İznik’in ruhu ve Papa
İznik’in ruhu ve Papa
REFİK TUZCUOĞLU
Dünya, tarihi bir ana tanıklık ediyor. Katolik dünyasının ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, göreve geldikten sonra ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirdi.
Bu tercih, diplomatik nezaketin ötesinde anlamlar taşıyor. 1700 yıllık bir misyonun olduğunu da görmek lazım. Ziyaretin kalbinde, Hristiyanlık tarihinin en kritik dönüm noktası olan ve MS 325 yılında toplanan Birinci İznik Konsili’nin yıldönümü var. Papa, Fener Rum Patriği Bartholomeos ile birlikte, Katolik ve Ortodoks dünyası arasındaki o bin yıllık ayrılığı onarmak ve “birlik” mesajı vermek için İznik’te.
Ancak burada bir parantez açmak ve madalyonun diğer yüzüne bakmak şart. 1700 yıl önce İznik’te toplanan konsil, aslında İmparator Konstantin’in “İseviliği” Roma’nın pagan sistemiyle harmanlayarak bugünkü “Hristiyanlığa” dönüştürdüğü yerdir.
O gün İznik sokaklarında, “İsa yaratılmıştır, Tanrı olamaz” diyerek Tevhid’e yakın duran Arius’un sesi yankılanıyordu. Fakat Roma’nın bekası için İseviliğin sisteme entegrasyonu ve pagan ritüellerle uzlaştırılması gerekiyordu. Roma’nın siyasi gücü ve sunduğu ekonomik avantajlar dini otoriteyi etki altına aldı. Arius, dünyevi nimetlere sırtını döndü, hakikati haykırdı ve bedelini şüpheli bir ölümle ödedi. Bugün Papa’nın ayak bastığı topraklarda, sistemin dışladığı Arius’un ahı dolaşıyor.
İznik’te Hilalin Aydınlığı
Evet, İznik Hristiyanlık için bir “inanç bildirgesi” şehridir. Lakin bu toprakların asıl mayasını Selçuklu ve Osmanlı yoğurmuştur. İznik, Anadolu’da Türklerin ilk başkentidir. 1075 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın fethiyle Anadolu Selçuklu Devleti’nin temellerinin atıldığı, devlet aklının Anadolu’ya ilk mührünü vurduğu yerdir.
Haçlı ordularının barbarca saldırılarına karşı göğsünü siper eden, Orhan Gazi’nin 1331’deki fethiyle ebedi yurdumuz olan bu şehir; sadece bir arkeolojik değer değil, bir ilim ve irfan merkezidir. İlk Osmanlı medresesinin kurulduğu, Davud-i Kayserilerin ders verdiği, Eşrefoğlu Rûmî gibi gönül sultanlarının nefeslendiği bir maneviyat havzasıdır. İznik’i “Altın Şehir” yapan Roma sikkeleri değil, ecdadın orayı camilerle, imaretlerle, çinilerle donatıp bir İslam beldesi haline getirmesidir.
Dolayısıyla Papa 14. Leo, İznik’te dua ederken, aslında hoşgörünün, adaletin ve birlikte yaşama kültürünün en kâmil örneğini sergileyen bir Türk-İslam medeniyetinin misafiri olduğunu derinden hissetmiştir.
Ankara’da Küresel Adalet Mesajı
Ziyaretin Ankara ayağı ise teolojiden öte, jeopolitik bir manifesto niteliğindeydi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Papa ile Beştepe’de yaptığı görüşmede, meseleyi insanlığın asıl kanayan yarası olan “küresel adalet” zeminine taşıdı.
Papa’nın “İnsanlığın geleceği tehlike altında” uyarısına karşılık, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan çözümü net bir şekilde ortaya koydu. Gazze’de kiliselerin bile bombalandığı, çocukların katledildiği bir dünyada, barışın yolu teolojik birleşme arayışlarından ziyade, zalime “dur” diyebilen bir adalet nizamından geçer. Papa’nın ziyarete özel hazırlattığı logoda gösterdiği üzere Türkiye, Doğu ile Batı arasında sadece bir köprü değil, vicdanın ve merhametin kalesidir.
Anadolu Misafirperverliği
Papa’nın ziyareti, bazı çevrelerin “ekümeniklik” rüyalarını veya Lozan’ı delme heveslerini kabartsa da, Türkiye her şeyin farkındadır. Patrik Bartholomeos ile Papa’nın kucaklaşması, Batı’nın yaklaşan küresel fırtınalara karşı safları sıkılaştırma çabası olabilir. Arkaplanında başka maksatların güdülmesi de mümkündür. Ancak bizim duruşumuz, Kur’an’ın, “Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin” (Âl-i İmrân 64) çağrısındaki o hakikat çizgisidir.
Sonuç olarak; Papa 14. Leo, inancının gereğini yapıp İznik’e geldi. Türkiye’de ayin yönetti, dua etti. Türkiye ise misafirini Anadolu irfanıyla ağırladı. Son tahlilde İznik ile ilgili tarihin kaydı şudur; ‘İznik’in taşında, toprağında ve ruhunda, konsil kararlarından çok, Süleyman Şah’ın kılıcının, Eşrefoğlu Rûmî’nin nefesinin ve Orhan Gazi’nin adaletinin izi vardır.’
Türkiye, dün ve bugün olduğu gibi yarın da farklı inançların huzur içinde yaşadığı bir “barış adası” olmaya devam edecek. Öyle olduğu için küresel vicdanın sesini yükselten ülke Türkiye değil midir?