Allah’ın Nizamı İslâm (28)
Allah’ın Nizamı İslâm (28)
PROF. DR. YUSUF ÖZERTÜRK
İSLÂM’IN KAYNAKLARI
A-KUR’ÂN
Kur’ân’ın Muhtevası
III- Hak -Adalet-Devlet
1e-ADALET
HER İNSANIN İMTİHANI FARKLIDIR
*Cenab-ı Hak, yarattığı her insanı imtihan edeceğini söylemektedir (1). İmtihan soruları da farklı ve kişiye özel olacaktır. Hayatın insanlara neler getireceği belli değildir. İnsan, çalışıp-gayret etmek, aklını kullanmak ve doğru yolu seçmekle vazifelidir. İnsan, kötülüklerden, fitne-fesat çıkarmaktan (haram, yalan, iftira, cinayet, hak yeme, hırsızlık, vs…) kaçınmalıdır. Hayatta; nice fakir doğanların çalışarak zengin oldukları, nice zengin doğanların da sonunda fakir, sefil bir hayat yaşadıkları az rastlanır haller değildir.
*Allah, fakirleri mal ile imtihan etmiyor. Nice zenginler var ki, malı yüzünden felaketlere uğramıştır (azmış, haddi aşmış, zulüm yapmış, cinayet işletmiş, ırza geçmiş, zekatını vermemiş, vs, vs…). Misalleri uzatmak mümkündür, bu kadarla iktifa ediyoruz. İnsan cahil, aceleci ve sabırsızdır. Çok defa hakkında neyin hayırlı, neyin de şer olacağını bilemez. İnsan, bir şeyin önünü-sonunu düşünmeden arzularına uyarak alelacele karar verir. Fakat sonradan çok defa verdiği karardan çok pişman olduğu da variddir. Ve ‘keşke ona karar vermeseydim veya keşke verseydim’, vs diyerek pişmanlığını dile getirir. Ama, iş işten geçmiştir ve bazen ağır bir bedel de ödemek zorunda kalmıştır. Halbuki, her şeyin hakikatini bilen Allah, kulunun hakkında neyin hayırlı, neyin de şer olacağını bilir (2). Bu sebeple; İnsan, Allah’ın kendisi hakkındaki taksimine (imtihan sorularına) razı olmalıdır. Kul, Allah’ın vazifesine karışamaz ve karışmamalıdır da. İnsan, kendisini yaratan Allah’ı sorgulayamaz. Bu, onun ne hakkı ve ne de haddinedir. Sorgulama hadsizliğine düşen ‘Allah’ın rahmetinden kovulmuş şeytan olur’. Allah Hakim’dir, abes (lüzumsuz-boş)iş yapmaz. Kul, sadece Allah’a itimat etmelidir. Kul, ‘Rabbim Latif’tir, Hakim’dir, Rahman’dır, Rahim’dir, beni, benden daha çok düşünür’ diyerek, iradesini kullandıktan sonra Allah’a teslim olmalıdır.
*Allah, insanları toplu olarak (millet, aşiret, cemaat,vs) değil de, tek tek, fert olarak imtihan eder ve Ahiret’te de tek tek, fert olarak sorgular. Bu bakımdan her insanın imtihanı da, sorgusu da ayrı ayrıdır.
SORULARA, MİSALLERLE AÇIKLIK GETİRME
*Doğuştan sakat, hastalıklı (kör-sağır, topal, genetik hastalıklar, vs) doğanların veya sonradan kendi iradeleri olmaksızın başlarına felaketler, belalar, musibetler, vs gelenlerin soruları (mesuliyetleri), Onların maruz kaldıkları hallerdir. Böylelerinin sorularının puanları, bu durumda olmayanların (sağlam, sıhhatli, rahat, konforlu hayat geçirenler) soru puanlarından daha fazladır. Allah, kötülüğe misliyle (bire bir), haseneye ise, bire on ve katlarını vereceğini söylüyor (3,4).
SORULARIN CEVAPLARI NASIL OLACAK?
