Batı kavramlarıyla kendi kavramlarımızı batırmayalım!
Batı kavramlarıyla kendi kavramlarımızı batırmayalım!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Kavramlarımızla, mukaddes ölçülerimizle, kendi değer yargılarımızla oynamayın diye birçok yazı yazdım. Din-ilim-fıkıh-tevhid-zikir-hikmet-sünnet-şeriat gibi bizim asli unsurlarımızla oynandı. İlim-bilim, fıkıh-hukuk, şura-demokrasi, ahlak-etik ayrışması yerleştirildi.
Bizler kendi kavramlarımızdan habersiz, Batılıların yerleştirdiği kavram ve düşüncelerle yaşar hâle geldik/getirildik.
Aslî kelimelerimiz, asilliğini kaybetti. Alıştırıla alıştırıla şeriat, sünnet, şura, fıkıh, ahlak, din başta olmak üzere bir sürü kelimelerimizin, kavramlarımızın derunîliği kaybettirildi. Kaybettirilen değerler ve kavramlarımızı kaybettiğimizin farkında olmayışımız üzüntümüzün bir başka yönü.
Prof. Yavuz Köktaş hocamızın bu hususları özetleyen önemli bir yazısını okuyunca yazdıklarımı kısaca ifade etme ihtiyacı doğdu.
Kavramlar, bir medeniyetin yalnızca düşünme biçimini değil, aynı zamanda varlığı nasıl anlamlandırdığını da ortaya koyan en temel zihni yapılardır. Çünkü insan, dünyayı doğrudan değil; kavramlar aracılığıyla idrak eder.
İslâm medeniyetinin kavram dünyası iki temel düzlemde ele alınabilir. Birinci düzlem; bu medeniyetin kendi iç dinamikleri içerisinde kavramların nasıl teşekkül ettiği ve zamanla nasıl bir anlam dönüşümüne uğradığı meselesidir. “İlim”, “fıkıh”, “hikmet”, “zühd” gibi temel kavramların erken dönemlerdeki geniş muhtevası ile sonraki dönemlerde kazandığı daha teknik veya daraltılmış anlamlar arasındaki fark, bu iç dönüşümün en belirgin örneklerini oluşturur. Bu süreç, yalnızca bir anlam kayması değil, aynı zamanda düşünce tarzının kurumsallaşması ve disiplinleşmesiyle de yakından ilişkilidir.
İkinci düzlem ise İslâmî kavramların, modern dönemde Batı düşüncesiyle karşılaşması neticesinde uğradığı yeniden yorumlanma sürecidir.
İlim; başta, Allah’ı, ahireti ve kurtuluşa götüren bilgiyi kapsarken sonra, sadece fetva ve cedel (tartışma) bilgisine indirgenmiştir. Fıkıh; başta, “ahirete dair derin kavrayış, kalp idraki” anlamındaydı sonra; sadece “füruu fıkıh (ibadet-muamelât hükümleri)” şeklinde daraltıldı. Tevhid; başta, kalbin Allah’ı birlemesi, O’na yönelmesiydi. Sonra, sadece kelâmî tartışmalar ve ispat tekniklerine dönüştü. Zikir; başta: Kalbin sürekli Allah ile meşgul olması sonra, sadece dil ile tekrar edilen lafızlara indirildi. Hikmet; başta: “Nefsi ıslah eden ve hakikate ulaştıran bilgi ve davranış” sonra, daha çok felsefî teorik bilgiye daraltıldı.
Sünnet; başta, Resulullah’ın örnekliği, amel ve fiili iken, sonra rivayet formu olan hadise dönüştü. Aynı şekilde başta; Resulullah’ın farz ve vacip ayırımı olmaksızın yolu iken, sonra farz dışındaki hüküm ve fiillere dönüştü.
Şeriat; başta, iman, ibadet, ahlak ve muamelat dahil olmak üzere dinin karşılığı idi, sonra amelî hükümlere, hatta en sonunda ceza hükümlerine dönüştü ve manası daraldı.
Din; başta, hayatın her alanını kapsayan ilahî bir yöntem iken, sonra sadece itikad hükümlerini içine alan bir anlama dönüştü. Hatta sonraları çağdaş dönem sonrası din, sadece iman, ibadet ve ahlak hükümlerini içeren bir iç huzuru anlamına çevrilerek hayata sokulmadı. Bu dönüşümün tarihi, neyin nereden neye dönüştüğü muhakkak bilinmelidir. Aksi takdirde kaynakların anlaşılması zorlaşır. Zira sonraki anlamlarla kaynaklar okunmaya başlarsa yanlış anlamalar da hemen baş gösterir. Ayrıca değişimin anlam daralmasına mı, genişlemesine mi yoksa bozulmasına mı maruz kaldığı iyice araştırılmalıdır. Şeriatın, ceza hükümleri gibi anlaşılması sadece daralma değil, bozulmadır da…
İlim-Bilim meselesi: İslâmî gelenekte “ilim”, yalnızca nesnel bilgi birikimini değil, aynı zamanda Allah’ı bilmeye, hakikate yönelmeye ve insanın varlıkla kurduğu anlamlı ilişkiye işaret eden geniş bir çerçeveye sahiptir.
Modern Batı düşüncesinde “bilim”, daha çok deney, yöntem, gözlem ilkeleri üzerine kurulu, değerlerden arındırılmış (en azından değer-dışı olduğu varsayılan) bir bilgi üretim alanı kurulmuş. İlimin kapsayıcı ve yönlendirici karakteri kaldırılmış, “bilim”in metodolojik ve nötr çerçevesi içinde daralma yerleştirilmiştir.
Fıkıh-Hukuk meselesi: Fıkıh, İslâmî bağlamda yalnızca kurallar bütünü değil, insan davranışını hem dünyevî hem uhrevî sorumluluk boyutuyla kuşatan bütüncül bir “anlama ve yaşama disiplini”dir. İçinde ibadet, ahlâk ve hukukî düzenlemeler iç içe geçmiş durumdadır.
Modern “hukuk” kavramı, daha çok devletin yaptırım gücüyle desteklenen pozitif normlar sistemine indirgenmiş, ahlâkî ve metafizik boyutundan büyük ölçüde ayrıştırılmıştır. Bu durum, fıkhın bütüncül karakteri parçalanarak yalnızca teknik alan olarak yeniden tanımlanmış yaşanan hayatın dine uyup uymadığı sorusu bile sorulamazlığa yol açmış kutsal hâle getirilen laiklik “ölçü” yerine konulmuştur.
Şûra-Demokrasi meselesi: “Şûra-demokrasi” ilişkisi de benzer bir bilgi farklılaşmayı yansıtır. Şûra, İslâm siyaset düşüncesinde karar alma süreçlerine katılımı ifade etmekle birlikte, nihai meşruiyetin vahiy ve ilahî ölçülerle sınırlandığı bir danışma ilkesidir.
Şûra, mutlak hâkimiyet/egemenlik üretmez; ilahî çerçevenin içinde işleyen bir istişare mekanizmasıdır. Demokrasi ise modern siyasal düşüncede egemenliğin kaynağını halka dayandırır ve meşruiyeti insan iradesi üzerinden temellendirir. Bu açıdan bakıldığında şûra ile demokrasinin dayandıkları kaynaklar bakımından köklü bir ayrışma vardır.
Ahlâk-Etik meselesi: Son olarak “ahlâk-etik” karşılaştırması, belki de en derin farkı barındıran alanlardan biridir. İslâmî gelenekte ahlâk, insanın iç dünyasını, niyetini ve davranışlarını ilahî rızaya uygun hâle getirmeyi hedefleyen fıtrata uygun ve kural koyucu bir bütünlüğe sahiptir. Ahlâk, yalnızca davranışların düzenlenmesi değil, aynı zamanda nefsin terbiye edilmesi ve varlıkla uyum içinde yaşama çabasıdır.
Modern etik ise rasyonel gerekçelendirme, sistem kurma ve evrensel ilkeler üretme çabası içinde, metafizik referanslardan bağımsız bir zeminde konumlanır. Bu sebeple ahlâkın “içsel dönüşüm” boyutu, etikte çoğu zaman “dış normlar sistemi”ne indirgenmiştir. İç dünya ile ilgisizdir. İslâmî düşünce ile modern Batı düşüncesi arasında anlam farklılığı vardır.