THY - İmaj

Konuşmalarımıza dikkat edelim!

13 Mart 2018 Salı

Ehil olmadığımız konularda ve şer’î meselelerde görüş beyân etmemiz bağlayıcı cümleler kullanmamız, din düşmanlarının dillerine pelesenk ettikleri ‘1400 sene önceki kanunlar/hükümler şimdi zaten uygulanamaz. Bugüne göre değiştirmek lazım’ cümlelerini hangi niyet veya mülahaza ile olursa olsun kullanmamız/söylememiz tamamen yanlıştır. Şer cephenin her zaman utanmadan/sıkılmadan kullandıkları, gündemden düşürmedikleri cümlelerdir. İmanlı insanların dinimize uymayan bu sözleri kullanmaları ızdırab verir. 

Bu ve benzeri sözleri kullanmak maksadını aşar. İşleri güçleri ‘algı operasyonu’ olanlara malzeme taşınmış olur. İslâmi meselelerde her zaman hassasiyet gösteren âyet ve hadisle yaşamayı, hayat tarzı haline getirme hizmet ve mücadelesi veren, Allah ve Rasulü’nün ölçüleriyle hareket eden, bu istikamet üzere talebe yetiştiren, örgün ve yaygın eğitimle ‘sünneti çağa taşıyan âlimler’e sahip çıkmak, imanımızın gereğidir. 

Nureddin Yıldız ve Faruk Beşer Hocalar devlet memuru gibi değil, Allah’ın memuru gibi çalışan hocalardır. Algıcı medyanın hedefleri bu iki hocayı yıpratmak değil, dini yıpratmak, dini hayatın dışına çekmek.  

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din İşleri Yüksek Kurulu; devletin memuru gibi değil, Allah’ın memuru gibi çalışan hocalarımıza sahip çıkmalıydı. Medyadaki yazar/çizer takımı da, önce kavramları öğrensinler. Fetvaların, gelen sorulara dinî kurallar doğrultusunda verilen cevaplar olduğunu bilmeleri gerekmez mi? Fetvanın, görüş beyanının, tavsiyenin başka olduğunu bilmeyen bu cahillere haddini bildirmek gerekmez miydi? 

Kendi cenahlarında bulunmasına rağmen, iz’an ve insaflı yazar Murat BARDAKÇI ‘şahsî kanaati “İslâmî yorum” zannetmek hatâdır, internet siteleri aslı uzun olan konuşmanın sadece kırk saniyelik kısmını cımbızlayarak kullanmışlardır’ cümlesiyle bunlara ders vermiyor mu? Bir başka dersi de:

‘İşin tuhaf tarafı, gazetelerde Güzin Abla yahut Haydar Dümen gibi psikolojik desteği andıran tavsiyelerde bulunanlara yollanan akla gelmesi bile zor sorular ile verilen cevapların “normal” kabul edilip fetva yahut dinî tavsiyelerin bugün “tuhaf” karşılanır olmasıdır.’

İkazı da: 

‘Unutmayalım: Kimliği “Türk” ve “Müslüman” olan bir memlekette yaşıyoruz.’

Yazımı kirletmemek için bu güruhun hiçbirinin ismini yazmayacaktım. Ancak iş çığırından çıkınca birkaçını yazayım. Vicdanlarını cüzdanlarının emrine vermiş bu uşaklara neyi anlatabilirsiniz ki? Bunları adam yerine koymak vebaldir. O dönemde genel müdürlüğünü yaptığı gazetede dalkavuk ve ihtilal tellallığı ile bilinen dinden habersiz bu meymenetsiz, başörtüsüne ağza alınmayacak şekilde konuşan ve yazan, TV programlarında müstehzi sırıtan ve sırıtmalarına vesile olanlara ne demeli? Ahlaksızlığın her çeşidinin sözcülüğünü yapan gazetede, yazı denilen küfür namecilerin hazırladıkları ortama, oluşturdukları kamuoyuna ses çıkarmamak vebal değil mi?  

