--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Saptırıcı önderlerden endişe duymak(1)

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
9

İslâm’da idareciler imamlar/önderler lâ yuhti ve lâ yüs’el/hata etmez, hesap sorulmaz değildir. İslâm’da herkes Allah’ın şeriatıyla mukayyeddir. Bakınız Hz. Ebûbekir (r.a.) halife seçildiği zaman Allâh’a hamdu sena ettikten sonra şöyle buyurdu: “Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde sizin başınıza halife seçildim. Ancak Kur’ân nazil olmuş, Hz. Peygamber (s.a.v.) dinin hükümlerini açıklamıştır. Sizin en zayıfınız, hakkı alınıncaya kadar benim yanımda kuvvetlidir. Ey insanlar! Ben ancak Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yoluna uyarım. Kendiliğimden bir şey icad edici değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardımcı olun. Eğer sırat-ı müstakimden kayarsam beni düzeltiniz. Ben bu sözümü söyler, hem kendim için hem de sizler için Allâh’ın affını taleb ederim.” (İbn-i Hişam, Sîre, C: 4, Sh: 311; İbn-i Sa’d, Tabakâtü’l Kübra, C: 3, Sh:183) Görüldüğü gibi, İslâm’da üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü esastır. Yanlışı kim yaparsa yapsın, haramı kim işlerse işlesin mutlaka reddedilmelidir. Doğruyu kim söylerse söylesin, haklı olanı kim yaparsa yapsın mutlaka kabul edilip savunulmalıdır.

İdarecilikte hem dâll hem de mudıll (sapık ve saptırıcı) olmanın bir bedeli vardır. Müslümanların inançlarını paylaşmayıp onları başka dünyalara peşkeş çekme gayretleri içinde bulunan önderler, önder değil, birer haydutturlar. Önderlik makamına oturan haydutların vazifesi, sapık ve saptırıcı olmaktır. İnsanları Allah’tan, Allah’ın dininden uzaklaştırmaktır.

Toplumun salahı, idarecilerin salahı ile kaimdir. Dünyanın en zavallı ve en acınacak varlıkları saptırıcı önderlerdir. Önderlerin bozulmasıyla toplum da bozulur. Dolayısıyla saptırıcı önderlerden endişe duymak, Peygamberin ve sahabesinin üzerinde bulunduğu yolda olmaktır.

İdareciyi kurtaramaz etrafındaki sessiz kalabalıklar. Unutmak çare değil, ölüm onu da yoklar. Dünyadaki liderlik, dünyada bitmez. Her meşrep, her grup âhirette önderleriyle birlikte olacaktır. Rabbimiz buyuruyor:  “Kıyamet günü her grup kendi önderleriyle çağrılacaktır. (el-İsra Sûresi/71) Bu da dünyadaki liderliğin dünyada bitmeyip, ahirete de uzanan ciddi bir sorumluluk çizgisine sahip olduğunu göstermektedir. Kimi önderleriyle cennete girer, kimi de önderleriyle, idarecileriyle cehennemi boylar.

İdarecinin, yöneticinin kendisini kural üstü yani Kitap ve Sünnet dışı görme ve gösterme temayülü, firavunluğa heveslenmesinden, firavun olmaya çalışmasından ileri gelmektedir. Sahâbeden Sevbân radıyallahu anh’den nakledildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetim hakkında saptırıcı önderlerden endişe duymaktayım.” (Ebû Davud, Fiten 1; İbn Mace, Fiten 9; Darimî, Mukaddime: 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned, l, 42; V, 278, 284; VI, 441) Bu Hadis-i Şerif’te geçen saptırıcı önderler diye tercüme ettiğimiz el-Eimmetu’l-mudillûn ifadesini ulemamız, “halkı bid’atlara çağıran önderler” olarak yorumlamıştır. Bid’at, Kitab ve Sünnet temeline dayanmayan, İslam kültürüne ters düşen, yani İslam sistemi içinde yeri bulunmayan ve fakat ondanmış gibi Müslümanlara takdim edilen her şeydir. Böyle olunca ümmeti Kitab ve Sünnet dışına yönelten, Müslümanları İslâm dışına yönlendiren, onları İslam’dan, İslam’ı Müslümanların hayatından dışlayan her önder saptırıcıdır. Zira bid’at, başlı başına bir sapıklık sebebidir. Arapçada dilimizdeki kullanımından çok daha geniş bir anlam sahasına sahip olan ve emir, reis, başkan, halife, önder, öncü, lider, yönetici gibi manalara gelen “imam” kelimesi, (çoğulu, eimme), her seviyedeki insan toplulukları için vazgeçilmez yönetim unsurunu temsil etmektedir. İmam›ın en belirgin vasfı da kendisine uyulması, yani onun mukteda bih, metbu’ olmasıdır. Her önderin sorumluluğu, ferdî sorumluluğu ve yönettiklerinin sorumluluğundan oluşmaktadır.

