Ezan imanın sesidir

09 Ocak 2019 Çarşamba

Ezan tahammülsüzlüğü, imansızlık alâmetidir. Hazret-i Bilal’in okuduğu ezan, Müslümanları namaza çağırmanın bir vasıtasıydı öncelikle. Ne var ki anlamı, çağrışımları ondan ibaret değildi sadece. Lafızları ve anlamlarıyla çok derin bir ruh cephesine işaret ediyordu. Esasen ezan, namazdan önce imana çağrıdır. İmansız kalmışlara açılan iman çığırıdır.

Allahü Ekber, Allahü Ekber sedasıyla başlayan bu kutlu çağrı, bir inanç, bir yaşayış ve düşünüş sisteminin anlamlı bir bestede söylenmesidir. Bir mütefekkirimizin benzetişiyle; İslam yahut namaz bir kitapsa eğer, ezan, bu kitabın önsözü, girişidir. Yani İslam’la insanlığa verilmek istenen iman, hayat ve fikir bütününün sunumu, özü, özetidir ezan. Müslüman İslâm ümmetine mensuptur, bunun ötesi yalan.

Ezan en yüksek perdeden tevhidin ilanıdır. Tevhidin ilanıyla birlikte sahte ilahların, azmanların firavunların da idam fermanıdır. Allah yüceler yücesidir; kâinattaki bütün sistemi çekip çeviren O’dur. Allah ulvidir; insan bütün varlığını O’na borçludur. Allah en büyüktür; hayatımızdaki yegâne belirleyici O’dur. Allah azametlidir; dönüp varılacak, huzurunda hesap verilecek tek sığınak O’dur. Yani dört kez tekrar edilen Allahü Ekber nidalarıyla gönüllerimiz, bütün sahte put ve fetişlerden arındırılmak istenmiştir.  Şâirimizin: “Bu ezanlar ki, şehadetleri dinin temeli” dediği gibi, tekbirlerden sonra şehadetler gelmektedir. Dinin temeli, iman kapısından girişin ilk adımları olan şehadetler, ezanla birlikte, günde beş kez mü’minin ağzından tekrar edilmektedir. Ezanı okuyan mü’minin sesi, imanın sesidir. Ezana müdahale etmek, imanın sesine müdahale etmektir. Allahû Teâla buyuruyor:

“Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır. ” (Maide Sûresi/ 58)

 Ulemadan Sûddi’nin rivayetine göre Medine’de bir hıristiyan varmış, müezzinin “Ben şahitlik ederim ki, muhakkak Muhammed Allah’ın Resulüdür” dediğini işittiği zaman “Allah yalancıyı yaksın” dermiş. Bir gece hizmetçisi elinde bir ateş ile odasına giderken bir kıvılcım sıçramış, hane halkı da uykuda imiş, derken bir yangın çıkmış, hıristiyan da bütün âilesi ile beraber yanmış gitmiş, bu âyet de bunun üzerine inmiştir. Böyle (ezanla oynayan, alay eden) halk için ibret olsun. (Hak Dini Kur’ân Dili/M. Hamdi Yazır, C: 3, Sh: 299,  İst/ 1997; el- Cami-u Li Ahkâmi’l Kur’ân/İmam-ı Kurtubî, C: 8, Sh: 74, Beyrut/ 1965) Rasûlüllah (sav) buyuruyor: “Belâ ağızdan çıkan söze bağlıdır!..” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 110) Ezan hakkında kasden ve taammüden ortaya konulan lakırdı, kişinin hayatını yaktırdı.

İslâm, ezan ile Müslümanların İslâm ümmetine aidiyetlerini günde beş defa kendilerine hatırlatır. Ezana saygısı olmayan, ezanı anlayıp da gereğini yapmayan hem kendisini ve hem de memleketi batırır. “Biz de Müslümanız” dedikleri halde bu memlekette ezanla oynayan, on sekiz sene ezanın Arapça okunmasını yasaklayan, Arapça ezan okuyanları zindanlarda çürütenleri yeniden iktidar ve muktedir yapmak için çalışanlar, bizim bağrımızdan çıkmış gâvur âşıklarıdır. 

Ezan; imanın sesi, ümmetin nefesidir. Halkı Müslüman bir ülkede ezana karşı çıkan acaba Ebu Cehil’in nesidir?

Mesele Ebu Cehil tohumu olmak değil, mesele hicran yürekli Bilal olmaktır. Okunan ezan ile rahatlamaktır. 

Ey ezan düşmanı! Deden çok çok uğraştı getiremedi bu dinin sonunu. Sen mi bu dinin sonunu getireceksin ey Ebu Cehil’in torunu!

