• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Sahâbe kadılığı

13 Mayıs 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Sahâbe kadılığı

MUSTAFA ÇELİK

Sahâbe hakkında hüküm vermeye kalkışan bir dil, çoğu zaman kendi sınırlarını aşar. Çünkü o nesil, yalnızca tarihin bir parçası değil; dinin bize taşınmasında köprü olmuş bir halkadır. Kendini o köprünün üzerine çıkarıp hüküm dağıtmaya çalışanlar ise farkında olmadan yürüdükleri zemini zayıflatırlar. Zira bu tavır, hakikati aramaktan çok, geçmişi bugünün ölçüleriyle yargılama kolaycılığına sığınmaktır.

Tarih, ibret almak için vardır; hesap sormak için değil. Onun sayfaları arasında dolaşırken seçici bir dikkatle sadece kusurları aramak, insanın kendi iç dünyasındaki meyli ele verir. Kusur avcılığı, hakikate ulaşma çabasından ziyade, çoğu zaman bir tür iç tatmin arayışıdır. Bu arayış ise kişiyi adalet duygusundan uzaklaştırır; çünkü adalet, bütünü görmeyi ve dengeyi gözetmeyi gerektirir.

“İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe Sûresi/ 100)

Bu âyet bize diyor ki; Sahâbe Allah’ın razı olduğu bir nesildir. Onların yolu, cennet yoludur. Bu neslin etrafında şek ve şüpheler oluşturmak bir nifak alâmetidir. Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye (ra) arasında bir kavga olmuş. İkisi müçtehiddir. İçtihadın olduğunu isabet eden de olur, isabet etmeyen de olur. Bize düşen ibret almaktır. Hz. Muaviye’yi tenkid ederek sahâbe tekfirine yol açmak, başlı başına bir cinayettir. “Ahmed b. Hanbel, Ali b. Ebi Hambel’in babasından şöyle dediğini nakleder: ‘Muaviye’yi Şam’da yamalı bir elbiseyle hutbe okuduğunu gördüm.” (Ahmed b. Hanbel, Kitabü’z-Zühd, s. 172)


Evzaî’nin şeyhlerinden zahid Yunus b. Meyser el-Humeyrî, ‘Hırkasının cepleri yırtık vaziyette Muaviye’yi Şam sokaklarında dolaşırken gördüm’ demektedir. (İbn Kesîr, el-Bidaye, VIII, 134; Zehebî, Siyeru a’lami’n-nübela, IV, 77) İbn Asakir de, Darekutnî’den aynı nakli yapmaktadır. (Tarihu Dımeşk, VII, 6)


Hz. Hasan (ra)’ın zehirlenerek şehit olduğu bir hakikattir. Lakin Hz. Hasan’ın zehirlenmesinin hanımı tarafından şahsî bir tercihle veya birilerinin su-i kast niyetiyle mi yapıldığı kesinkes itimat edilebilecek bir rivayete müstenit değildir.

İbn Asâkir Tarîhu Dımeşk’inde İbn Cu’de’den şunu nakleder:

Ca’de bintu’l-Eş’as b. Kays, Hasan b. Ali’nin nikâhı altındaydı. Yezid  gizlice onunla anlaşıp Hz. Hasan’ı zehirlemesini ve bunu yaparsa kendisiyle evlenebileceğini söyledi. O da bu işi yaptı. Hasan ölünce Ca’de, Yezid’e bir aracı göndererek kendisine verdiği söze vefa göstermesini isteyince Yezid: “Vallahi biz seni Hasan’a layık görmedik ki kendimize görelim” diyerek bunu reddetti. Bu rivayeti İbnu’l-Cevzî el-Muntazam’ında, es-Safedî el-Vâfî bi’l-Vefeyât’ında, es-Suyûtî Târihu’l-Hulefâ’sında, İbnu’l-Esîr el-Kâmil fi’t-Târîh’inde nakletmektedirler.


Bu hadiseye göre Hz. Hasan (ra)’ı zehirleyen kişinin hanımı olduğu ve zehirleten kişinin de Hz. Muaviye (ra) değil, oğlu Yezid olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki muhakkik alimler bu iddiayı bile sağlam görmemişlerdir. İbn Kesir el-Bidâye ve’n-Nihâye’sinde mezkur hadiseyi naklettikten sonra şöyle der: “Bana göre bu sahih değildir. Bu hâdisenin Yezid’in babası Muaviye namına sahih olmaması ise evleviyetledir.” İmam ez-Zehebî de Tarihu’l-İslâm’ın da Muaviye’ye nispetle anlatılan ilgili kıssa için “Bu, sahih olmayan bir şeydir. Kim buna muttali olmuş?” demektedir.


İbn Kesir’in ilgili tahliline göre Yezid gibi bir facir adına bile tashih edilemeyen bir cürmü -velev ki zayıf bile olsa- somut bir delil ile destekleme imkânına sahip olmadan Hz. Muaviye’ye isnat etmek imana, mürüvvete, adalete yaraşır mı?

Sırf kendisini sevmediklerinden ötürü bu cürmü Hz. Muaviye’ye yama etmeye çalışanlar Allah’ın huzurunda hesap vermekten korkmazlar mı? Ayrıca Hz. Muaviye Hz. Hasan’ı niçin zehirletsin ki? Zaten hilafeti kendisine teslim edip geri çekilen ve uzlaşma yolunu tercih eden Hz. Hasan değil midir?


Şu halde onu zehirlettiği şeklindeki haberin isnaden herhangi bir dayanağı olmadığı gibi metnen de hiçbir makuliyeti söz konusu değildir. Fitne kasırgalarının şiddetli bir şekilde estiği o günlerde muhaliflerin aleyhte uydurdukları söz ve hadiselerden sadece ispatı mümkün olabilecekler kabul edilebilir.

Sahâbeyi tartışma konusu hâline getiren bir zihin, farkında olmadan bugünün kötülüklerine de alan açar. Zira geçmişle meşguliyet, eğer hikmetten kopuksa, insanı bugünün sorumluluklarından uzaklaştırır. Oysa asıl mesele, tarih üzerinden hüküm dağıtmak değil; o tarihten ahlâk ve istikamet devşirebilmektir.

Neticede, sahâbenin kadılığına soyunmak ne ilimdir ne de hikmet. Bu, daha çok nefsin ince bir oyunu olarak tezahür eder. Hakikat yolcusu ise kusur aramak yerine ibret almayı, yargılamak yerine anlamayı tercih eder. Çünkü bilir ki, geçmişin muhasebesiyle değil, bugünün istikametiyle yükümlüdür.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yapılandırma talebi:

Yapılandırma talebi: Hükümetin sunduğu yapılandırmalar faizli ve yetersiz bulunuyor. Esnaf "faiz silinsin, ana para üzerinden gerçekçi taksitler olsun" diyor. "Af" değil, gerçek yapılandırma istiyorlar.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23