--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Konforlu hayat bırakılmalı, sade hayat yaşanmalı!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
5

Konforlu hayat bırakılmalı, sade hayat yaşanmalı! 

Yaşar Değirmenci

Manevi-fikri yapısı güçlü bir insanı, sistematik hale getirilmiş toplum bünyesini bozan olumsuzluklar bozamaz. Şayet bir iyileşme meydana getirmek arzu ediliyorsa, işe örnek insanların sayısını artırmakla başlamaya mecbursunuz. Örnek insan bulamayınca insanlar ümitsizliğe düşer. Burada, ruhun-ruhi hasletlerin üstünlüğü hatırlanmalıdır.


 

   “Kendin için istediğini başkası için de iste, kendin için istemediğini başkası için de isteme” şeklindeki ahlaki esas yaşanmaya başlasa, sadece bu haslet kazanılsa, hayata yansısa sistematik tersliklerin hepsi aşılır. Ama şüphesiz ki herhangi bir hasletin topluma yayılması, kazanılması, elverişsiz ortamda mümkün olmaz. Ne var ki, aradaki münasebetin böyle olacağını bilmek ve görmek, manevi-fikri yapısı güçlü insanlarla neler yapılabileceğini anlamaya ve anlatmaya yarar.


 

   İnanan insan, inanarak düşünen insan, dinini hayat tarzı olarak görüp yaşamaya çalışan insan, başka amaçlar için konulmuş vasıtaları ve malzemeleri, kendi amacı için kullanmayı başarır. Nerede olursa olsun o imkân ve şartları ‘hizmet yolu’nda kullanır. Yeter ki, nefsi düşünerek, kendine göre hesaplar yaparak mesuliyet ve mükellefiyetlerini unutup gaflete düşerek, kendini akıntıya bırakma rehavetine kapılmasın.


Elbette ki, bu iş için aradığımız insan, ‘öncü’ insandır. İçinin sesini her zaman duyabilen dinleyebilen insandır. Bir nevi; ‘kahramanlık’ nasibine erişmiş insandır. 

Zaafımız derindir, esasen imtihanımızın mal ile (maddi cazibeyle) olacağı da malumdur. O zaman da bizi şaşırtan maddenin cazibesi, bugün fevkalade mücehhez hale gelmiştir. O zaman ki; halka intikal etmemiş bir heveskârlık bir kısmi sirayet olayıydı. Bugün, çarkların içindeyiz. Çıkamadığımız, kıramadığımız çarkların…


 

Şu maddeyi yenmek o kadar zor değil aslında. Hem sahip olmayı bileceksin hem kullanmayı. Bugün Müslümanlar maddeyi yenecek güçtedir. Fakat o işi başarabilmenin ruhi, fikri kıvamından mahrumdurlar. Sistem meselesi ayrıdır, önce bu meseleyi halletmeliyiz. Bu mesele halledilmezse, fikri gayretler havada kalır, hayata intikal etmez. İmkâna ulaşan gaflete düşerse, herkes ve her şey yarım kalır. Ortaya bir yalnızlar kalabalığı çıkar. Kapitalizm, içten içe çürütme seansına devam eder. Tıpkı uyuşturucu müptelaları gibi.  


 

Çağın bugünkü noktasındaki ikilem şudur: Ya siz maddeyi yeneceksiniz ya madde sizi! Maddeyi yenemezseniz, öylesine yenilirsiniz ki: ibadet sıhhatinden bile mahrum kalırsınız. Böyle bir imtihan karşısındayız işte. Bunu kavrayamazsak, hiçbir fikri meselenin üstesinden gelemeyiz. Hiçbir gayretimizin mayalanmış kıvamını eserler halinde önümüzde göremeyiz. Fert olarak ne kadar küçük olursak olalım, kendimize bir ‘öncülük’ ve ‘manevi kahramanlık’ nasibi biçmeye sonra da ona ehliyetli ve liyakatli olma gayreti içinde olmamız şarttır.


Bunun için bir günümüzü diğerinden farklı kılacak bir hayat tarzını benimsemeye mecburuz. Öyle ‘okumaya vaktim yok, düşünmeye vaktim yok, aramaya vaktim yok’ deyip de asgari icapları yerine getiriyor olmamızı konforlu yaşama hasretimizin kapısından geçebilme ruhsatı gibi kullanırsak, varlığımızla yokluğumuz arasında fark kalmaz. Başkalarının değiştirdiği kadar değişiriz, başkalarının tayin ettiği noktada otururuz, başkalarının yazdığı senaryoları uygularız.


Ne olursa olsun, her halukârda maddeyi yenecek ruh, şahsiyet ve irade sağlamlığına kavuşmak durumundayız. Reçete budur, çare budur.

Ekonomiyi her şeyin üstüne çıkaran bir materyalizm tutkusu, bütün sosyal hayatımızı yüksek voltajlı bir elektrik cereyanı gibi kavradı. Dünyada öyle bir gelişmenin var olduğu ve bize de sirâyet ettiği söylenebilir; ama bu tatminkâr bir izah tarzı değildir.