Dinin günlük hayattaki tesirinin azaltılması, savsatılması demektir. Bundan sonra din, inanç ve ibadeti önemsememek, Allah’ın kullarına, Allah’tan başkalarına kulluğu telkin ve hatta buna zorlama safhası gelir ki, bu tam anlamıyla saptırıcılıktır. İnsanların inanç ve ibadet hürriyetlerini kısıtlayan, ibadet mahallerinin, mescidlerin harap olmasını ve fonksiyonlarını icra edemez statülere ve kullanımlara mahkûm edilmesi, liderlerin, yönettiklerine yapabilecekleri en büyük haksızlık olacağı gibi liderler için de en büyük sorumluluktur.

Kendilerine tabi olanlara Allah’ın dini dışında yol ve yöntem tayin edenler, Rabblik iddiasında bulunanlardır. Bizim idarecilerimiz bizim Rablerimiz değil, Rabbimizin emirlerine tabi olan rehberlerimizdir.

Çökmeleri mukadder olan milletler, rehberleri rehber olmaktan çıkıp Rablığa yeltendiklerinde kendilerini cezalandırmayan milletlerdir. Hukukun üstünlüğünün azaldığı, hiçe sayıldığı yerde, üstünlerin hukuku geçerli olmaya başlar. Hak ve hukukun yerine ve önüne geçen önderler, firavun olmak için performans gösterenlerdir.

 

Yorumlar

(9)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

H a

10 Mayıs 2022 15:59

Bu yazılanlara siz neden uymuyorsunuz hiç ?. İşte bu yüzden sizler herşeyi bildiğiniz halde yapmamanın cezasını çekeceksiniz.

Allah Görüyor

18 Eylül 2019 12:49

Çok güzel vurgulamışsınız. Çözüm ne? Nasıl gerçekleşecek? Güven nasıl sağlanacak? Dosdoğru olacağız ama söylemlerimiz bu, uygulamaya dökerken üstümüze başımıza bulaştırıp her şeyi mahvedeceğiz. Bir çuval inciri yok etme deyimi. Güven verme, samimi olma, hak, hukuk, adalet içinde olma durumunda birlik beraberlik korunur. Örnek alacağımız uygulama ve kaynak ortada. Kuran ve Sevgili Peygamberimiz H.z. Muhammed(sav) ortada iken tek yaptığımız adlarını kullanıp insanları kandırmak oluyor. Bir türlü dosdoğru yolu uygulamaya dökemiyoruz. Vatandaşta haklı olarak, "hocayı dinle gittiği yoldan gitme" şeklindeki sözü uyguluyor. Kimseye tam güvenemiyor. Yalakalık otomatik yerleşiyor. Başıma gelenleri anlatayımda daha hangi noktada olduğumuzu ve anlatmak istediğimi daha iyi anlayın. Hiçbir şeyden haberim olmamasına üstelik başörtü mücadelesi yaparak zulüm görmüş biri olarak, şimdiki sağlık sen sendikasına üye olmama rağmen hiçbir kriterim olmadan neyle suçlandığımı dahi bilmeden hem de kendisini büyütüp iktidar olmasını istediğim, 15 temmuzda alanlara çıkarak desteklediği partim tarafından hem de terörist damgasıyla sorgusuz sualsiz ihraç olmam ve tüm haklarının elimden alınarak halen mağduriyet yaşayan biri olarak müslümanlar müslümanlara nasıl güven duyacaktır? Yazınızın temennisi nasıl gerçekleşecektir. Çocuklarım bu uygulamalardan sonra namaz kılmayı bıraktılar, cumaya bilme gitmez oldular. Kısacasıdeist oldular. Bunun vebal kimin? Bu yüzden beni kurban olarak seçen sisteme, sistemin gaddar sözde adı müslüman insanlarına haklarımı helal etmiyorum. Yok aslında birbirimizden farkımız. Sağ sağı kullanıyor, solda solu kullanıyor. Her ikiside arada masum ve mağdurları gerekirse harcıyor ve vicdan azabı duymuyor. Kul hakkı ise masal sanki. Sağı solu yok hocam bu işlerin. Kapitalist düzelde İslamı da kapitalist islam yapıverince adına da kapitalist islam dedik. KURANI okuyoruz, anlatıyoruz kapitalizmi uyguluyoruz. Hem dine uydurarak uyguluyoruz. Kendimizi kandırıyoruz ardından bolca sevap aldığımızı sanıyoruz. Deveye boynun eğri, demişler; nerem doğru ki, demiş. Bizden ise yanlışta olsa görmezden gelelim gibi bir düşüncenin olduğu şüphesi oluşmaya başladı ki o da iktidarın inişini hızlandırıyor. Adaletin isimde değil uygulamada olması durumunda başarılı olabiliriz. İstenirse gerçekler görülebiliyor. Gerçekleri söylemeniz durumunda bile acımadan vicdanlar sızlamadan hakaretler edilebiliyor. Ahir zaman dedikleri zaman bu zaman herhalde. Her ne söylersen söyle gerçekte olsa işlerine gelmiyorsa hep yanlış anlaşılıyorsun. Gerçekleri görmemek için elimizden geleni yapıyoruz? Gerçekten islam yaşanmış olsaydı ülkemizde ve diğer ülkelerde Müslümanlar huzur içinde yaşamaz mıydı? Filistin, Suriye, Libya, Mısır, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Bosna, Afrika ve diğer zulüm gören Müslümanların yaşadığı beldelerde gerçekten zulüm var. Bizde yok mu? Onlardan aşağımı kalıyoruz? Bende zamanında İHH derneği ile çocuklarımın sağlıklı olması düşüncesiyle 6 akika kurbanı bağışladım. Neden çünkü inanıyorum. İslama hizmet eden herkese şüphe duymadan katkı sağlama düşüncesindeyim. Bende CHP zamanında baskılar yüzünden başörtüsü zulmü sonucu istifa etmek zorunda kaldım. Ama gel gör ki aynı zulmün bir benzerini şimdiki iktidar ile görüyorum. Hemde neden kaynaklandığını bilmeden sorgusuz sualsiz konuşmana bile izin verilmeden görüyorum. Kriter ne, neden suçlanıyorum, ne yanlışı yapmışım bilmeden. Sana sorgusuz sualsiz vatan haini denip KHK ile adın yayınlansa idi, yıllarca vatan haini olmadığını ispatlamak için bekletilseydin, sana yapılanın diğer ülkelerdeki yapılan zulümden farkı olur muydu? Hemde ağaç kökü yeyin diyerek, hem de bulunduğun ülkede çalışma hakların elinden alınarak, sürekli damgalama ile yaşamaya mecbur edilerek, hem de bizimle aynı görüşe sahip olup ta zulüm gören masum ve mağdurları kastederek milleti güldürmek için espri yapan bir milletvekili çıkıp utanmadan gülerek, “Bizim için yanı verin, ne olmuş yani” denilerek yapılan hatalarını bir de yağ gibi üste çıkarak desteklediklerini düşünün. Yani masum ve mağdur varsa bizim için yanı versin diyorlar. Neden masumlar ve mağdurlar kendileri için yanacak anlamış değilim. İslam yaşın yanında kuruyu yakın mı diyor? İslam iftira atın mı diyor? İslam gerçekleri görmemek için güneşi balçıkla sıvayın mı diyor? Doğrular ortadayken söylemeyip mızrak