Saptırıcı önderlerden endişe duymak(2)

18 Eylül 2019 Çarşamba

İslam ümmetinin biricik lideri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in hadis-i şerifinde dile getirdiği endişesinin boyutları hakkında bizlere yeterli ipuçları vermektedir. Bu endişe-i peygamberî, ümmetin hayatı açısından en hassas noktayı gündeme getirmektedir. Bu sebeple de fevkalade ciddî bir mesaj olarak iyi anlaşılması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, Hz. Peygamber’in endişesi, hiçbir zaman ümmet fertlerinden herhangi birinin endişesi gibi değildir. Ondan çok daha ciddidir. Hele de bu endişe, hadisimizde görüldüğü gibi çok özel ifade kalıplarıyla ortaya konmuşsa, konu üzerinde çok ciddi hassasiyet gösterilmesi gerekecektir. Hadisin bir başka rivayetinde Hz. Peygamber konuyu, “ümmetim hakkında duyduğum en ciddî endişe...” diye ifade buyurmuşlardır.

Ümmeti önemsemek, ümmet hususunda endişeler taşımak, Peygamberin yolunda yaşamaktır. İtiraf etmeliyiz ki, şu veya bu ölçüde başlangıçtan beri tarih, Hz. Peygamber›in bu endişesinin haklılığına şehadet edegelmiştir. Yani saptırıcı önderler hep gündemde olagelmişlerdir. Dinî konularda baskıcı, yasakçı ve inkârcı tutum ve uygulamalarla Müslümanları bunaltan, yanıltan ve onları inançları doğrultusunda kulluk yapmaktan alıkoyanlar, sürekli buluna gelmişlerdir. Bundan böyle de bulunacaktır.

Toplumların istikameti ve bekası, öncelikle önderlerin doğruluklarına, hakşinaslıklarına bağlıdır. (Bk. Darîmi, Mukaddime: 23) Bu sebeple de önderlerde, başta adalet olmak üzere bazı üstün niteliklerin bulunması gerekli olmaktadır. Fedakârlık bunlardan biridir: “Kim mü’minlerin yönetimini üstlenip de onlar için samimiyetle çalışmazsa, onlarla birlikte cennete giremez” (Sahih-i Müslim, İmare: 22) hadisi, bunun delilidir. Yönetimi altındakilere zorluk çıkarmamak da önemli bir yönetici sorumluluğudur. Hz. Peygamber bu noktaya şöyle işarette bulunmuştur: “Allah’ım, kim ümmetimin yönetimini üstlenir de onlara zorluk çıkarırsa, sen de onu zora koş. Kim ümmetimin yönetiminden bir görev üstlenir de onlara kolaylık gösterir, yumuşak davranırsa, sen de ona kolaylık göster.” (Sahih-i Muslim, İmâre: 19)

İslâm’da önderlik makamı, zorluk değil kolaylık makamıdır. Önder olan şahsiyet, Müslümanların işlerini kolaylaştırmak için vardır. Müslümanların inançlarını paylaşmayıp onları başka dünyalara peşkeş çekme gayretleri içinde bulunan ve bulunacak olan önderler, birer cehennem davetçileridir. Sorumluluk bakımından önderlerin en büyük avantajları, yönettikleri kişilerin kalitesidir. “Bizi takvâ sahiplerine önder kıl” (el-Furkan Sûresi/74) ayeti ve “Allah’ım, beni muttekîlerin imamlarından eyle” (Muvatta, Kur’an 43) hadisi, bu çok önemli noktaya dikkat çekmektedir. Yalnız takva sahibi olmak değil, takva sahiplerine önder olmayı istemek de her önderin düşüncesi, dileği olmalıdır. Zira her grubun önüne ya da başına geçilip kılavuzluk edilemez. Aynı şekilde her öne geçenin peşinden de gidilemez. Zira bu ilişkiler her iki taraf için, hem dünyada hem de ukbâda yükümlülükler ve sorumluluklar, mutluluklar ya da pişmanlıklar vesilesi olacaktır. Nitekim valilik isteyen Ebû Zerr hazretlerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ya Ebâ Zer, sen zayıfsın. Emirlik büyük bir emanettir. Gereğini yerine getiremeyenler için Kıyamette utanç ve nedâmet (vesilesi) olur.” (Müslim, İmare: 16) Ümmetin idaresi, başlı başına bir emanettir. Bu emaneti yüklendikten sonra hakkını vermeyenlerin bugünü de, yarını da nedamettir. Bu nedenle saptırıcı önderlerden endişe duymak, bir iman hassasiyetidir. İslâm’da emirlik, ikame-i adalet ve icra-i ahkâm-ı şeriat içindir. İcra-i ahkâm-ı şeriattan ve ikame-i adaletten ferağat etmek, hem dünyada ve hem de ahirette nedamettir.

“Yönettiklerini sevmek” önderlerin hayırlılıklarının işaretidir. Bizi seven idareciler, bizim kendilerini sevdiğimiz önderler, bizi Rabbimizin indirdiği hükümlerle idare edenlerdir. Hz. Ömer›in haber verdiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Önderlerinizin en hayırlı ve en şerlilerini size haber vereyim mi? Sizin kendilerini sevdiğiniz ve sizi seven; sizin kendilerine dua ettiğiniz ve size dua edenler liderlerinizin en hayırlılarıdır. Sizin kendilerini sevmediğiniz ve sizi sevmeyen; sizin kendilerine la’net ettiğiniz ve size lanet eden önderler de liderlerinizin en kötüleridir.” (Tirmîzî, Feten: 77) 

Bizi Allah’ın indirdiği hükümlerle idare etmeyen bütün idareciler, sapık ve saptırıcı önderlerdir. Onların izinde gidenler, Allah’a ve Peygamberine karşı savaşanlardan sayılırlar. Biz Müslümanların yolundaki engelleri kaldıranlar, kaldırmaya çalışanlar, önderlerimizden sayılırlar. 

Hatalarını müdafaa etmek yerine itiraf edip kabul eden önderler asaletlerini artırırlar. Hatalarına söz ve toz dokundurmayan önderler ise, mevcud asaletlerini kaybederler.

Allah’ın indirdiği hükümlerle idare etmeyen, hak ve hukuk ile mukayyed kalmayan önderlerin sapık ve saptırıcı olmalarından asla ve kat’a şüphe edilemez. Sapık ve saptırıcı önderler, güveni ve güvenceyi ortadan kaldıran idarecilerdir. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • M.Ş M.Ş 1 ay önce
    ALLAH GÖRÜYOR. ismiyle yazan kardeşim yazını komple okudum.Bir müslüman olarak doğru söylediğine inanıyorum.Haksızlık kimden nereden gelirse gelsin zülümdür.MÜSLÜMANLAR SAMİMİYETİVE DÜRÜSTLÜĞÜÇOK ÖNEMSEDİKLERİNİ ZANNETMİYORUM.ÇIKAR MENFAAT GÜÇE TAPMA. DÜNYALIK MENFAATLERALLAH SEVGİSİNİN ÖNÜNE GEÇTİĞİNİ GÖZLEMLİYORUM.NAMAZ KIL ;KUL HAKKI YE .BAŞINI ÖRT AMA GIYBET YAP İFTİRA AT DEVLETİ DOLANDIR DEVLET MALINI İSRAF ET HACCA GİTİĞİNDE BUNLAR NASIL OLSA SIFIRLANIR. DÜŞÜNCESİ MÜSLÜMAN TOPLUM İÇİNDE YERLEŞİK BİR ANLAYIŞ. KURANIN HAYATA TAŞIMADIĞI VE İNŞA ETMEDİĞİ MÜSLÜMANLIKTAN BAŞKA BİR ŞEY BEKLEYEMEZSİN. GÜZEL KARDEŞİM.BİR MÜSLÜMAN BİR MÜSLÜMANDAN EMİN DEĞİLSE MÜSLÜMANLIĞIMIZI SORGULAMAMIZ LAZIM EĞER MÜSLÜMANSAK EMROLUNDUĞUMUZ DOSDOĞRU OLMAMIZ LAZIM. ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN.İYİKİ ALLAH VAR İYİKİ AHİRET VAR İYİKİ HESP VAR NE MUTLU BUNLARI BİLEREK YAŞAYAN MÜSLÜMANLARA.