Bizdeki bambaşka bir hal. Toplumun en iyi gizlenmiş ve korunmuş dokularını dahi manevi-kültürel değer ölçülerinin belirleyici önderliğinden mahrum bırakan bir sosyal sarsıntı, benzeri görünmeyen bir hadisedir. Medeniyet tarihindeki örnekler, ferdin iç dünyasını bu derece etkileyen ve mukavemet zenginliklerini böylesine uyuşturan bir anafora şahit olmamıştır. ‘Karz-ı hasen’ öldü! Cılız ve isteksiz kımıldamalar hayatiyet değildir. Ekonominin en kötü olduğu zamanlarda bile karz- hasen, (güzel borç) hayatımızın bir parçasıydı.


İdeal heyecanının yaprakları bile kıpırdatmaya yetmeyecek derecede zayıfladığı bir ‘sosyal kesit’ tarihin hangi zaman ve mekân dosyasında vardır? Hangi asırda ve nerede göründü. Böyle bir kavrukluk? (her şeye rağmen, inanan-okuyan-düşünen bir nesil yetişmiş olması; ümidimizi temsil eden apayrı bir tahlil konusudur.) Bir noktayı atlamayalım. Çok önemlidir. ‘Yaşamak ve hayata geçirmek’ işi nasıl olacak? ‘İnanç ve düşünce’ münasebeti bahsinde gerekenleri başardığımız kanaatinde miyiz? ‘İnanca dayanan düşünce’ bahsinde meydan boş kalmıştır. 


 

İmam-ı Rabbani Hazretlerinin ‘Âlimlerin dünyayı sevmesi ve ona düşkün olması, güzel yüzlerine sürülen siyah bir leke gibidir. Din ilmini dünyalık için kullananlar büyük hüsrandadır.’ İkazı, ‘dünyevileşme hastalığı’na dikkat etmemizi gerektirir.

İnsanı öncelemeyen hiçbir yapı toplumu bunalımdan kurtaramaz.

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Akify

30 Mart 2026 07:44

Hocam çok haklısınız ancak bu anlayışı bizim din söylemimiz ve hocalar da destekliyor. Camideki imam bile zengin ve bir seferde iyi para veren cemaate saygı gösteriyor, fakir cemaati önemsemiyor. Ayrıca öyle bir söylem geliştirmişiz ki kimse zekat vermiyor. Parası olan zekat vermemek için ev ya da arsa alıyor. Satınca da bir yenisini tek amaç zekattan kaçmak. Literatürde başkasına ihtiyacı olmayanın zekat vermesi farzken hocalar maaşın zekatı olmaz diye birşey uydurmuşlar. Yani bence suçlu mevcut din anlayışımız vesselam.

Ali

29 Mart 2026 09:14

Merkez Bankası, dolar yukselmesin, TL nin değeri düşmesin diye altın satıyormuş.

Hasan

29 Mart 2026 07:52

    Önce Devlet sonra millet olarak faizi boykot edelim. Bütün Faizler İsrail'e çalışır Siyonizm kazanır.   Gıda dan önce faizi boykot edin tüm kredilerin kredi kartlarının finansörü israil'dir. Önce Devlet sonra Belediyeler faizli iş yapmayı terk etsin. Belediyeler sermayesi kadar iş yapsın hiç bir bankayla faizli çalışmasın. 50 bin  tl değerindeki bank/oturak 500 bin tl artı faiz geri dönüşü 1milyon 500 bin ~ tl Gıda Boykotu İsrail'e yılda 10 milyon dolar zarar verirsin ülke olarak faizi terk edersek İsrail'li tefecilere yılda 60 milyar dolar zarar verirsin. Zarar demeyelim de 60 milyar dolar daha az kanımızı emerler

Gazze 2

29 Mart 2026 11:33

Faizi terk edemezsin . Nedeni 7 göbekden bağlısın ve dünyanın bir faiz geçeği var . Bunu yapabilmen için ekonomin dünyaya yön verebilmesi lazım . Faiz Türkiye için kötüde diğer sözüm ona kendilerini müslüman olduğunu idda eden ülkeler için değilmi ? Faiz sistemini elinde tutan bütün ülkeler birlikteler . Faize karṣı olması gerekenler ṣikayet makamında . Yani , sözün devamı aptala söylenir . Vesselam

Turkiye bütçesinin dörtte biri faizcilere gidiyor.

29 Mart 2026 11:40

Sadece ocak ve şubat ayında iç borç faizi 640 milyar ödedik.. zamlar, cezalar, vergilerimiz FAİZCİLERE gidiyor..Rahmetli Erbakan hoca, FAIZ MİKROP GİBİDİR demişti, maalesef bu mikrop bütün toplumu ve kurumlari çürütüyor..Ekonomide faiz bütün kötülüklerin başıdır..Bu faizci, vahşi kapitalist sistemle ekonomi düzelmez.. iktidarda kim olursa olsun..

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle