• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Selma Savcı
Selma Savcı
Selma Savcı
TÜM YAZILARI

Venezuela pazarı kimin eline geçiyor!?!

07 Ocak 2026
A


Selma Savcı İletişim: [email protected]

Venezuela pazarı kimin eline geçiyor!?!

Selma Savcı

ABD’nin Karakas’ta düzenlediği operasyonla Nicolás Maduro’nun yakalanıp New York’ta yargılanması, Venezuela dosyasını bir gecede küresel bir sistem testine dönüştürdü.

Öylesi bir dünya düzeni kurulmuş ki, bir devlet başkanını kendi ülkenizde yargılamak için saçma sapan suçlamalar yaparak ve kendi ordunuzla başka bir ülkeye giderek hem Cumhurbaşkanını hem de eşini yaka paça kaçırarak ülkenize getiriyorsunuz ve en garibi ise, tüm bunları yaparken de dünyanın gözünün içine baka baka yalan söyleyip, "barış için yapıyoruz" naraları atıyorsunuz...

Venezuela dosyasını yıllardır enerji masalarında, jeopolitik güç mücadelesi denklemlerinde, kredi pazarlıklarında, yaptırım tartışmalarında uzun uzun dinledik. Trump, Venezuela pazarına mı giriyor?

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin nedenlerinin temelinde yatan kuşkusuz Venezuela'nın hem maden anlamında hem de petrol zengini bir ülke olmasının büyük bir etkeni var.


Bu askeri müdahaleden saatler sonra ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’nın yönetimine el koyduklarını söyledi ve Venezuela’nın yönetiminin belli bir süre ABD tarafından sağlanacağı açıklamalarında bulunarak tamamen dünyanın eşkıyası benim tanımlamasını yapmaktan kaçınmadı.


ABD ve Venezuela arasındaki elektriklenme ilk olarak Trump'ın başkanlığının ikinci dönemleriyle başladı. Her defasında Trump'tan sert açıklamalar ve Maduro'dan da yine aynı ayarda sert açıklamalara şahit olduk. 

Trump'ın en akıllarda kalan ve bugün ABD'de yargılanacağını söylemesinin temel nedeni ise, Maduro'yu Amerika'yı istikrarsızlaştırmakla suçlayarak ABD'ye yasa dışı göçün ve bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığının arkasındaki isim olduğunu söylemiştir. Maduro’nun başına 50 milyon dolar ödül koymuştur.


Bunun yanı sıra Trump, Venezuela'da rejim değişikliğine ilişkin açıklamalarda bulunmuş ve Maduro'ya ülkeyi terk etme çağrısı yapmıştır. Maduro ise bu teklifi reddederek, Trump’ı ülkedeki petrol rezervlerine sahip olmak istemekle suçlamış ve savaşı istemediğini ifade etmiştir. Ayrıca, Venezuela lideri yaptığı son konuşmada, ülkedeki petrol sektörüne yapılacak Amerikan yatırımlarını memnuniyetle karşılayacağını söylemiştir.

Baktığınız zaman tamamen horoz dövüşüne dönen ve iki ülke nezdinde sonuca bağlanmasının mümkün olmadığını görmüştük. Kaldı ki, Venezuela'nın jeopolitik yapısının da ABD'nin salyalarını akıtmasına sebebiyet vermiştir.



Venezuela'nın petrol rezervleri ne boyutta?

BBC Para ve Ekonomi muhabiri Gideon Long, Venezuela'nın 303 milyar varil ile dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğunu ve "dünya toplamının yaklaşık %17'sini oluşturduğunu" söylüyor. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'ne (OPEC) göre Suudi Arabistan 267,2 milyar varil ile ikinci sırada yer alırken, onu 208,6 milyar varil ile İran ve 145 milyar varil ile Irak takip ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın son petrol piyasası raporuna göre, Kasım ayında ülke günde tahmini 860.000 varil üretti. ABD'nin son on yılda uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Venezuela, petrolü Çin'e satmaya başladı ve Çin en önemli pazar haline geldi. Petrol fiyatları, Venezuela kaynaklı arz artışı beklentisiyle yavaşladı·