  • FeritFerit1 ay önce
    Bu saptırıcı önderler neden hep müslüman ülkelerde oluyor? Neden abd, japonya, fransa, ingiltere gibi ülkelerde olmuyor? Allah'ın verdiği en büyük nimeti kullanmamakta inat ettiğimiz sürece burnumuz ...dan çıkmaz.
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    HADİD SÛRESİ 25 - Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    NİSÂ SÛRESİ. 56 Hiç kuşkusuz ayetlerimizi inkâr edenleri ilerde ateşe atacağız. Derileri kavruldukça azabın acısını duysunlar diye kendilerine başka deriler giydireceğiz. Hiç şüphesiz Allah üstün iradelidir, hikmet sahibidir
  • Ali Ali 1 ay önce
    Mü minun Sûresi. 87 - "(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de.
  • Allah GörüyorAllah Görüyor1 ay önce
    Çok güzel vurgulamışsınız. Çözüm ne? Nasıl gerçekleşecek? Güven nasıl sağlanacak? Dosdoğru olacağız ama söylemlerimiz bu, uygulamaya dönerken üstümüze başımıza bulaştırıp her şeyi mahvedeceğiz. Bir çuval inciri yok etme deyimi. Güven verme, samimi olma, hak, hukuk, adalet içinde olma durumunda birlik beraberlik korunur. Örnek alacağımız uygulama ve kaynak ortada. Kuran ve Sevgili Peygamberimiz H.z. Muhammed(sav) ortada iken tek yaptığımız adlarını kullanıp insanları kandırmak oluyor. Bir türlü dosdoğru yolu uygulamaya dökemiyoruz. Vatandaşta haklı olarak, "hocayı dinle gittiği yoldan gitme" şeklindeki sözü uyguluyor. Kimseye tam güvenemiyor. Yalakalık otomatik yerleşiyor. Başıma gelenleri anlatayımda daha hangi noktada olduğumuzu ve anlatmak istediğimi daha iyi anlayın. Hiçbir şeyden haberim olmamasına üstelik başörtü mücadelesi yaparak zulüm görmüş biri olarak, şimdiki sağlık sen sendikasına üye olmama rağmen hiçbir kriterim olmadan neyle suçlandığımı dahi bilmeden hem de kendisini büyütüp iktidar olmasını istediğim, 15 temmuzda alanlara çıkarak desteklediği partim tarafından hem de terörist damgasıyla sorgusuz sualsiz ihraç olmam ve tüm haklarının elimden alınarak halen mağduriyet yaşayan biri olarak müslümanlar müslümanlara nasıl güven duyacaktır? Yazınızın temennisi nasıl gerçekleşecektir. Çocuklarım bu uygulamalardan sonra namaz kılmayı bıraktılar, cumaya bile gitmez oldular. Kısacası deist oldular. Bu vebal kimin? Bu yüzden beni kurban olarak seçen sisteme, sistemin gaddar sözde adı müslüman insanlarına haklarımı helal etmiyorum. Yok aslında birbirimizden farkımız. Sağ sağı kullanıyor, solda solu kullanıyor. Her ikiside arada masum ve mağdurları gerekirse harcıyor ve vicdan azabı duymuyor. Kul hakkı ise masal sanki. Sağı solu yok hocam bu işlerin. Kapitalist düzelde İslamı da kapitalist islam yapıverince adına da kapitalist islam dedik. KURANI okuyoruz, anlatıyoruz kapitalizmi uyguluyoruz. Hem de dine uydurarak uyguluyoruz. Kendimizi kandırıyoruz ardından bolca sevap aldığımızı sanıyoruz. Deveye boynun eğri, demişler; nerem doğru ki, demiş. Bizden ise yanlışta olsa görmezden gelelim gibi bir düşüncenin olduğu şüphesi oluşmaya başladı ki o da iktidarın inişini hızlandırıyor. Adaletin isimde değil uygulamada olması durumunda başarılı olabiliriz. İstenirse gerçekler görülebiliyor. Gerçekleri söylemeniz durumunda bile acımadan vicdanlar sızlamadan hakaretler edilebiliyor. Ahir zaman dedikleri zaman bu zaman herhalde. Her ne söylersen söyle gerçekte olsa işlerine gelmiyorsa hep yanlış anlaşılıyorsun. Gerçekleri görmemek için elimizden geleni yapıyoruz? Gerçekten islam yaşanmış olsaydı ülkemizde ve diğer ülkelerde Müslümanlar huzur içinde yaşamaz mıydı? Filistin, Suriye, Libya, Mısır, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Bosna, Afrika ve diğer zulüm gören Müslümanların yaşadığı beldelerde gerçekten zulüm var. Bizde yok mu? Onlardan aşağımı kalıyoruz? Bende zamanında İHH derneği ile çocuklarımın sağlıklı olması düşüncesiyle 6 akika kurbanı bağışladım. Neden çünkü inanıyorum. İslama hizmet eden herkese şüphe duymadan katkı sağlama düşüncesindeyim. Bende CHP zamanında baskılar yüzünden başörtüsü zulmü sonucu istifa etmek zorunda kaldım. Ama gel gör ki aynı zulmün bir benzerini şimdiki iktidar ile görüyorum. Hemde neden kaynaklandığını bilmeden sorgusuz sualsiz konuşmana bile izin verilmeden görüyorum. Kriter ne, neden suçlanıyorum, ne yanlışı yapmışım bilmeden. Sana sorgusuz sualsiz vatan haini denip KHK ile adın yayınlansa idi, yıllarca vatan haini olmadığını ispatlamak için bekletilseydin, sana yapılanın diğer ülkelerdeki yapılan zulümden farkı olur muydu? Hemde ağaç kökü yeyin diyerek, hem de bulunduğun ülkede çalışma hakların elinden alınarak, sürekli damgalama ile yaşamaya mecbur edilerek, hem de bizimle aynı görüşe sahip olup ta zulüm gören masum ve mağdurları kastederek milleti güldürmek için espri yapan bir milletvekili çıkıp utanmadan gülerek, “Bizim için yanı verin, ne olmuş yani” denilerek yapılan hatalarını bir de yağ gibi üste çıkarak desteklediklerini düşünün. Yani masum ve mağdur varsa bizim için yanı versin diyorlar. Neden masumlar ve mağdurlar kendileri için yanacak anlamış değilim. İslam yaşın yanında kuruyu yakın mı diyor? İslam iftira atın mı diyor? İslam gerçekleri görmemek için güneşi balçıkla sıvayın mı diyor? Doğrular ortadayken söylemeyip mızrak çuvala sığmadığı halde mızrağı çuvala sığdırın mı diyor? İslam dünyaya at gözlüğüyle bakın kendi yanlışlarınızı görmeyin mi diyor? İslam üç maymunu çok güzel oynayın mı diyor? Ortada çamur olacak ve bunun sonucu ülkede hiçbir işe giremeyeceksin, dışarıya bile gidemeyeceksin, damgalanmaya devam edileceksin. Suçun ise belli değil. İftira mı, sui zan mı, hiçbir şey bulunamamış ise sui zannın okkalısı kripto olabilir denilerek zulüm yapılacak. Hüsni