müthiş kızdırmıştı: “Bre Pargalı!..” diye gürledi, “bir mülhid (İslâmiyet’ten çıkmış) divanumuza gelür, hezeyana cür’et kılar ve mülzem olmaz (yalan yanlış konuşur, ama susturulamaz). Buna bahis nedür?”

Veziriazam ellerini iki yana açarak: “Nice idelüm? (Ne yapalım?) Kazaskerlerünüz mesail-i şer›iyeye (dinî meselelere) âlim değildirler ki, mel’unu ilzam ve ıskat edeler...”

Kâbız hemen ertesi gün yeniden divana çağırıldı. Bu sefer karşısında İbni Kemal” lâkabıyla meşhur Şeyhülislâm Kemal Paşazade Şemsüddin Ahmed Efendi ile İstanbul Kadısı Sadüddin Çelebi vardı. 

Molla Kâbız’a öyle sorular sordular ki, hatalarını öyle bir ustalıkla ortaya koydular ki, sonunda Kâbız pes etti. Fakat iddiasından dönmedi. Artık hüküm yargıcındı: “Fitne” ve “irtidat”dan (Müslümanlıktan dönmek) idam cezası verdi.

Diyeceğim şu: Osmanlı Tarikatlara ve ulemaya son derece saygılıydı, ama kimse başıboş değildi: Kurallar herkesi bağlıyordu. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

sabbah, kabuz ve derken f. gülen musibetleri

molla kabız ... zamanının f. güleniydi. ... nasıl f. gülen' in geniş bir sapık kitlesi var idiyse onun da öyleydi. sapıklar her devirde aç bî ilaç kendilerine böyle bir önder bekler ve ararlar. gelince de böyle başına üşüşüp devletin başına belâ olurlar. (eline sağlık Kânûnî)
  • Yanıtla

turgut ertav

MOLLA KĀBIZ Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Kaynaklarda “Kābız-ı Acem, Kābız-ı Acemî, Kābız-ı Mülhid, Kābız-ı Fâsid” gibi lakaplarla da anılır. Solakzâde onun öğrenim görmek üzere Doğu bölgesinden (Târih, s. 468), Atâî de Acem coğrafyasından (Zeyl-i Şekāik, s. 88) geldiğini belirtir. Buna göre Kābız’ın İran menşeli olduğu anlaşılmakta, ancak Anadolu’ya ne zaman geldiği bilinmemektedir. Osmanlı vekāyi‘nâmelerinde Kābız’la ilgili bütün bilgiler, onun iddiaları sebebiyle Dîvân-ı Hümâyun’da yargılanması ve idam edilmesinden ibarettir. Celâlzâde, dönemin birinci kaynağı niteliğindeki eserinde olayı kısmen geniş şekilde anlatmış, başta Künhü’l-ahbâr olmak üzere diğer kaynaklar bu bilgileri küçük bazı değişikliklerle tekrarlamıştır. Buna göre “zındıklık ve ilhâd yoluna girip inancına fesat karışmış olan” Kābız, Hz. Îsâ’nın Hz. Muhammed’den daha üstün olduğu yolunda iddialar ortaya atmış, bu iddiaları çeşitli yerlerde yaymaya başlamıştır. Onun, görüşlerini uluorta halk arasında dile getirmesi ve bazı kimselerin zihinlerini karıştırması âlimleri harekete geçirmiş ve Kābız 8 Safer 934 (3 Kasım 1527) tarihinde Dîvân-ı Hümâyun’a sevkedilmiştir. Kābız kazaskerlere âyet ve hadisler çerçevesinde iddiasını tekrarlamış, fakat kazaskerler bu iddiaları tatminkâr bir şekilde cevaplandıramamış, aksine öfkelenerek onu tehdit etmişlerdir. Bu sırada durumu kafes arkasından takip eden Kanûnî Sultan Süleyman, İbrâhim Paşa’yı çağırarak Kābız’ın bâtıl fikirlerinin cevaplandırılmayıp hakkından gelinememiş olmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etmiş ve hemen yeni bir mahkeme oluşturulmasını istemiştir. Şeyhülislâm, Kābız’ın zındıklık suçu işlediğini belirten fetvasını vermiş, Kadı Sâdeddin de onu iddiasından vazgeçip Ehl-i sünnet inancına dönmeye davet etmiştir. Ancak Kābız buna yanaşmayınca kadı idamına hükmetmiş ve boynu vurulmuştur (9 Safer 934 / 4 Kasım 1527). Kābız’dan zamanımıza intikal eden bir belgenin olmayışı, ayrıca mahkeme zabıtlarının bulunmayışı onun başka hangi görüşlere sahip olduğu, idamına yol açan iddiasını hangi delillerle ortaya koyduğu, dolayısıyla ilmî seviyesinin ne olduğu gibi hususları karanlıkta bırakmaktadır. Dolayısıyla sağlam kaynaklara dayanmaksızın onun hıristiyan teolojisini, hatta bütün Doğu dinlerini çok iyi bildiği veya Hurûfî telakkiye sahip olduğu yolundaki bazı değerlendirmeler (meselâ bk. D’Ohsson, I, 153; Salis, s. 88-89) doğru görünmemektedir. Kaynaklarda yer alan, Molla Kābız’ın meyhânelere gittiği, türlü fısk ve fücur işlediği şeklindeki tasvirler (Celâlzâde, vr. 172b; Âlî Mustafa Efendi, vr. 238a) eğer kötüleme amaçlı değilse Kābız, ahlâkî zaaflara sahip sıradan bir medrese âlimi olup farklı düşünebilen ve canı pahasına da olsa fikrinden dönmeyen ilginç bir kişilik olarak ortaya çıkmaktadır. Kaynak:İslam Ansiklopedisi/Molla Kâbız.Müellif: İLYAS ÜZÜM .
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23