• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Kendimizden nefret etmek hastalık mı?

22 Ocak 2026
A


Nusret Reşber İletişim:

Kendimizden nefret etmek hastalık mı?

NUSRET REŞBER

Ne söyleyeceğimi hemen belirteyim. Yüce Allah Kitabımız Kur’an’ın birçok yerinde “Allah bilir, siz bilmezsiniz” buyurur. Ve her şeyin hakikatini, iç yüzünü bizden daha iyi bilen Allah, bizim için neyin doğru neyin yanlış olduğunu da muhakkak bilir ve bize haber verir. Misal:

“Sizin velîniz ancak Allah’tır, peygamberidir, bir de Allah’ın emrine boyun eğerek namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren müminlerdir.” (Mâide 55)

Veli, en yalın anlamıyla “her türlü durumundan ve davranışlarından sorumlu olan kimse” demektir.

Kur’an’daki manasıyla da “yardım eden, yardım görülen, koruyan, işlerini gören, ONLARIN YAKINI VE DOSTU” demektir.


Allah’ın dünya ve ahirette muhatap aldığı, alacağı kimseler kendine iman edenlerdir. Bu bağlamda bizim de konu edindiğimiz Allah’a iman edenler, İslam kimliğinin bilincinde olanlar, bu iddiasında duranlar elbet. Gerisi konumuz itibariyle bizi ilgilendirmiyor. “Ben Allah’a, peygambere ve onlardan geldiği iddia edilen değerlere inanmıyor, kabul etmiyorum” diyene bir şey anlatma durumunda değiliz.


Değerlerimizi ve doğruyu anlatmak gerekirse anlatırız o ayrı ama bu şekilde inkârda ısrar ettiğinde “sizin dininiz size, benim (bizim dinimiz) bana” der uzaklaşırız.

Allah’ın bize olan hitabının mefhumuna dönecek olursak. Bizim dostumuz, yardımcımız, her şeyi çekinmeden emanet edeceğimiz, emanetini kabul edeceğimiz tek sırdaşımız ve sahibimiz yalnızca “Allah’tır, O’nun peygamberidir, Onun emrine tereddütsüz boyun eğen; namazı itina ile kılan ve zekâtlarını hakkıyla veren Müminlerdir”.


Allah insanları bir arada, toplum olarak yaşamaya elverişli kılmış. Bu nedenle inancıma ters düşmeyecek, mani olmayacak her birlikteliğe toplum olarak gereken hassasiyeti gösteririm. Ancak neye ne kadar ne şekilde değer vereceğimi, öncelik tanıyacağımı da Rabbimizin koyduğu ölçüler dâhilinde değer verir dikkate alırım.

Ne zulmederim ne zulme uğrarım. Ne kimsenin şeref haysiyetine dil uzatırım ne de kimsenin benim şeref ve haysiyetime, kutsallarıma el ve dil uzatmasına izin veririm. 


Mümine, Müslümana karşı tutum ve davranışlarım elbette ki “O müşrikler birer pisliktir” (Tevbe 9/28) ayeti gereği inkâr ve şirkin içinde olanlarla bir tutmam; bu Allah’ın emridir. Bu başkasına adaletsizlik, haksızlık yapmam gerektiği manasına gelmez!


Kimseye adaletsizlik yapmam ancak “siyah, Habeşli (Müslüman-Mümin) bir köle” de olsa dinlemem ve itaat etmem, bir inkârcıya tercih etmem gerektiğine inanırım.

“…mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir hür kadından daha hayırlıdır. … iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir hür erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır…” (Bakara 2/221)

Bu uzun açıklamadan sonra dikkatlerden kaçmayan şu hususu değerlendirelim.

Günümüz Müslümanlarında “kendinden olmayana sahip çıkmak, benimsemek, hoşlanmak, sırdaş edinmek güvenmek ve sahip çıkmak” bir moda oldu.

Alnı secdeli bir Müslümanın hatasını, eksiğini, açığını gözümüzde deve yaparız; boğazına kadar şirkin, küfrün ve onun eseri olan her türlü sapkınlığın içinde debelenenleri, onu tabiat haline getirenleri görmek istemez, ses çıkartmayız!



Böyle söylerken hemen cevap gelir; “elin gâvuru bizim Müslümanlardan daha iyidir (hâşâ)”. El insaf!

Allah’tan daha mı iyi biliyorsunuz?Allah’ın, “onlar sizi ateşe çağırır, size karşı kinleri ağızlarından taşır, onlar birbirlerinin dostudurlar, onları dost edinmeyin, babalarınız dahi olsa onlara sevgi beslemeyin…” buyruklarına rağmen bu kanaate nasıl varabilirsiniz?

Ne yazık ki dünyevi menfaatlerimiz, partimiz, cemaatimiz, siyasi-dini liderlerimiz ve daha da önemlisi el an durduğumuz yerler bize bunu böyle aşılıyor, kabul ettiriyor ve çoğu zaman da değerlerimizle bile çelişiyoruz.


Müslüman da olsa hata ve eksiklerini söyleyelim, peygamberimizin buyruğu gereği “zalim de olsa mazlum da olsa” müslüman kardeşimize o hatasını düzeltme yoluna gidelim, kayırmayalım. Ancak küfrün içinde olanlar, hırsızlığın, fuhşun, kumarın, terörle iltisakın içinde debelenenlerle bir tutmayalım.

Allah ve peygamber düşmanlığıyla kalkıp oturanlara şirinlik, onların yanında aynı safta durmak bize bir şey kazandırmaz!

Bütün insanlığa faydalı olacak, fayda getirecek yine inananlardır. Bugün görüyorsunuz. Samimi Müslümanlardan başka insanlığın geleceğini düşünen yok.

Dünya ateş çemberinde bocalarken bir avuç inanandan (Türkiye’den) başka barışı, insanlığın geleceğini kimse düşünmüyor. Birbirimize doğrulukta, hayır yolunda kenetlenmemiz gerekirken birbirimizin ayağına taş atmak neyin nesi Allah aşkına?


Yıllar önce FETÖ bunu denedi, Müslümanlardan başka her kesime yanaştılar, Müslümanlara tüm yolları kapattılar ellerine zarardan başka ne geçti? Karıncayı ezmezken terörist oldular!?

Doğruyu söylerken, Müslümanların hata ve eksiklerini eleştirirken karanlığa da taş atmayı unutmayalım. Karanlığı da ört pas etmeyelim. Ve şu hadisi hatırlayalım: “Birbirinizle hasetleşmeyiniz… Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez.” 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23