Dondurmanın sıcaklığında ısınmak
Dondurmanın sıcaklığında ısınmak
İDRİS GÜYANDIN
Bu dünyada faniyiz. Biz de, dünya da… Geldik gidiyoruz. Bir gün; ha bugün ha yarın; buz gibi, ışıksız ve ıssız bir mekana gireceğiz. Ne yardımımıza gelecekler var ne de yediğimiz tokatın bir kısmını üstlenecek…
Bir anekdot dinledim, çok etkilendim. Aşık Sümmani kaynaklı bir anekdot. Rahmetli Sümmani, 1862 Samikale /Ezurum Narman doğumlu olup 1914 yılında aynı yerde ölmüştür. Çobandır lakin gönlü çağlayanlardandır. Hayali sevgilisi Gülperi üzerine şiirler yazmıştır.
“Ervahı ezelde levhi kalemde,
Bu benim bahtımı kara yazdılar
Bilirim güldürmez devri alemde
Bir günümü yüz bin zara yazdılar”
……………………… diye meşhur şiirin şairi. Halk ozanı değil sadece, aynı zamanda Hak ozanı… Allah rahmet eylesin.
Hikayeyi anlatan diyor ki; bir akşam Aşık Sümmaniyi ziyarete gittim. Bana dedi ki; “gel seninle mezarlığa gidelim.”
Niçin diyesim geldi. Ama itiraz da edemedim ve gittik. Mezarlığı gezerken yeni kazılmış bir mezar gördüm. İçine ölü konmamıştı. Mezarın o boş hali beni ürküttü. Adeta nereye baksam o mezarı görüyorum.
Dedim ki: “Sümmani baba! Şu mezardaki dehşetli hali görüyor musun? Kim için kazdılarsa.!”
“En emin yerdir orası” dedi. Bir gün oraya girildiğinde anan bile seni bırakır gider ama merhametlilerin en merhametlisi Allah seni bırakıp gitmez. O’nun yanında olmak ne güzel. O’nunla olmak ne güvenli…” dedi.
Bu imandan etkilendim.
Evet, hepimize Allah böyle iman nasip etsin.
Ben Giresun merkeze biraz uzak Teyyaredüzü Mahallesinde otururum. Bazen merkeze giderim.
Giresun’da çocukluğumdan beri güzel bir adet vardır: Özellikle yaz mevsimlerinde iki tekerlekli el arabaları ile limonata satan insanlar olurdu. O yıllarda o kadar da araç olmadığı için onlara şehrin, özellikle kalabalık caddelerinde gezmek kolay olurdu. Evlerinde yaptıkları limonataları el arabalarındaki fıçılara doldururlar, arabanın önüne yerleştirilmiş musluktan, dileyene belli bir ücret karşılığı bardağa doldurarak verirlerdi. Marketlerin olmadığı, marketlerde satılan meşrubatların da bulunmadığı dönemde bu limonatalar bizim için en güzel içecekti. O limonataların içine buzhaneden aldıkları buz kalıplarını da atarlardı ki gün boyu soğuk olsun. Kaç kişi bununla evinin geçimini sağlardı.
Satarken de şöyle bağırırlardı; “Soğuk limonata, soğuk limonata…” Bu sözlere şunu da eklerlerdi. “On bardak limonatayı sebil etmek isteyen var mı, bir hayır sahibi?” Bir hayır sahibi yaklaşır, cebinden on veya yirmi bardaklık para verir. Benim hayrıma dağıt derdi. Limonatacı da bağırmaya başlardı: “Soğuk limonata sebil. Hayır edenin hayrı kabul olsun, hayratı mamur olsun..” Gelen ücretsiz alırdı.
Artık o limonatacılar kalmadı. Bu adet daha ziyade Giresun’da dikkat çekerdi.
1977/1986 yılları arasında Samsun Çarşamba’da kaldım. Orada da böyle limonata satanlar vardı. Bir ay başında, Müftülükte mutemetten maaşı almışım. Yaz mevsimi, hava sıcak. Şehirde dolaşırken soğuk limonata satan bir arabaya yaklaştım.