Askere gitmemek için dalağını aldırdığı yazılıp çizilen Ahmet HAKAN, “gerekirse silah kullanırız” manşetinin sorumlusu Ertuğrul ÖZKÖK, başörtülü kızlarımıza küfür eden Fatih ALTAYLI, halkın yarısına ‘bidon kafalı’ diyen Yılmaz ÖZDİL, ‘PKK’nın yerinde olsam, Ramazan’da saldırırım’ diyen Emin ÇÖLAŞAN, ağızlarının paylarını anladıkları dilde verilmeyince meydanı boş buldular. Algı operasyonlarına devam ettiler. Hem de bu dönemde! İkinci bir 28 Şubat zeminini hazırlama militanlığı yapıyorlar. Değerli Hocalarımıza hücumları, tahrik, tahkir ve tezyifleri bunların seviyelerini de ortaya koyuyor. 

Ömrünü Allah yoluna vakfetmiş insanlara dil uzatmak cehennem amelidir. İstikametle, itidalle ölçü ve dengeli duruşlarıyla hareket eden Nureddin YILDIZ ve Faruk BEŞER Hocaların şahsında İslâm’ın kavramlarına vurmak kimin haddine? Bu dinin tartışılan değil, yaşanan, yaşatılan bir din olduğu hakikatini; unutmayan/unutturmayan bu hocalardan ne istiyorsunuz? Peygamber Efendimizin Kur’an-ı Kerim’de zikredildiği üsveyi hasene (örnek insan) izini süren bu değerli hocalarımızla; toplum ve gençlik üzerinde etkili oldukları, yaptıkları hizmetlerle onların oyunlarını bozdukları için mi bu hocaların itibarlarını düşürerek susturmak ve etki alanlarının yayılmasına engel olmak istiyorlar. ‘Mahremiyet’i işleyen suallere/dertlere İslâm’a göre çözüm, teklif, tavsiye ve ders verdikleri için mi bunları yapıyorlar? Pratiğe dönüştürdükleri uygulamalarda, hassasiyet gösterdikleri, bu hususlara dikkat çektikleri, oyunlarını/planlarını bozdukları için mi? Hocalarımıza sahip çıkmak, dinimizi hayatın dışına itenlere, kendi hayat tarzlarını din haline getirenlere haddini bildirmek Mü’minlerin vazifesidir. Kendi değerlerini bilmeyen, ondan uzak olan, hatta aidiyetlerini inkâr edenler, İslam’dan bahsedilmesinden her zaman rahatsız olurlar. 

Bunlara hatırlatıyorum: Önce kavramları öğrenin! Din nedir, vahiy, sebebi nüzul, sebebi vürud, fetva, içtihat, fıkıh, akaid, kelam, tasavvuf, vs. Talebeliğe, öğrenmeye başlayın! Uğraşacağınıza cahilliğinize çare bulun. Maneviyat, hayâ, mahremiyet, tesettür diye ne bir dertleri, ne bilgileri var. Ne de inançları… Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

“İlk peygamberlerden beridir halkın hatırında kalan ve devamlı söylene gelen bir söz vardır: Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” (Buhârî)

“Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözü, yukarıda belirtildiği şekilde, hayâ duygusundan yoksun olan birinin her şeyi yapabileceğini ifade etmektedir. Bu sözü bir tehdit olarak anlamak da mümkündür. O takdirde bu söz, “İstediğin fenalığı yap bakalım; bir gün bunların hesabını tek tek vereceksin” anlamına gelmektedir. 

Bu millete de bu ümmete de mensubiyetle uzaktan yakından ilgi ve irtibatı olmayan yazar, çizer, gazeteci, sanatkâr, vs. geçinenlerin yaptıklarını kaale almak, gündeme getirdiklerini araştırmadan 28 Şubat’ı yaşıyormuşçasına hareket etmek hatadır. 

Menfaat şebekeleriyle, Allah ve Resulünün ölçülerini hayatın dışına çekmeye, vicdanlara hapsetmeye çalışanlarla mücadele etmek şarttır. Bu riyakârların etkisinde kalınmamalıdır. Seneyi devriye münasebetiyle methiyeler düzdükleri Necmettin ERBAKAN Hocamızın zaman zaman en yakınında olan, tercüme ve dini meselelerde görüştüğü, fikir teatisinde bulunduğu, Nureddin YILDIZ Hocaya bu kadar dil uzatmaların, Faruk BEŞER hocayı yıpratmaların, hesabını er-geç verecekler. 

Kalpleri, gözleri, kulakları mühürlü adam kılığındaki şeytanları Allah’a havale ediyoruz. 

 

YORUM YAZ