AA'nın verilerine göre; Venezuela, Güney Amerika kıtasının kuzey ucunda yer alan Karayip denizine sınırı olan 916 bin 445 kilometre kare yüzölçümüyle yaklaşık 34 milyon nüfusu olan bir ülkedir. Ayrıca, Venezuela zengin doğal kaynaklara sahiptir. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasının yanı sıra, zengin doğal gaz yataklarına da sahiptir. Bu enerji kaynakları bakımından dünya genelinde altıncı sırada yer almaktadır. Bu bağlamda Venezuela Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütüne (OPEC) üyedir. Latin Amerika’nın en büyük altın rezervlerine, dünyada 12’nci sırada yer alan demir yataklarına, 15’inci sıradaki boksit rezervlerine ve elmaslara sahiptir. Venezuela tüm bu yeraltı zenginlikleriyle yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip, bol su kaynakları bulunan ve Karayip Denizi ile Atlas Okyanusu’na ayrıcalıklı erişimi olan bir coğrafya içinde yer almaktadır.


Sadece bu paylaştığımız veriler bile ABD'nin tıpkı zamanında Irak'a, Vietnam'a yaptığı saldırılar bütünüyle ilişkilendirilebilir. ABD, eğer bir ülkeye özgürlük adı altında gidiyorsa bilin ki orada kan ve gözyaşı hakim olacaktır. Çünkü yapılan operasyonu bile tiye alarak, "dizi izler gibi izledim" diyen bir karakterden bahsediyoruz.

Böylesi başka bir ülkenin iç işlerine karışmayı marifet sanan bir ülkenin gelecek kuşaklar için nasıl bir tehlike olduğunun altı da mutlaka çizilmelidir.
Peki bundan sonra ne olur? Hemen Rusya ve Çin'in Venezuela'nın yanında olması ve katil İsrail ve Ukrayna'nın da ABD'nin kanatları altına yerleşmesi sonrası birçok ülkelerden olumlu-olumsuz eleştiriler bütünüyle birlikte yeni safların oluşacağını söylemek şaşırtıcı olmayacaktır.


Ve zaten en önemli noktalardan biri ise de; ABD'nin Venezuela'ya yaptığı ve resmen kabul ettiği müdahalenin de uluslararası hukuk varsa şayet buna da aykırı olduğunu söylemek mümkün. Varsa diyorum çünkü Gazze'nin her an her saat bombalanması ve binlerce şehidin ortaya çıkmasında bir türlü uluslararası hukuk devreye girememişti.


Ve New York'a Maduro'nun ayakları zincirli bir şekilde aşağılanarak getirilmesi ve sokaklarda gezdirilmesi de bir ülkenin liderine yakışmayacak hareketler bütününden ibarettir.

ABD emperyalizminin Karakas’ı bombalayıp, Maduro’yu kaçırdığı haydutça saldırı, akıllara Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chávez’in 2009 tarihli röportajını getirdi: “Bu bir paranoya değil, Latin Amerika’nın kanlı gerçeğidir.”  

Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chávez, 8 Ağustos 2009 tarihinde Miraflores Sarayı’nda Kolombiya medyası RCN’den gazeteci Victoria "Vicky" Dávila’ya verdiği röportajda, Washington’un karanlık ajandasını tüm çıplaklığıyla ifşa etmişti.


Chávez, o dönemde kendisini “paranoyaklık” ile suçlayan medyaya ve emperyalist odaklara cevap vermişti. ABD’nin Venezuela’ya yönelik bitmek bilmeyen saldırganlığının arkasında yatan temel motivasyonun “demokrasi” değil, enerji kaynaklarına çökme arzusu olduğunu vurgulayan Chávez, şu ifadeleri kullanmıştı: “Venezuela, gezegendeki en büyük petrol rezervlerine sahip. Bu kaynak, bu ülkeye ve dünyaya 100 yıldan fazla yetebilir. Kendi petrolü tükenmekte olan ABD’nin temel amacı, burada Washington’a boyun eğen, petrolü emperyalizmin hizmetine sunacak bir kukla rejim kurmaktır.”

Görüldüğü üzere geçen 17 yıla baktığımızda 'doğru söze ne hacet' demeden kendimi alamıyorum...
Kalın sağlıcakla... 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

NEDEN?????

