Aileyi kaybetmek insanlığı kaybetmektir insan kalmamaktır!
Aileyi kaybetmek insanlığı kaybetmektir insan kalmamaktır!
Yaşar Değirmenci
Aile; insanın insanlığının, insan kalmasının yegâne kökü, temeli, son kalesi. Aile son kaledir. Ailenin en güçlü ve son kalesi ise Türkiye’dir. Aile, bizim dünyaya verebileceğimiz en temel kurum. Ama Türkiye’de aileyi çökertecek projeler her tarafı istila etti.
Televizyonlarda neredeyse bütün diziler aileyi kurşuna dizmekten başka bir şey yapmıyor!
Sosyal medyanın algı operasyonlarıyla nasıl canavara dönüştüğünü görüyoruz.
Aileyi koruyamazsak insan türünün yok olmasına engel olamayız. Aileyi savunamazsak, insanı savunamayız. Aileyi kaybedersek, insanı kaybederiz, insan kalamayız.
Aileyi her şeyin kökü olarak görüyorum. Her şeyin temeli. İnsanın insanı ve hayatı tanımasının, zaaflarını öğrenmesinin ve aşmasının, zorluklara göğüs gerebilmesinin zemini.
Aile; iyinin ve kötünün, iyiliğin ve kötülüğün idrak edilebilme yeri.
Aile, İslam’ın ilkelerini belirlediği nikâh akdiyle kurulan huzur ve muhabbet yuvasıdır. Sıkıntıların birlikte omuzlandığı; kederlerin paylaşıldığı, sevinçlerin çoğaltıldığı huzur ocağıdır. Aile; bizleri, günahlardan uzak tutan güvenli bir sığınaktır. Millî ve manevi değerlerimizi nesilden nesle aktarmamıza vesile olan bir müessesedir. Aile olmak, dünyayı da ahireti de cennete çevirmek için el ele verebilmektir. İyi günde olduğu gibi kötü günde de birlik ve beraberliği güçlü kılabilmektir. Her geçen gün, aile değerlerimiz örselenmekte; evlilikler, külfetli hale getirilmekte; bekârlık ve evlilik dışı hayat teşvik edilmektedir. İnancımızda rızkın Allah’a ait olduğu vurgulanmasına rağmen, ‘çocuk sahibi olmanın hayatı zorlaştırdığı’ söylemleri günden güne artmaktadır. Hâlbuki devletlerin geleceği; ailenin kurulmasına, korunmasına ve güçlendirilmesine bağlıdır. Peygamber Efendimiz: “Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın.” buyurmaktadır. Modernleşme/küreselleşme aileyi yok etmeye-değiştirmeye-bitirmeye çalışılıyor. Her ne kadar “aile yılı” ilan etmeler, aile ile ilgili haftalar, günler düzenlemeler, hutbeler okumalar bireysel ve sosyal gayretler varsa da. Bunlar belirli günlere tahsis edilir, STK’lar gereken hassasiyeti göstermezlerse değişen bir şey olmaz. Aile; insanlığın bir Bekâ yasasıdır. Aile aynı zamanda meveddet-sekînet-rahmet-şefkat-merhamet huzur ocağıdır. Kadem’in yaptığı tahribat, problemli nafaka, zinanın meşru hâle getirilmesi, sadece kadının ifadesi ve şikâyeti bir telefonla erkeğin dışarı atılması, nikahsız yaşamak serbest iken erken evlendi diye ‘taciz’ adı altında hapiste çürüyenler/çürütülenler yaptıklarının hesabını, mahşeri unutmasınlar.
Kötü örneklerin, geçimsizliklerin yaygınlaşıp (sabır-şükür-kanaat-sade hayat) tarzının azalması/azaltılması sebeplerinin çarelerini ortaya koyalım. Kapitalist, liberal, faiz sistemine esaretten de kurtulalım. Aile meselesini de belli gün ve yıla hasretmeyelim.