çuvala sığmadığı halde mızrağı çuvala sığdırın mı diyor? İslam dünyaya at gözlüğüyle bakın kendi yanlışlarınızı görmeyin mi diyor? İslam üç maymunu çok güzel oynayın mı diyor? Ortada çamur olacak ve bunun sonucu ülkede hiçbir işe giremeyeceksin, dışarıya bile gidemeyeceksin, damgalanmaya devam edileceksin. Suçun ise belli değil. İftira mı, sui zan mı, hiçbir şey bulunamamış ise sui zannın okkalısı kripto olabilir denilerek zulüm yapılacak. Hüsni zannımız ne oldu? Hani fasık biri size haber getirdiğinde yada iftira attığında araştırıp ona göre davranış sergileyecektik, böyle yaparsak günaha girmekten korunurduk. Neden bildiklerimizi uygulamıyoruz? Müslüman dosdoğru bilmediği bir konuda kardeşim dediği müslümana bilmeden eziyet ediyor? Sanki körüz. Sahi dışarıdaki zulümden ne farkı var? Filistin'deki, Çin'deki Müslümanlara yapılan zulümden ne farkı var? Buna da ADALET diyorlar. Anlattınız örneklerle veya İslami yaşayışımızda ki güzelim örneklerle ne kadar örtüşüyor? Zaten yaptığımız geçmişimizle övünmek ama yaşamaya gelince sadece kullanıyoruz. Hep birilerini etkilemeye çalışıyoruz ama adımız gibi olup yaşamaya dökemiyoruz. Nasihat var maalesef uygulama yok. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Ama bunu bahane edip hiç alakasızları yakmak Müslümanlığa sığar mı? Bende darbeye karşıyım. Hatta ailemle birlikte günlerce hükümet meydanlarındaki protestolara katıldım. Ama gel gör ki sorgusuz sualsiz ihraç edildim. Daha sonra hakkımda soruşturma açılmış. İfademi verdim. Mahkeme neden atıldığımı sorduğunda bilmediğimi söyledim. Çünkü mahkemenin kendisi de neden atıldığımı bilmiyor ve bana kurumundan şikayet olmamış, araştırmalarına bakarak, sen neden ihraç oldun diye bana soruyor. Allah aşkına anlattıklarınızın hepsine aynen katılıyorum da dışarıdaki zulümden farksız uygulamaya bakıldığında bana yapılan bu lekelemeye ne diyeceksiniz? Benim darbeye hiçbir katkım olmamasına rağmen iftira ile atılmama ne diyeceksiniz? Mum dibine ışık vermez diyorlar. Çevreyi görüyoruz ama dibimizi göremiyoruz. Doğruları çok güzel özetlemişsiniz ya yanlışları ne zaman göreceksiniz? Vatandaşa bu yargısız infazı söylediğimizde "Bir şey olmasa atmazlardı" diyerek cevap veriyor. “Yanlış hesap varsa mutlaka düzelir”, diyor. 3 yıl geçmiş. Mahkeme yolu ohalkomisyonu yoluyla engellenmiş olup 3 yıl sonra red gelirse hakkımı aramaya başlayacağım. Geciken adalet , adalet midir, zulüm müdür? İnanın inancım olmasa idi çoktan intihar etmiştim. İntihar etmeyi çok kez düşündüm. Psikolojim bozuldu. Sadece benim değil aileminde psikolojisi bozuldu. Bir kişiyi değil tüm aileyi çamurladılar. Hiçbir suçun olmayacak gelip alnına vatan hainliği çamuru atılacak. Yanlışlık varsa yıllar sonra adalet yerini bulacak. Tabi hastalanıp ölmezsek, intihar etmezsek, delirmezsek. Hatta bu durumlarda olup ölenlerin daha sonra yanlışlıkları düzeltilmiş ve iadeleri verilmişti. Yani adam intihar etmiş, üzülüp kalp krizi geçirip hastalanıp ölmüş, yanlışlık öldükten sonra düzeltilmiş iadesi sağlanmış. Bu vebal kimin? Buna adalet mi diyorsunuz? Gerçekten suçluysam asılmaya razıyım. İtirazım olmaz. Seve seve ölüme giderim. Hatta yanlışlıkla bile olsa idam edilmeye razıyım. Böyle yaşamaktansa idam edilmeyi çok isterim. Çünkü hiç olmazsa şehit olmuş olurum. Devlet benimle çalışmak istemiyor olabilir. O zaman çamur atmadan istifamı istesin. Seve seve veririm. Neden olmadığım halde çamurlanayım. CHP zamanında da başörtüsü mücadelesinde istifamız istendi. Baktık olmadı. İstifamızı verdik. Ama bu yapılan zulüm CHP nin yaptığından daha beter. Hem de adı Müslümanım diyen kardeşim dediğimiz yapıyor. Sui zannı tavan yapıyor. İftirayı önce kendi yapıştırıyor ve vatandaşa da devam etmesini istiyor. Sadece çamurlanmakla kalsaydık. Yakınlarımdan üzülüp kalp krizi geçirerek ölenler oldu. Annem 2 yıl üzüldü dayanamayıp kalp krizi geçirerek öldü. Yani benim mağduriyetime 2 yıl dayanabildi. Bu vebal kimin? Yine yakınlarımdan beni çekemeyenler sevinip her türlü hakareti yaptılar. Çocuklarım yapılanları görünce din bu ise olmaz olsun diyerek dinden soğudu. Namazlarını kılmaz oldu. Hatta cumaya bile gitmez oldular. Aslında 3 yıldır kendimizi açık cezaevinde gibi hissediyorum diyorum ama aslında öyle. Çünkü hiçbir işe girip çalışma hakkın bile yok. Çünkü işyeri sahibi senin khklı olduğunu öğrendiğinde işe almıyor. Yani haks6ızlık bir yana iş bulup çalışmam bile yasak. Zulüm içinde zulüm. Bu yüzden hayata