Ajan Sava’nın ‘mafyatik’ halefi
Ajan Sava’nın ‘mafyatik’ halefi
AYHAN DEMİR
“Bulgaristan’da Türk siyaseti” başlıklı yazımız, biraz okunmuş görünüyor. Kul kusursuz olmaz. Bizi uyaran, eksiklerimizi usulünce dile getiren insanları önemsiyorum. Halis niyetli uyarılar, bizi zayıflatmaz, bilakis kuvvetlendirir. Demek istediğim, bazı boşlukları doldurmak, hataları düzeltmek isterim. İyi olur.
Her şeyden önce: Yazının başlığını “oldukça güçlü” bulup, “Bulgaristan’da Türk siyaseti mi var?” diyenler oldu. Doğrudur, Bulgaristan’da Türkler ve onların desteklediği partiler var. Ancak Bulgaristan’da bir “Türk siyaseti” veya “Türk partisi” olduğunu söylemek mümkün değil. Ayrıca Bulgaristan Anayasası etnik veya dini temelli bir siyasi parti kurulmasını yasaklıyor. Zaten bizde “Bulgaristan’da Türk siyaseti var” demedik. Aksine Türk kökenli seçmenlerin destek verdiği bazı partilerin ve siyasetçilerin gerçek yüzlerini ortaya koyduk.
Gelelim hata ve eksiklerimize…
Kurucu ve yöneticilerinin büyük bölümü etnik anlamda Türklerden oluşan ve daha ziyade Türklerin desteklediği Hak ve Özgürlükler Hareketi-HÖH, 1990 yılında kuruldu. Mehmet HOCA, Güner TAHİR, Kasım DAL ve Lütfi MESTAN, Bulgaristan’daki Türk azınlığın siyasi yapılanmalarında aktif rol almış isimlerdir. Bu isimlerin tamamı sırasıyla, zaman içerisinde, HÖH’ten ayrıldılar/atıldılar.
HÖH’ten ihraç edilen Mehmet HOCA, 1993 yılında Demokratik Değişim Partisi’ni kurdu. Ardından 1997’de HÖH’den ayrılan Güner TAHİR ve arkadaşları, 1998 yılında Ulusal Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin kuruluş kongresini gerçekleştirip; 1999 yılında bu partinin resmi kaydını yaptırdılar. Bir önceki yazımızda, Kasım DAL ve Lütfi MESTAN’ın siyasi yürüyüşlerinden bahsetmiştik.
HÖH’den ayrılan isimlerden hiçbiri Bulgaristan siyasetinde uzun soluklu olamadı. Bunun birçok sebebi var. Bunların en başında: Bu siyasi partilerin, HÖH’ün asıl güç devşirdiği, yerel yönetimlerde başarılı olamamaları geliyor.
Buna ilaveten: Bazıları, bileğinin hakkıyla, güçlü bir taban ve yerelde bazı kısmi kazanımlar elde etse de işbirliği yaptıkları diğer partilerin ihanetine uğramaları neticesinde hevesleri kursaklarında kaldı. Ve bazıları ise sırtını tamamen Türkiye veya diğer ülkelerden gelecek desteğe bağladılar. Sahada çalışmadan, taşıma suyla değirmen döndürmek isteyince netice yine hüsran oldu.
Bu uzun girizgâhtan sonra, sözü Delyan PEEVSKİ’ye getirmek istiyorum.
HÖH’ün kurucu ve onursal genel başkanı ‘Ajan Sava’ kod adlı Bulgar komünist dönem istihbarat teşkilatı Devlet Güvenlik Komitesi-DS ve Rus KGB ajanı Ahmed DOĞAN, yukarıda isimlerini saydığımız ve saymadığımız birçok ismi partiden kovdu.
“Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde avcuma düşer” demişler. Kaderin cilvesi işte: Bugüne kadar hep Ahmed DOĞAN, Türk kökenlileri partiden kovuyordu. Bu sefer ‘ruhen Bulgar’ olan Ahmed DOĞAN’ı, bir etnik Bulgar HÖH’den kovdu. Üstelik, siyaseten yetişmesinde en büyük emeği olan, kendisinin tabiriyle ‘siyasi fenomen’ Delyan PEEVSKİ tarafından kovuldu.
Delyan PEEVSKİ, oldukça karmaşık bir kişiliğe ve ondan daha karmaşık ve karanlık bir geçmişe sahip. 1980 yılında Sofya’da dünyaya gelmiş, hukuk eğitimi almış, bir dönem medya patronluğu yapmış olan bir etnik Bulgar siyasetçi. 2009’dan beri Bulgaristan Ulusal Meclisi’nde görev yapıyor. 2024 yılında önce HÖH eş başkanı, ardından bu partinin tek lideri oldu.
PEEVSKİ hakkında, bölücü terör örgütü ve bu örgütün Suriye ile Irak’taki kollarıyla, silah ve sigara kaçakçılığı üzerinden dirsek temasında olduğuna dair birçok iddia var. Ayrıca, ismi mafya ile anılıyor. Medya, siyaset ve sermaye ilişkilerinde oldukça etkili bir isim. Özgür Avrupa Radyosu gibi kaynaklar, onu, medya-siyaset-sermaye işbirliğinin kötü bir örneği olarak görüyor.
Bulgaristan’da siyasilerin servetleri uzun süredir tartışma konusu. Delyan PEEVSKİ de onlardan sadece bir tanesi. Pandora belgelerinde off-shore şirketler ile anılmıştı. Aralık 2025’de meydanlara çıkan on binlerce Bulgaristan vatandaşı, Delyan PEEVSKİ’ye ‘mafya’ suçlaması yöneltti.
Eylemlere katılanlar, “bu parayı nereden kazandın?” diyerek, PEEVSKİ’nin istifa etmesini ve yargılanmasını istediler. Sadece protestocular değil, Başbakan Rumen Radevi destekleyen bir eski başbakan yardımcısı da Türkiye’yi ziyareti esnasında görüştüğü yetkililere -HÖH’ü kast ederek- Bulgaristan’daki mafya yapılanmasından dert yanmıştı.
Bitmedi: PEEVSKİ, Magnitsky Yasası doğrultusunda, ABD ve İngiltere tarafından yolsuzluk, rüşvet ve zimmet iddiaları ile yaptırımlara tabi tutuluyor. Birçok Avrupa ülkesinin yanı sıra Türkiye’ye giriş yasağı var.
Buna karşılık, PEEVSKİ bu iddiaları reddediyor, kanıt olmadığını söyleyerek; kendisini, ‘demokrasi savunucusu’ olarak konumlandırıyor. Ne var ki bu demokrasi savunucu, iş fiiliyata gelince tam tersi bir duruş sergiliyor. Terörist israil’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımda İsrail’in, ABD ve israil’in İran’a yönelik saldırılarında ise yine ABD ve israil’in tarafında yer alan açıklamalar yaptı, yapıyor.
Bu arada birkaç yıl önce Ahmed DOĞAN’ın yaptırdığı bir saray da Bulgaristan’da kitlesel protestolara yol açmıştı. Hatta dönemin cumhurbaşkanı “ülkeyi mafyadan temizlemeliyiz” çıkışında bulunmuştu.
Artık toparlayalım.
Özetin özeti: Bulgaristan’da ne “Türk siyaseti”, ne de “Türk partisi” var. İşin daha can sıkıcı olan tarafı, tüm bunlardan, ülkemizin Balkan siyasetine yön verenlerin de haberi yok. Belki de var ama böyle devam etmesi işlerine geliyor. Bilemiyorum.