Emanetin sorumluluğu ve Müslümanın duruşu
Emanetin sorumluluğu ve Müslümanın duruşu
SÜLEYMAN GÜLEK
Emanet, “güvenilir olmak, korunması gereken şey” anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de: “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisa Suresi, 58). Bu ayet, emanetin sadece maddi değil, manevi boyutunu da içerdiğini gösterir.
İnsanlık tarihi boyunca toplumları ayakta tutan temel değerlerden biri emanettir. Emanet; sadece bir eşya, bir para ya da bir görev değildir. Emanet, güvenin somut hâlidir. Güvenin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde adalet, adaletin olduğu yerde ise dirlik ve düzen vardır. Bugün dünyanın birçok yerinde yaşanan ahlâkî çöküşün temelinde, emanete karşı duyarsızlaşma yatmaktadır. Böyle bir çağda Müslüman olmak, emaneti yük değil şeref bilen bir duruş sergilemeyi gerektirir.
Kur’ân-ı Kerîm, emaneti insanın omuzlarına yüklenen büyük bir sorumluluk olarak tanımlar: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler; onu insan yüklendi…” (Ahzâb Suresi, 72). Bu ayet, emanetin sıradan bir mesele olmadığını açıkça ortaya koyar. İnsan, aklı ve iradesiyle emaneti taşıma sorumluluğunu kabul etmiştir. Bu nedenle Müslüman, hayatı boyunca “emanete sadakat” imtihanı içindedir.
Emanet, en geniş anlamıyla Allah’ın insana verdiği her şeydir. Hayat bir emanettir, beden emanettir, akıl emanettir, iman emanettir. Makam emanettir, yetki emanettir, bilgi emanettir. Eş emanettir. Bir anne ve baba için çocuk, bir öğretmen için öğrenci, bir yönetici için toplum emanettir. Emanetin alanı genişledikçe sorumluluk da ağırlaşır.
Yüce Allah şöyle buyurur: “O müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.”(Müminun Suresi, 8). Peygamber Efendimiz (s.a.v.) emanete verilen değeri şu sözle netleştirir: “Emaneti olmayanın imanı yoktur. (Yani olgun mu’min değildir).” (Ahmed b. Hanbel, Müsnedl, c. 3, s. 134) Yukarıda ki ayet ve hadis emanetin önemini belirtir. Emanete ihanet eden bir toplumda ibadetler şekle dönüşür, sözler içini kaybeder, ilişkiler samimiyetini yitirir.
Ne yazık ki çağımızda emanet bilinci büyük ölçüde zayıflamıştır. Görevler kişisel çıkar için kullanılır, makamlar sorumluluk değil imtiyaz olarak görülür, yetki adalet yerine yakınlığa teslim edilir. Bu durum sadece bireysel bir ahlâk sorunu değil, toplumsal bir çöküşün habercisidir. Çünkü emanet zedelendiğinde, güven de çöker.
İslâm, emaneti yalnızca büyük sorumluluklarla sınırlamaz. Küçük gibi görünen ayrıntılar da emanettir. Söylenen bir söz, paylaşılan bir sır, verilen bir söz… Hepsi emanet kapsamındadır. Kur’ân bu konuda mü’minleri şöyle uyarır: “Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlü’ne hainlik etmeyin; bilerek aranızdaki emanetlere de ihanet etmeyin.” (Enfâl Suresi, 27). Bu ayet, emanete ihanetin sadece insanlara değil, aynı zamanda Allah’a karşı bir sorumsuzluk olduğunu hatırlatır. Çünkü emaneti veren asıl kudret Allah’tır.
Müslümanın duruşu, emanete yaklaşımında açıkça görülür. Müslüman, emaneti başkasına yüklenilecek bir külfet olarak değil; kendisini olgunlaştıran bir sorumluluk olarak görür. Kolay olanı değil, doğru olanı tercih eder. Emanet ehil olana verilmediğinde, toplumda adalet yara alır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekle.” (Buhârî, İlim, 2).
Bu hadis, günümüz dünyasına ışık tutan evrensel bir ölçüdür. Liyakat yerine yakınlık, adalet yerine menfaat tercih edildiğinde, emanet zayi olur. Bunun bedelini ise sadece bireyler değil, bütün toplum öder.
Aile hayatında da emanet bilinci hayati öneme sahiptir. Eşler birbirine emanet, çocuklar anne - babaya emanettir. Sevgi, güven ve sadakat bu emanetin temel taşlarıdır. Emanet bilinci olmayan bir ailede huzur kalıcı olmaz. Çünkü emanet, korumayı ve gözetmeyi gerektirir. Eğitimde emanet, bilginin hakkıyla aktarılmasıdır. Öğretmen, öğrencinin sadece zihninden değil, ahlâkından da sorumludur. Ticarette emanet, helâl kazançtır. Ölçüde ve tartıda dürüstlüktür.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Doğru ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû 4)
Bu müjde, emanete sadakatin ne kadar yüce bir değer olduğunu gösterir. Kazancın bereketi, miktarında değil; emanet bilinciyle elde edilmesindedir. Güvenin sarsıldığı, sözün değersizleştiği bir çağda Müslüman, duruşuyla fark oluşturmak zorundadır. Herkesin “ben” dediği yerde “biz” demek, herkesin kaçtığı sorumluluğu üstlenmek, emaneti hakkıyla taşımak kolay değildir. Ancak Müslüman duruşu, zaten kolay olanı değil, doğru olanı tercih etmektir.
Sonuç olarak; emanet, insanın yeryüzündeki imtihanının özüdür. Müslüman, bu emaneti ihanetle değil, sadakatle taşımakla mükelleftir. Bugün dünyayı ayağa kaldıracak olan şey yeni sistemler değil; emanet bilincine sahip insanlardır. Emanetin sorumluluğunu kuşanan Müslümanlar, sadece kendilerini değil; topluma da maddî ve manevî fayda sağlayacaktır. Müslümanın dünya ve ahiret dengesini sağlayan bir mihenk taşıdır. Unutmayalım: “Emaneti koruyan, hem dünyada huzur bulur hem de ahirette kurtuluşa erer.”