küstüm. Eve kendimi kapattım. Hapishaneye atılmış olsaydım bundan farklı olmazdı. Hapis hayatı yaşıyorum. ŞİMDİ BEN SOLA MI YOKSA SAĞA MI GÜVENMELİYİM? Bundan sonra insanlara siz olsaydınız güvenebilir misiniz? Çocuklarıma din bu yanlışları yapmıyor, insanlar yanlış yapıyor desem bile inandıramıyorum. Tüm bunlara rağmen çocuklarımdan memnunum. Hiç olmazsa diğer insanların bakış tarzıyla bakıp hakarette bulunmuyorlar. Onlarında psikolojileri bozuldu. İnsanlar neden deist oluyor sanıyorsunuz? Can ciğer dost sandığım insancıklar bile beni bilmelerine rağmen korkularından uzaklaşıp görülmez oldular. Sui zanna hareket etmelerine devam ettiler. Korkmaları da normal. Çünkü lekelenen bu ülkede haklarını arayamıyor. Arasa bile sui zan tavan olunca damgalamaya devam ediliyor. Kimseye masum olduğunu anlatamıyorsun. Allah aşkına “İslam dinini” böyle mi anlatacağız, böyle örneklerle mi yayacağız, yaşayacağız? Halen mahkeme KYOK vererek soruşturmamı bir yıl önce bitirmesine rağmen ohalkomisyonu 3 yıl oldu karar veremiyor. Hem de sıramı atlayarak diğer KHKlılara karar vererek, karar veremiyor. Hani sıraya riayet edilecekti. Hani yanlışlık varsa hemen düzeltilecekti. Bir çok kriterlilere, kritersizlere iade verilirken bana HİÇBİR KRİTERİM OLMAMASINA RAĞMEN sıra gelmiyor, karar verilemiyor. Bir çok sayılan kriterler bir çok insanda hem de fazlasıyla varken hiçbiri ihraç olmuyor, önemli bir çok makamlarda görev yapmaya devam ediyor. Ama adı çıkan, çamurlanan saf vatandaşlarımız ise yok sms atmış, yok kitapçının önünden geçmiş kitap almış, yok sohbette görülmüş, yok yasal olan sendikaya üye olmuş, yok yasal olan dershanelerine gitmiş yok okullarında okumuş, yok onlarla beraber gezmiş … vb. gibi bahaneler üretilerek lekelenmeye çalışılıyor. Bu mu dur adalet? Sanki insanların gelecekten haber alma gücü varmış veya insanların alınlarına bakarak kimin ileri de darbeci kimin vatansever olacağını bilebiliyormuş gibi yeteneğe sahipmişçesine düşünülerek hiçbir şeyden haberi olmayan vatandaşlarımız suçlanabiliyor. Yani insanların düşüncelerini okuyan yöneticilerimiz var. O zaman çocuklar doğar doğmaz kimin katil kimin vatansever olduğunu bilin. Katil olacak olanları yani sorunlu olacakları doğar doğmaz katledin. Bu nasıl bir düşüncedir Allah aşkına! Buna da adalet diyoruz. Bu bahaneler herkese uygulansın bakalım suçlanmayan kimse kalır mı? O zaman kim adaletten şikayet edebilir? Şeriatın kestiği parmak acımaz. Adalet uygulanırsa. Ama adalet hem gecikiyor hem de adamı olana değil olmayana iftira ile gerçekleşiyor görünümü yayılıyor. Yani adalet kendimize göre uygulanıyor. Bu durumda güveni yok ediyor. Şüpheleri artırıyor. Adalet geciktirilerek, masumlar cezalandırılarak acaba ne hesaplanıyor? ZORLA MİLLETİ KÜSTÜRMEYE Mİ ÇALIŞILIYOR? YOKSA GİRDİĞİMİZ VEBALLER AZ OLDUĞU İÇİN DAHA ÇOK VEBALLERE GİRELİM Mİ DİYE Mİ ÇABALAMA YAPILIYOR? Sizde dosdoğru dini anlatıyorsunuz ama uygulaması bu. Hani sui zan kötü idi. Hani iftira çirkindi. Hani kul hakkına girmekten çekiniyorduk. Hani Allah'tan korkuyorduk. Allah'tan korkan bu yanlışları yapabilir mi? Demek ki çok büyük şüpheler doğuyor. İmanımızda çok büyük yanlışlar var. İslam’ın adı var. Uygulaması yok. Müslümanın adı var, yaşayışı yok. Adımız gibi dosdoğru olmayacak mıydık? Bana darbeci diyen, iftira atan hiçbir şey olmasa bile kriptodur diyen herkese haklarımı helal etmiyorum. Buna yol açanların, vesile olanların asıl kendileri fetöcüdür. İthamlarını kendilerine iade ediyorum. Tekrar söylüyorum. DARBECİNİN, SORU ÇALANIN, YARGIYA, POLİSE FESAT KARIŞTIRANIN CANI CEHENNEME! Darbe yapmak isteyen şer odaklara karşı direnirken canını feda eden 15 Temmuz Şehitlerimize ve diğer tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. 3 yıl geçmiş adaleti beklemeye devam ediyorum. Bir an önce it izi at izine karıştırmaktan vazgeçilmeli. Güneş balçıkla sıvanmaya çalışılmamalı. Üç maymunu oynamaktan vazgeçilmeli. Adalet partimizin adında kalmamalı ve uygulanmalıdır. Adalet geciktirilmemeli, herkese eşit uygulanmalı. Kuran ortada, nasihat için yeterli ama nasihat ı söyleyen çok alıp uygulayan yok. İslami sözler çokta uygulama olmadıktan sonra din sanki kullanılır hale gelmiş gibi görünüyor. Dürüstlüğün cezalandırıldığı bir ortamdayız. Allah yar ve yardımcımız olsun. Sözleri mi Fatih Sultan Mehmet’in sözleriyle bitirmek istiyorum. Fatih Sultan Mehmet Han der ki: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.”"