zannımız ne oldu? Hani fasık biri size haber getirdiğinde yada iftira attığında araştırıp ona göre davranış sergileyecektik, böyle yaparsak günaha girmekten korunurduk. Neden bildiklerimizi uygulamıyoruz? Müslüman dosdoğru bilmediği bir konuda kardeşim dediği müslümana bilmeden eziyet ediyor? Sanki körüz. Sahi dışarıdaki zulümden ne farkı var? Filistin'deki, Çin'deki Müslümanlara yapılan zulümden ne farkı var? Buna da ADALET diyorlar. Anlattınız örneklerle veya İslami yaşayışımızda ki güzelim örneklerle ne kadar örtüşüyor? Zaten yaptığımız geçmişimizle övünmek ama yaşamaya gelince sadece kullanıyoruz. Hep birilerini etkilemeye çalışıyoruz ama adımız gibi olup yaşamaya dökemiyoruz. Nasihat var maalesef uygulama yok. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Ama bunu bahane edip hiç alakasızları yakmak Müslümanlığa sığar mı? Bende darbeye karşıyım. Hatta ailemle birlikte günlerce hükümet meydanlarındaki protestolara katıldım. Ama gel gör ki sorgusuz sualsiz ihraç edildim. Daha sonra hakkımda soruşturma açılmış. İfademi verdim. Mahkeme neden atıldığımı sorduğunda bilmediğimi söyledim. Çünkü mahkemenin kendisi de neden atıldığımı bilmiyor ve bana kurumundan şikayet olmamış, araştırmalarına bakarak, sen neden ihraç oldun diye bana soruyor. Allah aşkına anlattıklarınızın hepsine aynen katılıyorum da dışarıdaki zulümden farksız uygulamaya bakıldığında bana yapılan bu lekelemeye ne diyeceksiniz? Benim darbeye hiçbir katkım olmamasına rağmen iftira ile atılmama ne diyeceksiniz? Mum dibine ışık vermez diyorlar. Çevreyi görüyoruz ama dibimizi göremiyoruz. Doğruları çok güzel özetlemişsiniz ya yanlışları ne zaman göreceksiniz? Vatandaşa bu yargısız infazı söylediğimizde "Bir şey olmasa atmazlardı" diyerek cevap veriyor. “Yanlış hesap varsa mutlaka düzelir”, diyor. 3 yıl geçmiş. Mahkeme yolu ohalkomisyonu yoluyla engellenmiş olup 3 yıl sonra red gelirse hakkımı aramaya başlayacağım. Geciken adalet , adalet midir, zulüm müdür? İnanın inancım olmasa idi çoktan intihar etmiştim. İntihar etmeyi çok kez düşündüm. Psikolojim bozuldu. Sadece benim değil aileminde psikolojisi bozuldu. Bir kişiyi değil tüm aileyi çamurladılar. Hiçbir suçun olmayacak gelip alnına vatan hainliği çamuru atılacak. Yanlışlık varsa yıllar sonra adalet yerini bulacak. Tabi hastalanıp ölmezsek, intihar etmezsek, delirmezsek. Hatta bu durumlarda olup ölenlerin daha sonra yanlışlıkları düzeltilmiş ve iadeleri verilmişti. Yani adam intihar etmiş, üzülüp kalp krizi geçirip hastalanıp ölmüş, yanlışlık öldükten sonra düzeltilmiş iadesi sağlanmış. Bu vebal kimin? Buna adalet mi diyorsunuz? Gerçekten suçluysam asılmaya razıyım. İtirazım olmaz. Seve seve ölüme giderim. Hatta yanlışlıkla bile olsa idam edilmeye razıyım. Böyle yaşamaktansa idam edilmeyi çok isterim. Çünkü