Venezuela pazarı kimin eline geçiyor!?!
Venezuela pazarı kimin eline geçiyor!?!
Selma Savcı
ABD’nin Karakas’ta düzenlediği operasyonla Nicolás Maduro’nun yakalanıp New York’ta yargılanması, Venezuela dosyasını bir gecede küresel bir sistem testine dönüştürdü.
Öylesi bir dünya düzeni kurulmuş ki, bir devlet başkanını kendi ülkenizde yargılamak için saçma sapan suçlamalar yaparak ve kendi ordunuzla başka bir ülkeye giderek hem Cumhurbaşkanını hem de eşini yaka paça kaçırarak ülkenize getiriyorsunuz ve en garibi ise, tüm bunları yaparken de dünyanın gözünün içine baka baka yalan söyleyip, "barış için yapıyoruz" naraları atıyorsunuz...
Venezuela dosyasını yıllardır enerji masalarında, jeopolitik güç mücadelesi denklemlerinde, kredi pazarlıklarında, yaptırım tartışmalarında uzun uzun dinledik. Trump, Venezuela pazarına mı giriyor?
ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin nedenlerinin temelinde yatan kuşkusuz Venezuela'nın hem maden anlamında hem de petrol zengini bir ülke olmasının büyük bir etkeni var.
Bu askeri müdahaleden saatler sonra ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’nın yönetimine el koyduklarını söyledi ve Venezuela’nın yönetiminin belli bir süre ABD tarafından sağlanacağı açıklamalarında bulunarak tamamen dünyanın eşkıyası benim tanımlamasını yapmaktan kaçınmadı.
ABD ve Venezuela arasındaki elektriklenme ilk olarak Trump'ın başkanlığının ikinci dönemleriyle başladı. Her defasında Trump'tan sert açıklamalar ve Maduro'dan da yine aynı ayarda sert açıklamalara şahit olduk.
Trump'ın en akıllarda kalan ve bugün ABD'de yargılanacağını söylemesinin temel nedeni ise, Maduro'yu Amerika'yı istikrarsızlaştırmakla suçlayarak ABD'ye yasa dışı göçün ve bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığının arkasındaki isim olduğunu söylemiştir. Maduro’nun başına 50 milyon dolar ödül koymuştur.
Bunun yanı sıra Trump, Venezuela'da rejim değişikliğine ilişkin açıklamalarda bulunmuş ve Maduro'ya ülkeyi terk etme çağrısı yapmıştır. Maduro ise bu teklifi reddederek, Trump’ı ülkedeki petrol rezervlerine sahip olmak istemekle suçlamış ve savaşı istemediğini ifade etmiştir. Ayrıca, Venezuela lideri yaptığı son konuşmada, ülkedeki petrol sektörüne yapılacak Amerikan yatırımlarını memnuniyetle karşılayacağını söylemiştir.
Baktığınız zaman tamamen horoz dövüşüne dönen ve iki ülke nezdinde sonuca bağlanmasının mümkün olmadığını görmüştük. Kaldı ki, Venezuela'nın jeopolitik yapısının da ABD'nin salyalarını akıtmasına sebebiyet vermiştir.
Venezuela'nın petrol rezervleri ne boyutta?
BBC Para ve Ekonomi muhabiri Gideon Long, Venezuela'nın 303 milyar varil ile dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğunu ve "dünya toplamının yaklaşık %17'sini oluşturduğunu" söylüyor. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'ne (OPEC) göre Suudi Arabistan 267,2 milyar varil ile ikinci sırada yer alırken, onu 208,6 milyar varil ile İran ve 145 milyar varil ile Irak takip ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın son petrol piyasası raporuna göre, Kasım ayında ülke günde tahmini 860.000 varil üretti. ABD'nin son on yılda uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Venezuela, petrolü Çin'e satmaya başladı ve Çin en önemli pazar haline geldi. Petrol fiyatları, Venezuela kaynaklı arz artışı beklentisiyle yavaşladı·
AA'nın verilerine göre; Venezuela, Güney Amerika kıtasının kuzey ucunda yer alan Karayip denizine sınırı olan 916 bin 445 kilometre kare yüzölçümüyle yaklaşık 34 milyon nüfusu olan bir ülkedir. Ayrıca, Venezuela zengin doğal kaynaklara sahiptir. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasının yanı sıra, zengin doğal gaz yataklarına da sahiptir. Bu enerji kaynakları bakımından dünya genelinde altıncı sırada yer almaktadır. Bu bağlamda Venezuela Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütüne (OPEC) üyedir. Latin Amerika’nın en büyük altın rezervlerine, dünyada 12’nci sırada yer alan demir yataklarına, 15’inci sıradaki boksit rezervlerine ve elmaslara sahiptir. Venezuela tüm bu yeraltı zenginlikleriyle yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip, bol su kaynakları bulunan ve Karayip Denizi ile Atlas Okyanusu’na ayrıcalıklı erişimi olan bir coğrafya içinde yer almaktadır.
