Hak ve adâlet(8)
Hak ve adâlet(8)
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
…HER İNSANIN İMTİHANI FARKLIDIR
*Hayatın insanlara neler getireceği belli değildir. İnsan, çalışıp-gayret etmek, aklını kullanmak ve doğru yolu seçmekle vazifelidir. İnsan, kötülüklerden, fitne-fesat çıkarmaktan (haram, yalan, iftira, cinayet, hak yeme, hırsızlık, vs…) kaçınmalıdır. Hayatta; Nice fakir doğanların çalışarak zengin oldukları, nice zengin doğanların da sonunda fakir, sefil bir hayat yaşadıkları az rastlanır haller değildir.
*Allah, fakirleri mal ile imtihan etmiyor. Nice zenginler var ki, malı yüzünden felaketlere uğramıştır (azmış, haddi aşmış, zulüm yapmış, cinayet işletmiş, ırza geçmiş, zekâtını vermemiş, vs, vs…). Misalleri uzatmak mümkündür, bu kadarla iktifa ediyoruz.
LÜTÛFTA (HEDİYEDE) ADÂLET ARANMAZ
*Hem Kâinatı hem de insanı yaratan Allah’tır (1). Şimdiye kadar Allah’tan başka bir yaratıcı gösterilememiştir.
*Madem insan daha önce yoktu ve Allah tarafından yaratıldı (2). Allah’ın, insanları yaratması, insanların hakkı değil de, Lâtif olan Allah’ın bir lütfûdur. Allah’ın insanları farklı yaratması da ayrıca bir lütûftur.
*Öyle ise insanın maddî-manevî nesi varsa (bedeni-ruhu) her şeyi Allah’ındır. İnsanın, sahip olduğu neyi varsa, bunları onun anne-babası yapıp da ona vermiş değildir. Nasıl versinler ki, onlar bebeğin bir kirpiğini dahi yapmaktan acizdirler. Hem onların elinde olsaydı her anne-baba bebeklerini en üstün şekilde yapmak isterlerdi. Hâlbuki istemedikleri bir bebek (sakat, geri zekalı, vs.) olabiliyor. İnsan sahip olduğu şeyleri kendi yapmış veya bir başka yerden satın almış da değildir. Yani insan, yaratılmasını ve neyi varsa her şeyini Allah’a borçludur. Bu bakımdan insanın Allah’ta bir hakkı olamaz ve bir hak iddia da edemez.
*Madem insanın nesi varsa, onları ona Allah vermiştir. Yani insanın sahib olduğu her şey onun hakkı değil, Allah’ın ona bahşettiği bir lütfu-nimetidir. Öyle ise Allah istediğine istediği kadar nimet-lütuf ihsân edebilir. Bu Cevvad-ı Kerîm’in cömertliğinden kaynaklanmaktadır. Buna, Allah’ta bir hakkı olmayan hiçbir insan itiraz edemez. Ve ‘falana çok verdin, bana niye az verdin’ deme hakkı da yoktur.
*Hem mesela; bir işveren, çalışanlarına hak ettiklerini verse, ama bazı işçilere de fazladan ikramiye verse (Bu patronun kendi takdiridir. Belki onları seviyordur, onlar belki candan çalışıyorlardır, vs) haklarını alan diğer işçiler ‘Bize niye vermiyorsun da onlara veriyorsun. Bu adalet değildir’ demeye hakları var mıdır? Patron onların haklarını vermemezlik etmemiş ki, onlar zaten haklarını almışlar.
*Aynen bunun gibi, Allah-ü Teâlâ, insanların hakları olmadığı halde, lütfundan onlara güya haklarıymış gibi nimet ihsân etmiş. Ama bazı kullarına da (ihlâslı, sâdık) daha fazlasını lütfedebilir. Bu O’nun takdiridir. Hem belki bir imtihan içindir. Allah bilir, insan bilemez. Kimsenin de hâşâ Allah’ı sorgulama hakkı olamaz. Ve ‘bu adâlet değildir’ deme hakkı da yoktur. İnsan evvela Allah’ın kendisine verdiği nimetlerin bedelini verdimi ki, başka hak istiyor? Böyle yapan hadsizlik etmiş, Allah’a isyan etmiş olur.
*Ayrıca, az nimetin hesabı daha kolay, çok nimetin hesabı ise daha zordur. Kimse ‘bana az, öbürüne çok nimet verildi’ diye hayıflanmasın. Çok nimete eren de fazla sevinmesin. Belki ‘bu nimetin şükrünü nasıl edâ ederim, hesabını nasıl veririm’ diye düşünsün ve gereği neyse onu yapsın. Unutulmasın ki, Dünya imtihan yeridir.
*Allah, insanları sadece bu Dünya hayatı için yaratmamıştır. Şayet öyle olsaydı, ölümün olmaması ve insanların da sıhhatli olarak devamlı yaşamaları icab ederdi. Hâlbuki gerçek böyle değildir. Hiçbir şey devamlı değildir. İnsan da fâni, Dünya da fânidir.
*Allah, insanları ebedî bir hayat için (Ahiret hayatı) yaratmıştır. Bu ebedî hayatı da, Dünya’daki hayatın neticelerine göre düzenlemiştir. Bunun için de, ilâhî ilmi ve hikmetine göre her insan için, ona uygun (onun lehinde) bir imtihan açmıştır. Dünya hayatında insanların farklı şekilde yaratılmaları, onlara farklı nimetler-lütûfların verilmesi hep bu imtihan içindir. Her şey Ahiret’te, hesapta belli olacaktır.
NETİCE;
*Her insanın kendi durumuna göre vecibeleri ve mesuliyetleri vardır. İnsan, bilmediği kaderi suçlamamalıdır. İnsan, Allah’ın, kendisi için ne takdir ettiğiyle uğraşmamalı ve Allah’ın vazifesine karışmamalıdır. Müslüman kendi vazifesini, Allah’ın Kur’an da bildirdiği ölçüleri dairesinde ve Hz. Resulullah’ı rehber edinerek yapmalıdır. İnsan, Allah’a isyan etmeyip, itaât etmelidir.
(1): “Göklerin ve yerin yaratıcısı Allah’tır…” (En’âm-101).
(2): “Allah, insanı bir kan pıhtısından (embriyodan) yarattı” (Alâk-2).