Kadının çalışması, evini terk eder hâle getirilmesi, sıcacık yuvasının üşümesi alıştırıla alıştırıla “kadın çalışmadan olmaz” düşüncesi yerleşti yerleştirildi. Kadının en verimli olacağı yer; evidir, ailesidir. Çalışan her kadın; evinde telafisi mümkün olmayan bir boşluk bırakır. Kadının evin dışında çalışmaya mecbur olması ailenin mukaddes mahiyetini sarstı. Zarurete itiraz olunmaz. (Kirada oturan, sadece erkeğin aylığıyla/tek maaşla geçinmeye çalışan bir ailede kadının/eşin çalışması zaruret hâlini almıştır.) İtirazımız zaruretin idealleştirilmesidir.
Milletlerin en büyük sermayesi, milli ve manevi değerleriyle yetişen nesillerdir. Bu sebeple, göz aydınlığı evlatlarımızın evliliklerine yardımcı olmak, sadece anne ve babaların değil bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Gösteriş ve israfa dayalı nişan, nikâh ve düğün merasimleriyle gençlerimizin ve ailelerimizin omuzlarına ağır yükler yüklemeyelim. Hanelerimizi huzur ve güvenin kaynağı haline getirelim. Rabbimizin lütfu olan çocuklarımızı bereket vesilesi olarak görelim.
Evimize ve ailemize bela ve musibetleri çeken günahları gözden geçirelim.
Dünyevileşme: Bir ailede hanımın da beyin de çocukların da bütün gaye ve hedefleri dünya ve dünyalıklar olursa, daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha lüks mobilyalar, en son çıkan cep telefonları, marka giysiler, perdeler ve daha konforlu bir hayat arzusu İslam’ın hedeflerinin ve Allah’ın rızasının önüne geçerse o aile iflah olmaz bir dünyevileşme ve doymak bilmeyen bir açgözlülük hastalığına yakalanır. İnsanımız her türlü hastalığı bilir, asıl hastalığı bilmez. Bilse bile hastalık olarak kabul etmez. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya ona hakir gelmeye başlar. (Dünya emrine amade olur). Kimin hedefi de sadece dünya olursa, Allah iki gözünün arasına fakirliği koyar, (artık gözü bir türlü doymaz) işlerini.”
Haram lokma: Evlerimize giren bir lokma haram, ailemizde huzuru bitirir, nefislerimizi yoldan çıkarır, kalplerimizi günaha yönlendirir, ibadetlerimizin tadını kaçırır, çocuklarımızı ana-babalarına asi yapar, bedenimizde hastalıkları çoğaltır. Haram lokma dualarımızın kabulüne de engel olur. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç ldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.”
Faiz ve haksız kazanç: Faiz ve haksız kazanç yuvaları yıkan, ocakları söndüren, evleri ve aileleri mahveden büyük bir günahtır. Faizin girdiği her ev, Allah’a ve Rasûlü’ne savaş açılmış bir cephe gibidir. Evlerinin kapılarını faize açanlar aynı kapıları fakirliğe, darlığa, sıkıntıya ve iflasa da açmış olurlar. Ailede/Evde iyiliği emretmeyi ve kötülüğü menetmeyi terk etmek: Bir ailede ne anne ne de baba evde işlenen günahlara ses çıkarmazsa, TV, internet, cep telefonu ve sosyal medyanın ifsadına karşı tedbir almazsa, evlatlarına namazı, tesettürü ve salih ameli öğütlemezse, onların işlediği günahlara engel olmaya çalışmazsa o evin ve alenin tamamını saracak bela ve musibetlerin kapısı açılır. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, “Günahkâr bir toplumdaki iyi kimseler, kötülükleri düzeltmeye güçleri yettiği hâlde düzeltmezlerse, Allah, ölümlerinden önce onların hepsine şiddetli bir şekilde azap eder.”