Ezan düşmanlarına karşı ümmet olarak direnmekten vazgeçerseniz Tevhid ebediyyen söner. Ebu Cehil’lerin devri yeniden geri döner. Mehmet Âkif’ Ersoy bu topraklarda ezana karşı sürdürülen düşmanlık hususunda Müslümanları şöyle uyarır:

Minâreler sökülür sînesinden âfâkın;

Fezâya söylemez artık lisânı Hallâk’ın!

Ezan, insanlığın kurtuluş adresinin ilanıdır. Ezan evvela iman, sonra ibadet fermanıdır.

Ezan, İslâm ümmetinin varlık simgesidir. Sahih imana sahip olan Müslümanların nezdinde ezanı başka bir dilde okumak, ezanı yasaklamak, Allah’ın gönderdiği İslâm dini karşı savaşmaktır. Ezan, şeair-i İslâmiye’dendir. “Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taallûk eden sünnetlerdir. Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev’inden, cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeâire riyâ giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.” (Said Nursî, Lem’alar, Sh: 58) Ezanı Arapçadan başka bir dilde okutmak isteyenler, ezanı yasaklayanlar, bu ülkedeki Müslümanların İslâm ümmetine olan aidiyetlerini Müslümanlara unutturmak isteyenlerdir. Allah fırsat vermesin.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Iskender Iskender 7 gün önce
    Amin Allah razı olsun güzel kardeşim Allah a emanet ol
  • MustafaMustafa14 gün önce
    Namaz, ezan , hayvan hakları, benim partim senin partin. Minareyi çalan kılıfını hazırlar dedi atalar, değiştirdi imandan yoksunlar .KILIF CEPTE DOLAŞANLAR VAR. HIRSIZLAR ÇOĞALDI
  • nostaljinostalji14 gün önce
    O onlara itibar etmedi ve onlardan ne KENDİSİNE BİR PAY ayırdı, ne YUMUŞAK YATAKTA yattı, ne LEZİZ YEMEK yedi ve ne de İHTİYACINDAN FAZLA BİR KAT ELBİSE giydi. Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor: “Bir gün Allah Resulünü ziyarete gitmiştim. Hizmetçisi Rebah’dan izin istedim ve içeri girdim. Allah Resulü bir hasır üzerine yattığı için, YÜZÜNE HASIRIN İZLERİ çıkmıştı. Tahtadan yapılmış olan dolaba baktım; bir tasın içinde sadece biraz arpa vardı. Bu manzara karşısında duygulandım, gözlerim doldu ve kendisine: Ey Allah’ın Resulü! KİSRALAR ve KAYSERLER saraylarında lüks ve rahat içinde yaşarlarken sen burada sıcağın altında, mübarek vücuduna hasırın izleri çıkmış olarak yatıyorsun. Bu satırları okuyunca yandaş medya nın Müslüman Cumhurbaşkanın peygamber ile aynı hayat tarzını sürdürdüğünü iddia edensaf insanvarmı diye merak ediyorsunz.? ! vardır elbet...
  • nostaljinostalji14 gün önce
    Avci2 sa önceİşte bu sözlerin altına imzam atarım Gercek bu. Camiye gidince ne duyoro insanlar. Kadınlarda Olmayan prostatı var sanan cahil imamlar. Çoğu da akp ve Rcepe tayyip propagandası yapıyorlar. ; Buyurun okuyun.Ne yazıktır insanlarımızın çoğu cahil.cemaate baz veriyor imam.diyorki kadınlarda neden prostat yok.oturarak abdest ediyor yorda ondan diyor. İşte diyor ABD Türkiye'nin batısındadır.bende dışarda imamı uyardım cemaate kuran dışında yanlış bilgilendirme dedim.kadinlarda prostat diye bir organ yok.abd gündüzün Türkiye de saat gece 12 saat farkı var diyorum.sen arkamda namaz kılma camiye de gelme.diyor.
  • mhmtmhmt14 gün önce
    Doğruyu söylüyorsun iyi güzel de, uygulamalara bakınca sanki din tüccarlığı için din kullanılıyor gibi olunca dinleyen kalmıyor, şüpheler artarken inandırıcılığımızı ortadan kaldırıyor. Tağuta "LA" demelisiniz diyorsunuz ama bir taraftan da tağutsuz olmaz deyince "ALA" demelisiniz der gibi oluyor. Bir koltukta iki karpuz ile yaşayın derseniz bir çuval inciri mahvederiz.Ediyoruz da... Demokrasi ile demogojinin dibini gördük. Hainleri asmayıp besleyerek caydırıcı cezaların nasıl ceza ise dibini gördük, zina sonucu oluşan gençlik DNA testleriyle anasını babasını