Bir bardak kendime on bardak da hayrıma dağıtması için çıkardım para verdim. Adam bön bön yüzüme baktı. Anlattım. Bu on bardaktan para almayacaksın. Parasını veriyorum, dedim. Demek bu adet oralarda yoktu.
Şimdilerde o limonatacılar kayboldu lakin simitçiler var. Giresun’a özgü bir “Giresun susamsız simidi” var. Biz, sade Giresun’da yapılıyor biliyoruz. Ben, o varken susamlı yemem. Bu simitin hamurları simit şeklinde yapılır. Fırına verilmezden önce pekmezli suya batırılır. Pekmezli suyun da kaynatılması gerektiğini söylerler. Girsun’da sadece bu simiti pişirip satan fırınlar ile gece saat 12’lere kadar iki tekerli arabada veya sepet üzerinde gezdirerek satan gençler vardır. Bu simit Giresun’da çok tutulur lakin tazesi makbuldür.
Geçenlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Rize’ye yaptığı ziyarette böyle bir simit istedi ve yerken, “Bu sadece Rize’de var” dedi. Demek Rize’de de yapılıyormuş. Onun Giresun’dan bilgisi yok.
Bir ara Giresun şehir merkezine gittim. Giresun Belediye Meydanında böyle simit satanlar var. Bir simit almak için yaklaşınca gördüm ki, arabanın camında, “Hayrına simit” yazıyor. Demek limonatadaki gelenek simitte de başlamış. On simit parası verdim birini kendime aldım. Sonra bende bir fikir gelişti. Açıkta dondurmacı büfe ve dolapları var. Bu dondurmalar genelde dondurma satanlar tarafından evlerinde yapılıyor. Dondurmacıya yaklaştım ve on külah hayrıma dondurma satmasını istedim. Kabul etti. Aradan günler geçip havalar da biraz ısınınca dondurmacıya tekrar gittim. Dedim ki, “Benim hayrıma on külah dondurmayı satabildiniz mi?”
“Amca, ağzında mıydı? O günden sonra o kadar hayırsever senin yaptığının aynısını yaptı ki!”
Ben de aynı güzel hareketi bir pidecide pide yedikten sonra da yaptım. Yalnız oradaki şartım şu idi: «Benden üç üniversite öğrencisine pide ikram edecek, para almayacaksınız. Unutmak yok. Unutursanız her şeyi bir gören var. Bir pide kazanayım derken dükkanı kaybedersiniz.”
Şimdi herkes kendi miktarına göre bunları yapabilir. Bu küçük güzellikleri çoğaltabiliriz. Askıda ekmek bunun bir göstergesi mesela. Bu küçük adımlar tüm ülkeyi kaplar. Bunları her memur emeklisi az çok yapabilir. SGK emeklileri için sözüm yok.
Biz vakıf medeniyetinin çocuklarıyız.
Fakirliğin gırla gezindiği yıllarda bile, köylerimizde, araba yolu yokken, yol kenarlarında bir sürü çeşme vardı. İnsanlar kara taştan veya sırtları ile kum, pirket taşıyarak (araba yolu nerede?) çeşme yapmışlardı. Yolcular temiz su içerdi. Hayvanlar yalağından içerdi. Bazılarının üzerinde de “Sebil” yazardı.
Bundan iki yıl önce Brundi, Sudan, Lübnan, Afganistan kökenli birkaç öğrenciye iftar verdim. Önceden hazırladığım zarfların üzerlerine de “Diş kirası” yazarak kendilerine takdim ettim. Hiç böyle şey ne duymuşlar ne görmüşler. Yüzüme dikkatle baktılar ve memnun kalıp aldılar.
Bizi biz yapan değerler bize uzak değil.
Bunun bana verdiği mutluluğu hiçbir şeyde almadım.
Biz vakıf medeniyetinin çocuğuyuz.
Orta çağda bir Fransız gezgin şunu söylüyor.
“Eğer bir atınız varsa, Viyana’dan çıkarsınız, Hindistan’a kadar gidersiniz. Yemek bedava, diş kirası alır para sahibi olursunuz. Atınız bedava nallanır ve bakılır. Yatak bedava. Tıraşınız bedava. Parasız gider parayla dönersiniz. İşte Osmanlı budur.”
Biz vakıf medeniyetinin çocuğuyuz vesselam.