Sonuna kadar Pakistan
Sonuna kadar Pakistan
REFİK TUZCUOĞLU
Dünya’nın yeni gündemi, Pakistan ile Hindistan arasında başlayan çatışmalar.
“Gelişmeleri hangi açıdan değerlendirsem” diye kalemi her ele alışımda gönlüme Muhammed İkbal’in hatırası geldi. “Vardır bir hikmeti” deyip İkbal’den yola çıkmaya karar verdim.
“Muhammed İkbal kimdir?” sorusunu özellikle genç kuşaklar merak edebilir.
Muhammed İkbal, Keşmir yakınlarında Pencap’ın Siyâlkût şehrinde 1877 yılında dünyaya gelen büyük bir düşünce adamıdır. I.Dünya Savaşı’nda İslam Dünyası’nın çöküşüne şahitlik etmiştir.
Çok zeki olan ve iyi bir eğitim alan İkbal, İngiltere’de dönemin önde gelen felsefecileri ve şarkiyatçıları ile akademik çalışmalar yaptı. Avrupa’da verdiği konferanslar Doğu ve Batı düşünce dünyasında büyük yankılar uyandırdı. Doğu-Batı ayırt edilmeksizin 20. asrın en büyük mütefekkirleri arasına ismi yazdırdı.
Mevlana Celaleddin Rumi’ye büyük hayranlık duyan ve onu kendisine rehber kabul eden Muhammed İkbal, Asr-ı Saadet dönemi dinamizmini İslam Dünyası için tek kurtuluş yolu olarak gösterir. Sufi meşrep bir şahsiyet olsa da durağanlaştıran İran tasavvufunu eleştirir. İnsan için ilahi aşkın önemine dikkat çeker. “Aşk insanın kendi imkan ve kabiliyetlerini idrak vasıtasıdır. Aşk aklın rakibi değildir, hatta aşk ile aklı birleştirmek gerekir” fikrini paylaşır.
Muhammed İkbal, Türkiye’ye derin bir sevgiyle bağlıdır. Avrupa’ya seyahatlerinde bindiği uçak Türkiye semalarına ulaştığı anda saygıyla ayağa kalktığı ve Türkiye semalarından ayrılana kadar yerine oturmadığı anlatılır. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na destek için Pakistan’da mitingler düzenler. Anadolu’dan gelen zafer haberlerinden muazzam bir sevinç duyar.
Ölümünden kısa bir süre önce 1937 yılında Müslümanların bağımsızlığı hakkında Pakistan’ın kurucusu olan Muhammed Ali Cinnah’a bir mektup yazar. 1947 yılında Pakistan bağımsızlığını elde eder. Muhammed İkbal Pakistan’ın manevi kurucusu gibidir. İsmi Pakistan’ın fikri teorisyenleri arasında geçer. Ruhu şad olsun.
Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk çok derin bir dosluktur.
Pakistan, Kıbrıs konusunda Türkiye’nin yanında yer almıştır.
Karabağ Savaşı’nda da her türlü imkanla desteklemiştir.
Türkiye ile Rusya arasında Suriye’de patlak veren krizde, nükleer silahlar dahil olmak üzere Türkiye ile bir ve beraber olduğunu açıklamaktan çekinmemiştir.
Türkiye’nin ama’sız fakat’sız neredeyse en kalbî dostu Pakistan’dır. Şimdi de Türkiye, Pakistan’ın zor zamanında yanındadır. Savaş gemilerimizin Pakistan limanlarına gitmesi, askeri teknolojilerimizi Pakistan’la buluşturmamız çok doğru bir hamledir.
Hindistan, aşırı Hindu milliyetçiliğini körükleyen “Hindutva” ideolojisi ile bölgenin siyonist ülkesidir. İsrail’in, Yunanistan’ın, Ermenistan’ın Türkiye karşıtı tutumlarında müttefiki konumundadır.
Netanyahu’nun İsrail’deki misyonu ne ise Hindistan’da Narendra Modi’nin misyonu odur.
Narendra Modi, işgal altındaki Cammu Keşmir bölgesinde özerkliği kaldıran adamdır. 200 milyonu aşan Müslüman halk üzerinde her türlü asimilasyon politikasını pervasızca yürütmektedir.
Narendra Modi, aşırı Hint milliyetçi militanlarını kullanarak Babür Şah döneminde yapılan Babri Mescidi’ni yıktırmıştır. Yerine de Tanrı Ramada tapınağı yapılması kararını Hint yargısına aldırtmıştır. Müslümanların kutsallarını yok sayacak ve onları provoke edecek her türlü yola başvurmaktadır.
Ülkesinin ekonomisini kötü yöneten Modi, yine Netanyahu gibi aşırı milliyetçiliği körükleyerek yeniden iktidar olma hesabı yapıyor. Ateşle oynayan Modi, Hindistan’ı yeni bir maceraya sürüklüyor.
Sonuna kadar yanındayız Pakistan.
“Cive Pakistan”.