“Nice hacca gidenler vardır ki; Kâbe onlardan kaçar!”
“Nice hacca gidenler vardır ki; Kâbe onlardan kaçar!”
YÜKSEL TOKUR
Başlıktaki söz Veysel Karani’ye ait olup, tamamı şöyledir: “Nice hacca gidenler vardır ki, Kâbe onlardan kaçar; nice gidemeyenler vardır ki, Kâbe onlara koşar.”
Öncelikle, Veysel Karani’yi kısaca tanıyalım..
Yemen'in Karn köyünde deve çobanlığı yaparak geçinen, yatalak ve görme engelli annesine olan düşkünlüğü ile tanınan Allah dostudur.
Asıl adı Üveys bin Âmir el-Karnî olup, Peygamber Efendimizin döneminde yaşamış, O’na olan sevgi ve bağımlılığına rağmen, Medine’ye kadar gittiği halde göremeden geri dönmüştür.
Peygamberimiz de; kendisini görmediği halde, sevgisini hissettiği Veysel Karani'ye kendi hırkasını hediye olarak bırakmıştır. İstanbul Hırka-i Şerif Camii'ndeki hırka, işte o hırkadır.
657 yılında Sıffin Savaşı'nda şehit olan Veysel Karani'nin türbesi, Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Veysel Karani Beldesi'ndedir.
Hac mevsimindeyiz… Ülkemiz ve diğer ülkelerden binlerce hacı adayı bugünlerde hacı olabilmek için kutsal topraklardalar. hac ziyaretleri “kabul olsun” diyelim..
Gerek hac, gerekse diğer ibadetlerin özünün niyet; yani, ibadetlerdeki “ihlas” dediğimiz samimiyettir.
Bizler; namaz kılan, oruç tutan, iyilik yapanların sadece fiziksel, yani dış görünüşünü görebiliriz. Hâlbuki; Allah kalplere bakarak, herkesin gerçek niyetini görür ve mükâfatını ona göre verir.
Namaz ve orucun hakkını veremeyenlere sadece yorgunluk ve sıkıntıları kalır. Gösteriş için sadaka verenlerin malı, parası gider de, sevap yönünden elleri boş kalır.
Söz ve davranışlarda “doğru” olmak yetmez. Kalbin samimiyeti de “doğru”luktan geçer. Zaten; kalbi doğru olmayanın, dili ve davranışları da “doğru” olamaz.
Bazı insanlar bedenen kutsal yerlere gitse de; kalbini, niyetini ve ahlâkını götüremez. İşte bu yüzden gerçek hac/umre sadece turistik bir yolculuk yapmak değil; temiz bir kalp, terbiye edilmiş bir nefisle Allah’a samimiyetle yönelmekle mümkündür.
“Bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi yatağında ölse bile, Allah şehitler mertebesine ulaştırır.”
Bu hadisten yola çıkarak: “Bütün kalbiyle gitmek istediği halde; maddi veya bedeni bir engel nedeniyle hacca gidemeyen bir Müslüman, gitmişçesine sevap kazanabilir” sonucunu çıkarabiliriz.
İşte; gidemeyenlere Kâbe’nin onlara (manen) koştuğu kişiler bunlardır.
Oraya gitmek nasip olup, şeklen hac rükünlerini yerine getirdiği halde; niyetinin bozukluğu nedeniyle eli boş dönenler de olabilir.
Gördünüz mü, niyetin ne kadar da çok önemli olduğunu?..
Öyle ki; insan bazen küçük bir iyiliği, samimiyetle yaptığı için büyük sevap kazanır.
Bazen de; büyük görünen iyilik ve ibadetleri samimiyetsiz yaptığı için, manevi değer elde edemeyerek eli boş kalır.
Hiç şüphesiz ki; Allah, bizim dış görünüşümüze değil, kalplerimizdeki samimiyete, yani niyetlerimize bakar.
Doğruluğun, iyi niyetin çok azaldığı bir zamandayız.
Selâm olsun; eğri zamanda doğru kalabilenlere..