PKK/PYD’nin akıbeti
PKK/PYD’nin akıbeti
REFİK TUZCUOĞLU
Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan’ın İmralı görüşmeleri gündem olmayı sürdürüyor.
Muhtelif kesimlerden yükselen sese kulak verdiğinizde; “bu sefer bir netice almaya daha yakınız” sözlerini duymak mümkün.
Türkiye’nin açılım sürecinde gösterdiği samimiyet, terör zihniyetinin suikastına kurban edilmişti. Recep Tayyip Erdoğan’ın “baldıran zehri içme” pahasına gösterdiği siyasi çözüm iradesi değerlendirilmemişti. Uzun yıllar boyunca allanıp pullanıp şişirilmeye çalışılan Edirne’deki zatın, Türkiye’nin samimi yaklaşımını “acziyete düşme” şeklinde telakki ettiği yanlış okuma ve meydanlarda sarfettiği şehvetli sözlerle süreç uçurumdan aşağı yuvarlanmıştı. Çukur eylemleriyle terör bakış açısı, kardeşliğin ihyasına balta vurmuştu.
Sayın Bahçeli’nin TBMM’deki grup toplantısında yeni bir kapı aralaması terörden beslenen cenahta ciddi bir kafa karışıklığına yol açsa da, çatışmadan beslenen Kandil ekibi TUSAŞ saldırısı ile yine kan ve gözyaşını tercih etmiş oldu. O gelişmeyi “Uzatılan Eli Isırmak” başlıklı yazımda bu köşeden değerlendirmiştim.
Bugün konunun yeniden hareketlilik kazanması Suriye’deki devrimin gerçekleşmesiyle doğrudan bağlantılı aslında. PYD/PKK çizgisi yeni konjonktürde gittikçe hayati bir kuşatmayı hissetmeye başladı.
En büyük desteği gördükleri Esad rejimi yıkıldı.
Rusya ve İran faktörü PYD/PKK çizgisine gizli ve açık destek veriyordu. O ihtimal de kaybolmuş gibi.
Geriye ABD ve koalisyon güçleri kaldı. Orada da ne yapacağı belli olamayan Trump’lı günlere doğru gidiliyor.
İşte şimdi, “Uzatılan eli sıkmalı mıyız?” konusunu kendileri açısından yeniden değerlendirilebilir bulmaya başladılar.
PKK/PYD’nin silah bırakma sürecinin istenilen istikamette ilerleyip ilerlemeyeceğine dair bazı endişelerimi paylaşmak isterim.
Öncelikle yurt içinde ve yurt dışında muhataplık sorunu var.
Muhatap DEM Partisi mi? DEM’in sözünü Kandil dinler mi? Yoksa DEM Kandil’e mi bağlı? Kandil’in DEM’le arasında; “Sen görüşmeleri yap, kim ne diyor bir toparla, sonra bakarız” şeklinde bir ilişki mi mevcut. Suriye’deki Mazlum Abdi sürecin neresinde olacak? Kandil ile DEM veya DEM ile Mazlum Abdi fikir uyuşmazlığı içine düştüklerinde kimin sözü geçerli olacak? Öcalan’ın süreçteki belirleyiciliği nedir? Son tahlilde Öcalan’ın kestiğini tüm taraflar yiyebilecek mi?
Başka bir belirsizlik alanı ABD’nin tutumunun ne olacağı ile ilgili. Trump’ı dinlerseniz başka bir telden çalıyor. CENTCOM’a bakarsanız başka bir havadan oynuyor. Neo-Con’lar ne diyor? İsrail’in PYD/PKK konusunda ABD’den beklentileri nedir ve yeni dönem ABD politikaları üzerinde etkisi nasıl olacak?
Bütün bu belirsiz alanlar, sürecin nereye doğru mesafe alacağını gösterecek. Geçmişte ABD müesses nizamının Kandil’e verdiği talimat ile çözüm süreci yok edilmiş böylece terör eylemlerine hız veren PKK binlerce insanın hayatına mal olmuştu.
“Peki, şimdi ne olacak?” sorusunun cevabını yakında göreceğiz.
PKK kırk yıldır başvurduğu terör yöntemleriyle kan ve gözyaşı akıtmakla hiçbir şey elde edemedi. Kadim kardeşlik bağlarında bazı tahribatlar oluştursa bile milletin irfanı sayesinde ayrıştırmada muvaffak olamadı. Rojava diye sembolleştirdiği yerde kurduğu yapı bölgenin sakini olan Kürtlere zulüm düzeni oldu.
Türkiye, terörü ortadan kaldırma konusunda hiç olmadığı kadar kararlı. Hiç olmadığı kadar savunma sanayiinde güçlü. Hiç olmadığı kadar bölgeye askeri tahkimat yaptı. Teröre baskıyı her geçen gün artırıyor. Irak’ta Pençe Harekâtları başarılı şekilde tamamlandı. Terör örgütünün tüm mahremlerine girildi ve giriliyor. Suriye’nin yeni yönetimi ise tek devlet tek ordu konusunda kararlı. Fırat’ın doğusuna yönelik harekât sabırla yönetiliyor. Sayaç terör örgütünün aleyhine işliyor.
PKK/PYD’nin akıbeti için çok fazla seçenek kalmadığını görmek gerekiyor.