hiç olmazsa şehit olmuş olurum. Devlet benimle çalışmak istemiyor olabilir. O zaman çamur atmadan istifamı istesin. Seve seve veririm. Neden olmadığım halde çamurlanayım. CHP zamanında da başörtüsü mücadelesinde istifamız istendi. Baktık olmadı. İstifamızı verdik. Ama bu yapılan zulüm CHP nin yaptığından daha beter. Hem de adı Müslümanım diyen kardeşim dediğimiz yapıyor. Sui zannı tavan yapıyor. İftirayı önce kendi yapıştırıyor ve vatandaşa da devam etmesini istiyor. Sadece çamurlanmakla kalsaydık. Yakınlarımdan üzülüp kalp krizi geçirerek ölenler oldu. Annem 2 yıl üzüldü dayanamayıp kalp krizi geçirerek öldü. Yani benim mağduriyetime 2 yıl dayanabildi. Bu vebal kimin? Yine yakınlarımdan beni çekemeyenler sevinip her türlü hakareti yaptılar. Çocuklarım yapılanları görünce din bu ise olmaz olsun diyerek dinden soğudu. Namazlarını kılmaz oldu. Hatta cumaya bile gitmez oldular. Aslında 3 yıldır kendimizi açık cezaevinde gibi hissediyorum diyorum ama aslında öyle. Çünkü hiçbir işe girip çalışma hakkın bile yok. Çünkü işyeri sahibi senin khklı olduğunu öğrendiğinde işe almıyor. Yani haks6ızlık bir yana iş bulup çalışmam bile yasak. Zulüm içinde zulüm. Bu yüzden hayata küstüm. Eve kendimi kapattım. Hapishaneye atılmış olsaydım bundan farklı olmazdı. Hapis hayatı yaşıyorum. ŞİMDİ BEN SOLA MI YOKSA SAĞA MI GÜVENMELİYİM? Bundan sonra insanlara siz olsaydınız güvenebilir misiniz? Çocuklarıma din bu yanlışları yapmıyor, insanlar yanlış yapıyor desem bile inandıramıyorum. Tüm bunlara rağmen çocuklarımdan memnunum. Hiç olmazsa diğer insanların bakış tarzıyla bakıp hakarette bulunmuyorlar. Onlarında psikolojileri bozuldu. İnsanlar neden deist oluyor sanıyorsunuz? Can ciğer dost sandığım insancıklar bile beni bilmelerine rağmen korkularından uzaklaşıp görülmez oldular. Sui zanna hareket etmelerine devam ettiler. Korkmaları da normal. Çünkü lekelenen bu ülkede haklarını arayamıyor. Arasa bile sui zan tavan olunca damgalamaya devam ediliyor. Kimseye masum olduğunu anlatamıyorsun. Allah aşkına “İslam dinini” böyle mi anlatacağız, böyle örneklerle mi yayacağız, yaşayacağız? Halen mahkeme KYOK vererek soruşturmamı bir yıl önce bitirmesine rağmen ohalkomisyonu 3 yıl oldu karar veremiyor. Hem de sıramı atlayarak diğer KHKlılara karar vererek, karar veremiyor. Hani sıraya riayet edilecekti. Hani yanlışlık varsa hemen düzeltilecekti. Bir çok kriterlilere, kritersizlere iade verilirken bana HİÇBİR KRİTERİM OLMAMASINA RAĞMEN sıra gelmiyor, karar verilemiyor. Bir çok sayılan kriterler bir çok insanda hem de fazlasıyla varken hiçbiri ihraç olmuyor, önemli bir çok makamlarda görev yapmaya devam ediyor. Ama adı çıkan, çamurlanan saf vatandaşlarımız ise yok sms atmış, yok kitapçının önünden geçmiş kitap almış, yok sohbette görülmüş, yok yasal olan sendikaya