Venezuela, gezegendeki en büyük petrol rezervlerine sahip ama halkı fakir ve aç. 28 milyon Venezuelalının 8 milyonu ülkeyi terk edip başka ülkelere göç etmiş. Acaba neden???

okur

ABD EŞKIYALIĞI VE HALKTAN KOPUK MADURO Bir gezegende bir eşkıya ve halkından kopuk bir yönetim varsa; o eşkıya halkından kopuk yönetimi çekip aldığında, bu olaydan halkın haberi dahi olmaz. Çünkü eşkıya bilir ki bu yönetim, sürüden ayrılmış kuzu gibidir. Venezuela’da olanların özeti tam da budur. ‘’İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’’ düsturundan uzak duran yönetimlerin akıbeti birbirinden farklı değildir. Mutlak monarşi, ağır vergiler ve adaletsiz bir düzen süren Fransa kralı XVI. Louis 1793 yılında giyotinle idam edildi. Çarlık baskısı, işçi ayaklanmaları ve savaş felaketleriyle ülkesini yöneten Rus çarı II. Nikolay 1918 yılında ailesiyle birlikte kurşuna dizildi. Aşırı kişilik kültüne sahip biri olan, yoksulluk ve gizli polis teşkilatıyla halkı sindiren yoksulluk ve korku içinde yönetim sergileyen Romanya diktatörü Nicolae Ceaușescu 1989 yılında halk ayaklanmasından sonra idam edildi. Kimyasal silahla Halepçe’de halkına saldıran, uzun yıllar baskı ve korkuyla hüküm süren Saddam Hüseyin, ABD işgalinde halkı ve ordusu tarafından yalnız bırakıldı ve idam edildi. 42 yıl boyunca ülkeyi sıkıyönetimle yöneten, muhalifleri işkenceyle susturan, aşiretleri birbirine düşürerek halkını birbirine kırdıran Muammer Kaddefi 2011 yılında halk tarafından linç edildi. Kendi iktidarı uğruna ülkesini iç savaşa sürükleyen, yabancı ülke askerlerini ülkesine davet edip halkını kırdıran Suriye devlet başkanı Beşar Esad ülkesinden kaçarak kurtuldu. Maduro’nun yatağından alınıp götürülürken ordunun pasif kalması, halkın sahip çıkmaması ve sokaklarda sevinç gösterileri yapması gösteriyor ki Maduro halkından kopuk bir yönetim tarzı sergilemiş, halkını yaşatmamış ki devleti de yaşasın. ABD’nin yaptığı eşkıyalık, yoksulluğa mahkûm edilen halk için can simidi, Maduro yönetimi için de idam ipi olmuştur. Zulümle yönetmek gün gelir meşruiyeti bitirir. Korkuya dayalı yönetim anlayışı sadakat öğretmez. Bu tarz yönetim sergileyen liderler bilsinler ki yakın korumalar bile bir gün cellâda dönüşebilir. Devleti kişisel hırsıyla yöneten bir lider, gün gelir kendiyle birlikte devleti de bitirir. Yönetimde ille adalet, ille adalet. ABD’nin yaptığı eşkıyalık, savaşların değerler dizisini değiştirmiştir. Kanlı, zahmetli, yıkıcı ve pahalı savaşlar yerini ucuz, zahmetsiz ve yıkıcı olmayan teknik ve siyasi hamlelere bırakmıştır. Yeni savaş değerler dizisine karşı yeni savunma değerler dizisi geliştirmeliyiz. Ordular çağdaş silahlarla donatılmalı, modern olmalı ancak en önemlisi halkın yüreğinde devlete olan aidiyet duygusu bir volkan gibi kaynamalıdır. Millet kendini güvende hissetmeli, ülkenin kaynakları millete adil paylaştırılmalı, adalet zamanında tecelli etmali, millet yarınından umutlu olmalı, devlet memurları işini sahiplenmelidir. Bu değerlerin hakim olduğu ülke işgal edilemez, devlet başkanını da eşkıyalar gelip alamaz. Eğer milletin içindeki aidiyet duygusu yok olursa, işgal anında o modern silahları kullanacak asker bulunmaz; eşkıyalar devlet başkanını alıp götürürken ardından ağlayan halk olmaz. (Veysel FIRAT/Malatya Pusula/ 05.01.2026)
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23