• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI

Şemmas Tuzağı

03 Şubat 2026
A


Abdullah Yıldız İletişim: [email protected]

Şemmas Tuzağı

ABDULLAH YILDIZ

Aşağıdaki yazı, “Evs-Hazrec” denkleminin yerine “Türk-Kürt-Arap” denklemi konularak okunmalıdır:

İslâm’dan önce Medine’de yaşayan iki büyük Arap kabilesi Evs ve Hazrec, 120 sene birbirleriyle savaşmış, bu savaş Yahudi kabileleri Kureyzaoğulları, Kaynukaoğulları ve Nadiroğullarının güçlenmesine yol açmıştı. Evs kabilesinin Hazrec kabilesini yendiği Buâs harbinden sonra İslâm dinini kabul eden bu iki kabile arasında kardeşlik duyguları gelişmiş ve eski düşmanlıkları dostluğa dönüşmüştü. Aralarında birlik, beraberlik ve dayanışma güçlenmiş, İslâm düşmanlarına karşı tek yumruk olmuşlardı. Bu durumun kendi aleyhlerine olacağını düşünen Yahudi ileri gelenlerinden Şemmâs (Şâs) b. Kays, bir Yahudi gencini görevlendirerek iki Müslüman kabilenin gençlerine Buâs Savaşı’nı hatırlatmasını ve aralarında fitne çıkarmasını istemiş, genç de görevini başarıyla yerine getirerek Evs-Hazrec arasında fitne çıkarmış, düşmanlık ateşini körüklemişti. Sonunda her iki kabile de silâhlara sarılarak birbirleriyle savaş durumu almışlardı. Olayı haber alan Resulullah (s.a.) onları yatıştırmak üzere hemen yanlarına gelmiş, kendilerine nasihatte bulunmuş ve Şemmâs’ın tutuşturduğu fitne ateşini söndürmüştü. İşte Âl-i İmrân suresinin 98-103. ayetleri bu olay üzerine inmiş; Yahudilerin ve Hıristiyanların kitaplarında Hz. Muhammed’in geleceği bildirildiği, onlar da onun peygamber olduğunu bildikleri halde bu gerçeği ve Kur’an’ı inkâr ettikleri, insanların kalplerine şüphe düşürüp müminleri İslâmiyet’ten soğutmaya çalıştıkları için Allah bu ayetlerle onları kınamış, müminleri de uyarmıştır. Âl-i İmrân/98-103. ayetler mealen şöyledir:


“De ki: “Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?”

“De ki: “Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir”.

“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.”


“Size Allah’ın ayetleri okunup dururken ve Allah’ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.”


“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” 

“Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”


Burada müminlere, Ehl-i kitaba gönderilen kitapları da -aslî şekliyle- onaylayan, gerçekleri apaçık ortaya koyan Kur’an gibi bir kitabın ayetleri okunup dururken, üstelik onların kitaplarında da geleceği haber verilen Hz. Muhammed gibi âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygambere iman etme şerefine erişmişken, bir grup Ehl-i kitabın (burada Yahudi Şemmas çetesinin) kendilerini iman yolundan saptırmak için kurdukları tuzaklara aldanmamaları konusunda güçlü bir uyarı yapılmaktadır.


Müfessirlere göre “Allah’ın ipi”nden maksat, Kur’an ve İslâm’dır. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışmak”, hep birlikte İslâm dinine inanmayı, onu kabul etmeyi ve gereklerini yerine getirmeyi içerir. Resulullah Kur’an’ı, “Allah’ın gökyüzünden yeryüzüne sarkıtılmış ipidir” diye tarif etmiştir (Müsned, İbn Kesîr). Müslüman olarak ölebilmek için, takvanın hakkını vererek Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımak, Allah’ın yasaklarını çiğnemekten korkmak, Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid inancında birleşmek, ayrılıktan uzak durmak ve hayatın sonuna kadar imanı korumak gerekir. İslâm dini, inanç alanında Allah’ın birliği ilkesini getirdiği gibi, ibadet alanında da hac ve namaz gibi insanları bir araya toplayarak Müslümanların birliğini sağlayacak prensipler koymuş, amelî tedbirler almıştır. 



İslâm, insanların düşman kamplara ayrılmasına müsaade etmez. Nitekim 103. ayette Müslümanların birliği Allah’ın bir nimeti olarak değerlendirilirken, toplumsal barışı tehdit eden kamplaşmalar her an içerisine düşüp yanabilecekleri ateşten bir çukurun kenarında bulunmaya benzetmiştir. Allah, insanların böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalmamaları için “toptan Allah’ın ipine sarılmalarını”, Kur’ân’ın genel ilkelerinin dışına çıkmamalarını emretmektedir (Hak Dini Kur’ân Dili, Kur’ân Yolu). Dün de bugün de. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23