üye olmuş, yok yasal olan dershanelerine gitmiş yok okullarında okumuş, yok onlarla beraber gezmiş … vb. gibi bahaneler üretilerek lekelenmeye çalışılıyor. Bu mu dur adalet?Sanki insanların gelecekten haber alma gücü varmış veya insanların alınlarına bakarak kimin ileri de darbeci kimin vatansever olacağını bilebiliyormuş gibi yeteneğe sahipmişçesine düşünülerek hiçbir şeyden haberi olmayan vatandaşlarımız suçlanabiliyor. Yani insanların düşüncelerini okuyan yöneticilerimiz var. O zaman çocuklar doğar doğmaz kimin katil kimin vatansever olduğunu bilin. Katil olacak olanları yani sorunlu olacakları doğar doğmaz katledin. Bu nasıl bir düşüncedir Allah aşkına! Buna da adalet diyoruz. Bu bahaneler herkese uygulansın bakalım suçlanmayan kimse kalır mı? O zaman kim adaletten şikayet edebilir? Şeriatın kestiği parmak acımaz. Adalet uygulanırsa. Ama adalet hem gecikiyor hem de adamı olana değil olmayana iftira ile gerçekleşiyor görünümü yayılıyor. Yani adalet kendimize göre uygulanıyor. Bu durumda güveni yok ediyor. Şüpheleri artırıyor. Adalet geciktirilerek, masumlar cezalandırılarak acaba ne hesaplanıyor? ZORLA MİLLETİ KÜSTÜRMEYE Mİ ÇALIŞILIYOR? YOKSA GİRDİĞİMİZ VEBALLER AZ OLDUĞU İÇİN DAHA ÇOK VEBALLERE GİRELİM Mİ DİYE Mİ ÇABALAMA YAPILIYOR? Sizde dosdoğru dini anlatıyorsunuz ama uygulaması bu. Hani sui zan kötü idi. Hani iftira çirkindi. Hani kul hakkına girmekten çekiniyorduk. Hani Allah'tan korkuyorduk. Allah'tan korkan bu yanlışları yapabilir mi? Demek ki çok büyük şüpheler doğuyor. İmanımızda çok büyük yanlışlar var. İslam’ın adı var. Uygulaması yok. Müslümanın adı var, yaşayışı yok. Adımız gibi dosdoğru olmayacak mıydık? Bana darbeci diyen, iftira atan hiçbir şey olmasa bile kriptodur diyen herkese haklarımı helal etmiyorum. Buna yol açanların, vesile olanların asıl kendileri fetöcüdür. İthamlarını kendilerine iade ediyorum. Tekrar söylüyorum. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Darbe yapmak isteyen şer odaklara karşı direnirken canını feda eden 15 Temmuz Şehitlerimize ve diğer tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. 3 yıl geçmiş adaleti beklemeye devam ediyorum. Bir an önce it izi at izine karıştırmaktan vazgeçilmeli. Güneş balçıkla sıvanmaya çalışılmamalı. Üç maymunu oynamaktan vazgeçilmeli. Adalet partimizin adında kalmamalı ve uygulanmalıdır. Adalet geciktirilmemeli, herkese eşit uygulanmalı. Kuran ortada, nasihat için yeterli ama nasihat ı söyleyen çok alıp uygulayan yok. İslami sözler çokta uygulama olmadıktan sonra din sanki kullanılır hale gelmiş gibi görünüyor. Dürüstlüğün cezalandırıldığı bir ortamdayız. Allah yar ve yardımcımız olsun. Sözleri mi Fatih Sultan Mehmet’in sözleriyle bitirmek istiyorum. Fatih Sultan Mehmet Han der ki: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.”"