*Kul, ister doğuştan gelen, isterse sonradan olumsuz bir hale giriftar olursa (sakat, hastalık, bela, musibet, vs) evvela; hem ‘Bu beni niye buldu?, niçin benim başıma geldi?, vs,’ şeklinde Allah’a isyan etmemeli ve hem de hiçbir şey yapmadan ‘bu benim kaderimmiş, bunu çekmek zorundayım’ diyerek bir kötürüm gibi davranmamalıdır. Kul iradesini kullanarak her türlü sebebe tevessül etmekle vazifelidir. Allah, derdi verirse, dermanını da yaratır. Yalnız dermanı aramak insana düşer. Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmayıp,bütün sebeplere sabırla yapışmak gerekir. Allah, sabrenlerin zafere (kurtuluşa) ereceğini vaad ediyor(1). Başına istemediği bir hal gelen kişi bir de şöyle düşünmelidir ki, ‘bu halim devamlı değildir. Neticede ölüm var. Sonunda benim de, sağlam olanların da bütün bedenim/ bedenleri toprak olacak. Madem Allah, “imtihan edeceğim” diyor, benim de imtihanım böyle olacakmış. Sağlam olsaydım belki imtihanım daha çetin olacaktı (Gözüm görseydi; gördüğüm parayı çalacak, zina yapacak, mal için adam öldürecek, vs kötülükleri işleyip, imtihanı kaybedip, ağır cezaya çarptırılacaktım. Vs,vs…) diyebilmelidir. Ve isyan etmeyip, durumunu tevekkülle karşılayıp, şükür etmelidir.
*Hem hayat, sadece bu Dünya hayatı değildir. İman eden kişi bilmelidir ki, bu Dünya hayatı bir imtihandır ve devamlı değildir. Görüyoruz ki, ölüm var ve kimse bu Dünya’da kalamıyor. Asıl ve devamlı olan hayat, Ahiret hayatıdır. Bu Dünya imtihanını kazanan kör, Ahiret hayatında da kör olmayacak ve belki en güzel göze sahip olacaktır. İmtihanı kaybeden güzel gözlü (gördüğünden dolayı hırsızlık yapmış, adam öldürmüş, zina yapmış, vs) orada belki kör olacak ve gördüğüne bin pişman olacaktır. İnsan bilmez, Allah bilir(5). Nice sakat, otistik insanlar var ki, (Michelangelo, A. Einstein, S. Hawking, B. Gates, W.A. Mozart, A. Veysel, vs gibi) insanlığa hizmet etmişler ve pek çok kişi onların hallerine imrenmişlerdir.
(1): “Yemin olsun, sizi biraz korku, açlık, mallardan, mahsüllerden eksiltmekle ve canlarınızla imtihan edeceğiz. Ey Resûlüm, sabredenleri müjdele” (Bakara-155).
(2): “…. (Ey mü’minler) olur ki, bir şey hoşunuza gitmediği (istemediğiniz halde) halde, sizin için daha hayırlı olabilir (siz bilemezsiniz). Bir şey de sevdiğiniz halde (çok istediğiniz halde) sizin için şer (kötü) olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz” (Bakara-216).
(3): “Her kim hayırlı bir işle gelirse (iyilik, musibetlere sabır) kendisine onun on misli sevap(mükafat) vardır. Kim de bir günahla (kötülükle) gelirse, ona ancak misliyle ceza verilir. Ve hiçbir kimseye haksızlık edilmez” (En’am-160).
(4): “Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin hali, bir daneye (tohuma) benzer ki, o tohum yedi başak vermiştir. Her başakta yüz dane vardır. Allah, dilediğine daha da katlar (fazla verir). Allah’ın ihsanı çok ve herşeyi en iyi bilir” (Bakara-261).
(5): “Kim bu dünyada körlük ettiyse (gözü gördüğü halde, gerçekleri görmeyip, kötülük ettiyse) o, Ahiret’te de kör ve gideceği yol itibariyle daha şaşkındır” (İsrâ-72).