Sadece bu paylaştığımız veriler bile ABD'nin tıpkı zamanında Irak'a, Vietnam'a yaptığı saldırılar bütünüyle ilişkilendirilebilir. ABD, eğer bir ülkeye özgürlük adı altında gidiyorsa bilin ki orada kan ve gözyaşı hakim olacaktır. Çünkü yapılan operasyonu bile tiye alarak, "dizi izler gibi izledim" diyen bir karakterden bahsediyoruz.
Böylesi başka bir ülkenin iç işlerine karışmayı marifet sanan bir ülkenin gelecek kuşaklar için nasıl bir tehlike olduğunun altı da mutlaka çizilmelidir.
Peki bundan sonra ne olur? Hemen Rusya ve Çin'in Venezuela'nın yanında olması ve katil İsrail ve Ukrayna'nın da ABD'nin kanatları altına yerleşmesi sonrası birçok ülkelerden olumlu-olumsuz eleştiriler bütünüyle birlikte yeni safların oluşacağını söylemek şaşırtıcı olmayacaktır.
Ve zaten en önemli noktalardan biri ise de; ABD'nin Venezuela'ya yaptığı ve resmen kabul ettiği müdahalenin de uluslararası hukuk varsa şayet buna da aykırı olduğunu söylemek mümkün. Varsa diyorum çünkü Gazze'nin her an her saat bombalanması ve binlerce şehidin ortaya çıkmasında bir türlü uluslararası hukuk devreye girememişti.
Ve New York'a Maduro'nun ayakları zincirli bir şekilde aşağılanarak getirilmesi ve sokaklarda gezdirilmesi de bir ülkenin liderine yakışmayacak hareketler bütününden ibarettir.
ABD emperyalizminin Karakas’ı bombalayıp, Maduro’yu kaçırdığı haydutça saldırı, akıllara Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chávez’in 2009 tarihli röportajını getirdi: “Bu bir paranoya değil, Latin Amerika’nın kanlı gerçeğidir.”
Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chávez, 8 Ağustos 2009 tarihinde Miraflores Sarayı’nda Kolombiya medyası RCN’den gazeteci Victoria "Vicky" Dávila’ya verdiği röportajda, Washington’un karanlık ajandasını tüm çıplaklığıyla ifşa etmişti.
Chávez, o dönemde kendisini “paranoyaklık” ile suçlayan medyaya ve emperyalist odaklara cevap vermişti. ABD’nin Venezuela’ya yönelik bitmek bilmeyen saldırganlığının arkasında yatan temel motivasyonun “demokrasi” değil, enerji kaynaklarına çökme arzusu olduğunu vurgulayan Chávez, şu ifadeleri kullanmıştı: “Venezuela, gezegendeki en büyük petrol rezervlerine sahip. Bu kaynak, bu ülkeye ve dünyaya 100 yıldan fazla yetebilir. Kendi petrolü tükenmekte olan ABD’nin temel amacı, burada Washington’a boyun eğen, petrolü emperyalizmin hizmetine sunacak bir kukla rejim kurmaktır.”
Görüldüğü üzere geçen 17 yıla baktığımızda 'doğru söze ne hacet' demeden kendimi alamıyorum...
Kalın sağlıcakla...