  • ORHAN İNANORHAN İNAN1 ay önce
    ELLERİNİZE SAĞLIK.HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ,BU YAZINIZI DA ZEVKLE OKUDUM.ALLAH(CC)!A EMANET OLUN..BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN KENDİLERİNİ SEVEN VE ONLARIN MEŞAKKETLERİ İLE IZDIRAPLANAN,İYİ HALLERİ İLE SEVİNEN LİDERLERE,İMAMLARA KAVUŞMASI DUASIYLA,,SELAM EDERİM..
  • hüseyinhüseyin1 ay önce
    Devlet içinde kurumların satın alacağı taşıtlar bütçe kanununa yazılır.Her yılın bütçesine taşıt sözcüğünün ilk harfi olan T cetveli eklenir ki; halkımız orada hangi bakanlık, hangi kuruma ne zırhlı makam araçları, ne kamyonlar, emniyete ne gözaltı otobüsleri alınıyor görsün diye.Sadece alınacak araç sayısı ve tipi değil, bu araçların azami satın alma bedelleri de yer alır. Halkımızın bu tip listelere pek baktığı söylenemese de saydamlık adına iyi bir adettir.★★★İçinde bulunduğumuzyılın da bütçe kanunuyla birlikte yayımlanmış bir T cetveli var. İşte orada 2019 yılı için Cumhurbaşkanlığı'na satın alınacak araç sayısı toplam 28 olarak belirlenmiş. Bu sayının 15'i binek otomobil, 2'si ise “güvenlik önlemli”binek otomobil.Kalan 11 araç, minibüs, otobüs ve “diğer taşıtlar”.★★★Bu yılın normal binek otomobil için belirlenmiş “azami satın alma bedeli” 180 bin TL.Buna karşılık, güvenlik önlemli binek otomobil için bir rakam belirtilmiyor.Bunda bir anormallik yok. Çünkü tüm taşıt için tek tek azami satın alma bedelleri konulduğu halde, geleneksel olarak niteliğinden dolayı zırhlı araçlar için bütçeye bir sınır getirilmiyor. “Cumhurbaşkanlığı ile TBMM tarafından edinilecek taşıtların cinsi ve fiyatı bu kurumların yöneticileri tarafından belirlenir” kuralı mevcut.Sözü getireceğim yeri anladınız.★★★Cumhurbaşkanı Erdoğan, kural olarak “Ben Mercedes Maybach S600 istiyorum” diyebiliyor. Ancakdokuz kat zırhlandırılmış olarak aynı anda dört tane birden isteyebileceğine dair bir kurala rastlamadım. Belki vardır, ben bulamamışımdır.Aslında önemli olan Cumhurbaşkanı'nın aynı anda dört süper zırhlı Mercedes'i istemesinin yasallık zemini de değil. Mevcut ekonomik kriz, işsizlik ortamında bunun gönül rahatlığıyla sipariş verilebilmiş olması.Yaklaşık 80 milyon TL olduğu belirtilen bu araçların ülkenin bugünkü koşullarında gerçek bir ihtiyaca karşılık geldiğini söyleyen varsa, bu köşede cevap hakkını kullanabilir.
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimselerden onu (Kur’an’ı) hakkıyla okuyanlar* var ya, işte onlar ona gerçekten iman edenlerdir. Kim de onu inkâr ederse, işte (dünya ve âhirette en büyük) zarara uğrayanlar onlardır.3* Yahudi ve hıristiyanlardan müslüman olanlar.4Bakara Sûresi / 121.Ayet
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    94. Artık kim bundan sonra da (haram ve helal hakkında) Allah adına yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.Âl-i Imrân Sûresi / 94.Ayet
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    SABAH Namazının vakti ile derdi olmayanlar. CAFE LERDE, nargile başlarında sabahlıyor. Namaz hak getire.
  • selma selma 1 ay önce
    Ders alınması gereken güzel bir yazı Allah(c.c.)Razı olsun miletle yakından uzaktan hiç bir ilgisi olmayan kibir abidesi 600 millet vekilleri için güzel bir yazı olmuş.

Günün Özeti