bulmaya çalışıyor, kredi kartlarıyla faize alıştırıldık, yoksullukla köleliği geri getirdik, haramı helal yaptık, alınterinin karşılığı alınmayınca ve soğutularak karşılığını alamayan vatandaşlarla hile yalan dolan kandırma aldatma yollarını çoğaltmak yönlendirmek özendirmek, sui zannın tavanına çıkmak, yalanın dibine vurmak, faize alıştırılmak, kısa yoldan köşeyi dönemezseniz kumar piyangoson çaredir yapışın demeye çalışmak, yaşın yanında kuruyu yakmak, adaleti aramak, iftira ile ocakları söndürmek ise meze olmuş beyler... Anormaller hayatımıza normal şeyler gibi girmiş sokulmuş anlatılmış yaşanmış yaşanmaya devam ediyor. Gel de düzeltebilirsen düzelt. Siz neyin peşindesiniz? Bataklıklar büyürken sivrisinekleri yok etseniz gerçekten güven verebilir misiniz? Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste, alan kim? Geciken adalet zulümdür, geciktiren, zulüm yapan kim? Kısasa kısas çözümdür ama istemeyen kim? Sahi elimizi tutan mı var? Ayasofya açılacakmış, açılmasını istemeyen kim?Sahi elimizi tutan mı var? Neden idam gelmez, Ayasofya açılmaz, zina yasaklanmaz, faiz zina kaldırılamaz, içki yasaklanmaz, piyango kaldırılmaz, .....? ? ? Bataklıklar çoğalırken dosdoğruyu söylemek ama yaşayamamak yaşamamak yaşanmasını fitnelerle engellemek şüpheleri çoğalttıp güven kaybettirmek din tüccarlığıdır? Tabi biz yanlış anlıyoruz? Bize deniyor ki sen bataklıklarda bulunsan da doğruyu biliyorsun yanlışa dalma, bireysel yaşamana bak. Harp hiledir? Harpteyiz. Yaşın yanında kuruyu da yakacaksın ki uyanış olmasın, şüpheler olmasın. Bir gün bir uyanacaksın. Hokus pokus olmuş. Asr-ı Saadet dönemi başlamış. Yahu beyler, Kuranımızın rotası ve örnek olan Sevgili Peygamberimiz (sav) in örnek yaşayışı böyle midir? Hayatı boyunca bir kez bile yalan söylemeyen Sevgili Peygamberimiz (sav) demagoji mi yaptı? Bataklıklarda ezan güven vermiyor, bataklıklarda battıkça batıyoruz. Din tüccarlık gibi yaşanırsa şüpheler artıyor, güven azalıyor. Kainatı yoktan var eden, fiziki kanunları yaratan, zerrelerden yıldızlara tüm kainata hakim olan Allah’ın gösterdiği doğru yol olan İslam dininin kanunlarına şeriat kanunları denir. Şeriat hükümleri Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif ve icmaya dayanır. Şeriat Allah’ın koyduğu dini ve dünyevi hükümlerin tümüdür. Sevgili Peygamberimiz(sav) buyuruyor: “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki GÜNEŞ'i sağ elime, AY'ı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hakim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.” Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz, servete, şöhrete ve debdebeye asla itibar etmedi. Zaman oldu ki, Arabistan'ın bütün hazineleri ve altınları eline geçtiği, tabir caiz ise, dünya her şeyi ile O’na iltifat edip, kendisini cezp etmek istediği halde, O onlara itibar etmedi ve onlardan ne KENDİSİNE BİR PAY ayırdı, ne YUMUŞAK YATAKTA yattı, ne LEZİZ YEMEK yedi ve ne de İHTİYACINDAN FAZLA BİR KAT ELBİSE giydi. Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor: “Bir gün Allah Resulünü ziyarete gitmiştim. Hizmetçisi Rebah’dan izin istedim ve içeri girdim. Allah Resulü bir hasır üzerine yattığı için, YÜZÜNE HASIRIN İZLERİ çıkmıştı. Tahtadan yapılmış olan dolaba baktım; bir tasın içinde sadece biraz arpa vardı. Bu manzara karşısında duygulandım, gözlerim doldu ve kendisine: Ey Allah’ın Resulü! KİSRALAR ve KAYSERLER saraylarında lüks ve rahat içinde yaşarlarken sen burada sıcağın altında, mübarek vücuduna hasırın izleri çıkmış olarak yatıyorsun. Halbuki sen Allah’ın Resulüsün. Müsaade etsen de sana bir yumuşak yatak yaptırsak.” dedim. Allah Resulü tebessümle yüzüme baktı ve şöyle