Beton ormanda kaybolan direksiyon! Park yeri kadar özgürüz!
Beton ormanda kaybolan direksiyon! Park yeri kadar özgürüz!
ONUR YILMAZ
Şehir büyüdükçe insan küçülüyor derlerdi, meğer asıl küçülen şey hayatın kendisiymiş. Bugün bir otomobile sahip olmak hâlâ önemli bir ihtiyaç gibi görülüyor ama artık asıl mesele direksiyona geçmek değil, o aracı nereye bırakacağını bilmek. Büyük şehirlerde yaşayan milyonlarca insan için araç kullanmakla araç park etmek arasında tuhaf bir yarış başladı. Üstelik bu yarışta kazanan yok, sadece daha az kaybeden var.
Son aylarda özellikle büyük şehirlerde otopark ücretlerinde dikkat çeken bir artış yaşanıyor. Sabah işe gittiğinde aracını bırakan bir vatandaş, akşam geri döndüğünde hiç hesapta olmayan bir ödeme ile karşılaşıyor. Bugün birçok noktada saatlik otopark ücretleri 200 lirayı aşmış durumda. Gün boyu aracını bırakan bir kişinin cebinden çıkan rakam 500-600 lirayı bulabiliyor. Kapalı otoparklarda bu rakamın daha da yukarı çıktığını görmek zor değil. Kimi bölgelerde aylık abonelik ücretleri neredeyse bir kira bedeline yaklaşmış durumda.
Üstelik bu rakamlar bulunduğunuz semte göre ciddi şekilde değişiyor. Şehrin merkezi ve yoğun bölgelerinde fiyatlar daha da yukarı çıkarken, nispeten kenar semtlerde bile artık “uygun” sayılabilecek rakamlar geçmişte kaldı. Aynı şehir içinde bile birkaç kilometre fark, ödenen ücretin iki katına çıkmasına neden olabiliyor.
Eskiden “ara sokakta bir yer bulurum” diye düşünülen mahallelerde bile artık park yeri bulmak neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Sokaklar dolu, kaldırımlar bile dolu, boşluk bulamayan sürücüler çaresizlik içinde dakikalarca tur atıyor. Bazen bir yer bulunuyor ama bu kez de aracın güvenliği ayrı bir endişe konusu oluyor.
Bu tablo sadece bir trafik meselesi değil. Bu, doğrudan hayatın akışını zorlaştıran bir durum. İnsanlar artık bir yere giderken “oraya nasıl giderim” diye değil, “arabayı nereye bırakırım” diye düşünmeye başladı. Şehir planlamasının eksikleri, nüfus yoğunluğunun artışı ve kontrolsüz fiyat uygulamaları birleşince ortaya içinden çıkılması zor bir manzara çıkıyor.
Özellikle özel otopark işletmelerinin fiyat politikaları son dönemde en çok konuşulan başlıklardan biri. Aynı sokakta, benzer koşullarda hizmet veren otoparklar arasında bile ciddi farklar oluşmuş durumda. Bir yerde saatlik ücret 100-150 lira bandındayken, birkaç sokak ötede bu rakam 200-250 liraya kadar çıkabiliyor. Bu durum ister istemez vatandaşın aklında soru işaretleri oluşturuyor.
Alışveriş merkezleri de bu tablonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Üstelik burada da fiyatlar AVM’den AVM’ye değişiyor. Bazı yerlerde kısa süreli park hâlâ sınırlı süreyle ücretsiz sunulurken, birçok noktada bu uygulama kaldırılmış durumda. Bugün bir AVM’de bir iki saatlik park için 150-200 lira öderken, başka bir AVM’de bu rakamın daha yukarı çıktığı görülebiliyor. Aynı şehirde, benzer hizmet için bu kadar farklı ücretler ödenmesi vatandaşın kafasını karıştırıyor.
Havalimanı otoparkları ise ayrı bir başlık. Kısa süreli parklarda saatlik ücretler 250 liraya yaklaşırken, birkaç saatlik beklemelerde ödenen tutar 450 lirayı aşabiliyor. Günlük bırakmalarda ise rakamlar 600-700 lira bandına kadar çıkmış durumda. Yolculuk sonrası ödenen bu ücretler, birçok kişi için adeta bilet masrafına eklenen görünmeyen bir yük haline geliyor.
Bir başka dikkat çeken konu ise park yeri ararken harcanan zaman ve yakıt. Trafikte geçirilen sürenin önemli bir kısmı artık park yeri aramakla geçiyor. Bu durum hem ekonomik hem de psikolojik bir yük oluşturuyor. İnsan yoruluyor, geriliyor ve sonunda bulduğu yer için ödediği ücretle bir kez daha hayal kırıklığı yaşıyor. Şehir hayatı hız kazandıkça insanın sabrı aynı hızla tükeniyor.
İşin özü şu ki mesele yalnızca ödenen ücretler değil, giderek daralan bir yaşam alanı. Aynı şehirde yaşayan insanların bu kadar farklı şartlarla karşılaşması, aynı hizmet için farklı bedeller ödemesi ister istemez bir huzursuzluk doğuruyor. Kuralların net olmadığı, denetimin zayıf kaldığı her alan, zamanla vatandaşın aleyhine işlemeye başlıyor.
Bir zamanlar “arabam var” demek bir konfor göstergesiydi. Bugün ise bu cümle çoğu kişi için ek masraf, stres ve belirsizlik anlamına geliyor. İnsan bazen düşünüyor, direksiyona geçmeden önce iki kez düşünmek normal mi diye. Şehirler insan için mi var, yoksa insan şehirde kaybolmak için mi yaşıyor diye sormadan edemiyor.