NALBANT

11 Eylül 2019 21:00

Cumhuriyetin 1950 yilina kadar basinda olan yoneticilerinden bahsediyorsunuz gibi geldi bana!

ORHAN İNAN

11 Eylül 2019 15:44

"UYDURULAN DİN" ŞEKLİNDE TERİMLERLE İSLAMI VE MÜSLÜMANLARI BÖLÜP PARÇALAMAYI DÜŞÜNENLER..HİÇ UMUTLANMAYIN..BU DİNİN SAHİBİ YÜCE ALLAH(CC) TIR VE NE O (CC)'NUN DİNİNE NE DE MÜSLÜMANLARA BİR ZARAR VEREMEYECEKSİNİZ..HALEN İÇİNİZDE BİR YANGIN OLAN İTİLMİŞLİK VE HORLANMIŞLIK DUYGUNUZ DAHA DA ARTACAK VE ESKİ BENZERLERİNİZ NASIL YOK OLDU İSE SİZLERDE YOK OLACAKSINIZ.

Ferhat

11 Eylül 2019 14:03

Allah razı olsun kardeşim. ALLAH cc kalemine güç versin.

Mustafa

11 Eylül 2019 13:38

Dirayet dinimi rivayet dini mi. İndirilen din mi, uydurulan din mi.

MİSAFİR

11 Eylül 2019 12:15

o zaman tayyib beyin ve milletvekillerinin durumu nedir sizce sayın yazar ?

ORHAN İNAN

11 Eylül 2019 11:54

ELLERİNİZE SAĞLIK..GÜZEL VE AYDINLATICI BİR YAZI OLMUŞ ALLAH(CC) ÖĞÜT ALANLARI ÇOĞALTSIN,İNŞALLAH.

Harun

11 Eylül 2019 07:59

Allah razi olsun. Bundan günümüz için ne anlamalıyız onuda yazsaydınız iyi olurdu

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle