Bilim İslam ile zıtlaşır mı?
Bilim İslam ile zıtlaşır mı?
SEFA SAYGILI
Son zamanlarda bazı ateist yazarların “Dinin değil bilimin dediğini yapmalıyız” şeklinde yazılar kaleme aldığını görüyoruz. Hâlbuki dinimiz İslam bilimle çatışmaz, buna bir örnek veremezler.
Evet, bilim sayesinde, sadece bilmediğimiz şeyler değil bildiğimizi sandığımız halde aslında bilmediğimiz şeyleri de keşfediyoruz. Yüzyıllarca Batıda tartışmasız gerçek olarak görülen bir bilginin, meselâ Dünya’nın düz olduğunun bir efsane olduğu ortaya çıkabiliyor.
The New York Times’daki yazısında Carlos Cunha, “Ancak” diyor, “Bilimin bile, bildiğini sandığı şeyi her zaman bilmiyor olabileceği gözden kaçıyor. Teorik varsayım şeklindeki efsaneler, çoğu bilimsel keşfi oluşturan tuğlaları birleştiren bir harç fonksiyonu görüyor. Bunu bilimsel bilgi evrenini ayakta tutan karanlık madde olarak da adlandırabilirsiniz. Elbette karanlık maddenin kendisi de bir bilim efsanesine örnektir. Varlığı kanıtlanamasa da, giderek gerçek olarak kabul ediliyor.”
Cunha daha sonra konuyu evrim teorisine getiriyor ve teoriye saldırıların şaşırtıcı olmadığını vurguluyor. “Akıllı tasarımı yücelten yaradılışçılar dışında, genelde Charles Darwin’in fikrinin her bakımdan kanıtlandığı zannedilir” diyor ve bir örnek veriyor: “Evrim teorisinin en ilginç kanıtlarından birisi, bazı türlerin tuhaf bir şekilde diğer türlerin şeklini ve rengini taklit etmesidir. Ancak büyüleyici görünen bu taklit yeteneği, Darwin’in getirebileceği açıklamaya hiç uymuyor. Yani bunlar, milyonlarca yıl boyunca süren ve türün çoğalmasına yardımcı olan kapsamlı ve küçük tesadüfî mutasyonlar gibi görünmüyor. Süreci tetikleyen gerçek mekanizma ve bunun taklit yeteneğini düzenleyip mükemmelleştirmesi, bilimin bilir gibi göründüğü ve bildiği varsayılan, oysa gerçekte bilmediği her şey.”
Bilimin belli bir konuyu bilmemesi şaşırtıcı bile olabilir. Bilimin aslında küçük kuşların nasıl göç ettiğini, bu kadar uzak mesafeleri nasıl kat ettiklerini veya ne sıklıkla mola vermek zorunda kaldıklarını bilmediğini kim düşünürdü? The New York Times’da çıkan bir habere göre, yeni bir takip teknolojisi kullanan araştırmacılar, kuşların çoğunun molasız uçuşları tercih ettiğini görünce hayret ettiler.
Cunha, “Bilim insanları pozitivisttir” diyor. Bildikleri şeyler arasındaki boşlukların büyüklüğüne, yani “negatif kütleye” dikkat çekmezler. Bu da, bilimin yolumuzu gerçekte olduğundan daha güçlü aydınlatıyormuş gibi düşünmemizi sağlar. Hâlbuki gerçek böyle değildir, sanal bir görüntü oluşturulmuştur.
Şu sıralarda bilimin henüz çözemediği milyarlarca konuyu işleyen bir kitap çıkarma zamanının geldiğini ekliyor Cunha. Bu eser, bilim insanlarının kendilerinin bile bilimin asla bilemeyeceğini kabul ettikleri bir soruyla bitebilirdi:
“Neden hiçlik yerine varlık var ve bunun amacı veya anlamı nedir?”
Şu gerçektir ki, gerçek din olan İslâm hem bilimle uyum içerisindedir, hem de bilimi teşvik eder. Allah’ın varlığına iman eden bir bilim adamı, incelediği canlılardaki ve düzenlerdeki mucizeleri görerek, O’nun kudretini daha iyi kavrar. Böylelikle hem bilimle daha uygun bütünleşir, hem de bilimin cevap veremediği sorulara anlamlı karşılıklar verir.
RAMAZAN SOFRALARI
Ramazan insanoğlunun acizliğini, ölümü, zor ve muhtaç durumda olanları hatırlatan, hatırlatması gereken bir aydır. Tok olma değil aç kalma ayıdır. Bu yüzden Ramazan ayında kurulan iftar ve sahur sofraları muhakkak mütevazı olmalı, israftan kaçınmalıdır.
Oruç tutuyorum diye çok yemek doğru değildir. Ramazanda aç kalarak farkındalık sağlarız, dünyanın dört bir yanındaki zor durumda olan kardeşlerimizle empati sağlarız. Yoksa fazla yiyerek oruç tutarsak hem israfa kaçar hem de Ramazanın hakkını verememiş oluruz. Ramazan yeme değil yememe, tok kalma değil aç kalma ayıdır.
İşte az yediğimiz birkaç günden sonra mideniz büzüşmüş olacaktır ve onu yine eski haline döndürecek derecede genişletmek akıllıca bir şey değildir. Günümüz insanı, midesini fazlasıyla büyütmüştür. Oruçtan sonra yemeğe başladığımızda, oruç tutmadan önceki dönemlerden daha çabuk doyduğumuzu keşfederiz. Alışkanlıklarımız bize yemeğimizin geri kalan kısmını da yedirebilir, ama orada durmalı ve yeterince yediğimizi kabul etmeliyiz. Bu yüzden oruç tutmak, yemek yeme alışkanlıklarımızı da değiştirmenin bir yoludur. Ve bunu yapmamız gerekir. Ramazan’da kilo verenler buna dikkat etmezlerse kilo alacaklardır.
Zaten az yemezsek, akşam bir oturuşta bir günlük yemek yersek, şehvetimizi yenmek ve nefsimizi mağlup etmek nasıl mümkün olacaktır? Hâlbuki birçoğumuz bunun aksine olarak, yiyeceklerini Ramazana ayırıp çeşitli, mütenevvi ve nefis yemeklerle akşam sofrasına oturup diğer aylarda yemediklerini bu ayda yemeyi itiyat haline getirmişlerdir. Bu ise doğru değildir.
Orucun sırrı ve ruhu, nefsin kuvvetlerini zayıflatmak ve yok etmektir. Bu da ancak az yemek ile mümkündür.