buyurdu: “Dünya benim neme gerek Ya Ömer! Dünya onların, ahiretin ise bizim olmasına razı olmuyor musun?” Örnek yaşayış nerede Müslümanın diyen vatandaşlarımızın yaşayışı nerede? Örnek olacaklar ördek oldukça lafla peynir gemisini yürütür dururuz. arkasından nerede hata yaptık ayakları yaparız. Caydırıcı cezalar konulup herkese eşit uygulanmadan lafla düzelme de olmaz. Okullarda ve ailelerde anlatılanın tersi uygulandıkça da boşa kürek çekmeye devam ederiz. At izini it izine karıştırıp masumları yakanları görmemek, yaşın yanında kuruyu yakmak, adaleti geciktirip zulüm yapmak, sui zannı tavan yapıp haşa ilah gibi hiçbir suçu olmayanların bile kalbini okuyup kriptodur diyerek hainler yerine vatanseverleri hain ilan etmek, uç maymunu oynayıp maymuncuk gibi her kapıyı açmak ve dini kendimize uydurmak uzaylıların yaptığı yanlışlardan birkaçı galiba. Böyle olunca da şüpheler artıyor, inandırıcılığımız da kalmıyor. Yani dini dosdoğru anlatsanız da uygulamalar tersi olunca din tüccarlık olarak yaşanırken nimetler imtihanı kaybetmemize yol açıyor. Laf çok, çok bilmişlik çok, kitap yüklü eşşekler gibi davranış çok başımıza taş yağmadığına şükredelim. Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. Ebû Sa‘îd’den rivayet edilen hadiste Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurur: “Sizden biriniz, bir münker (kötülük) gördüğünde onu eli ile düzeltsin. Buna gücü yetmiyorsa dili ile düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbi ile (buğz etsin)! Bu sonuncusu, imanın en zayıfıdır.” (Birçok kaynakta geçmektedir. Müslim, Sahîh, c. 1, s. 69, Hd. 49; Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 469, Hd. 2172; Ebû Dâvûd, Sünen, c. 1, s. 296, Hd. 1140; İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1330, Hd. 4013; Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 3, s. 407, Hd. 3983 ) Durmak yok yola devam. Yol akibetimizi belirleyecek.Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • misafirmisafir14 gün önce
    Ezan imanın sesidir diyorsun.. neden TÜRKCE OLMASIN !?
  • ali usta ali usta 14 gün önce
    bin dört yüz yıldır var ama ümmet pekanlamış değil bence güncellense çağa uydurulsadesemde nafile gençlik yemiyor yanmaz kefen terlik kabe yaz 3 e gönder dua edelimcariyeler köleler o sana helal bu sana helal tanrını başka işi gücü yok kaç alacaksın hangisiyle hangi gün kalacaksın bütün bu lüzumsuz işleriyaparken bu kainatı evreni tabiatı kim yarattı acaba gençlik soruyor
  • Ahmet ÖzAhmet Öz14 gün önce
    Yazınızın başlığı ve bu günkü yazınız,tam anlamıyla muhteşem olmuş.Tebrik ederim.Yazınızı bir kenara koymuş olsak,sadece başlığı bile adeta gönülleri ferahlatan bir sesleniş gibi.Mustafa Bey;Ezan,namazı hatırlatır.Bizim noksanlığımız da burada.Bazılarımız,kızgınlıklarını,öfkelerini,protestolarını kamuoyuna duyurabilmek,medyaya poz verircesine ulu orta,kıbleyi bile denk getirmeyerek sokak,cadde üstünde,ceketlerini seccade yaparak namaza dururlar.Bu durum,sanki,sistemli şekle dönüşmüş.Yazınızda ifade bulan imanın sesi ezana bu şekilde kılınan namaz uygun düşüyor mu?Demem o ki,ezan,Kur'an,namaz,tekbir tüm siyasi yelpazenin ortak değeri.Bu sebeple camilerde,adliye-mahkemelerde,milli eğitimde,askerlikte,hastanelerde siyaset,çok çok zararlıdır.İş siyasete girdiğinde ise,bu na hoşluk,imam efendinin sarığı üstüne konan siyah lekeler gibi,anında kamu oyu vicdanında sırıtıverir.Ezan'a dair yazdığınız muhteşem yazınızı,bir de,bahse konu ettiğim böylesi namaz uygulamaları konusundaki düşüncelerinizi,bir başka günkü yazınızda okumayı arzu ederiz.Saygılarımla.
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer14 gün önce
    Amin.

Günün Özeti