• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Davan Allah içinse, yükün ağırlığına aldırma

22 Temmuz 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Davan Allah içinse, yükün ağırlığına aldırma

Mustafa Çelik

İnsan hayatı boyunca birçok yük taşır. Kimi zaman geçim derdi, kimi zaman yalnızlık, kimi zaman mücadele, kimi zaman da uğruna emek verdiği bir davanın ağırlığı omuzlarına çöker. Bazı yükler vardır ki insanı bedenen yorar; bazı yükler ise ruhun en derin yerine dokunur. İşte böyle zamanlarda insan kendi kendine sorar: “Bu kadar ağırlığa nasıl dayanacağım?”

Bu sorunun cevabı çoğu zaman yükün miktarında değil, yükün hangi niyetle taşındığında gizlidir. Çünkü insan sadece omuzuyla değil, kalbiyle de taşır. Kalbin taşıma gücünü artıran şey ise inandığı hakikattir. Eğer bir mücadele şahsi çıkar, alkış beklentisi veya dünya menfaati için veriliyorsa, en küçük zorluk bile ağır gelmeye başlar. Fakat dava Allah rızası içinse, insan yükün büyüklüğünü değil, yürüdüğü yolun doğruluğunu düşünür. Rabbimiz haber veriyor:


 

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara Sûresi/ 207)

Allah’ın rızası hedef olmuşsa, geri kalan her şey yerini bulur. Çünkü mümin için asıl gaye insanların takdiri değil, Rabbin hoşnutluğudur. Allah’ın razı olduğu yerde nefis geri çekilir, hesaplar küçülür, menfaatler anlamını kaybeder. Ötesi teferruattır.


Bu anlayış, insanı sorumluluktan uzaklaştırmaz; bilakis meşru hudutlar içinde en yüksek gayreti göstermeye sevk eder. Saygı gösterilecekse gösterilir, emek verilecekse verilir, mücadele edilecekse edilir. Fakat bütün bunlar bir amaç değil, Allah’ın rızasına ulaşmanın vesileleri olarak görülür.

Mümin bilir ki; sonuçlar her zaman elinde değildir, fakat niyet, gayret ve istikamet kendi mesuliyetindedir. Allah’ın rızası merkeze yerleştiğinde, dünya yerli yerine oturur; ötesi ise gerçekten teferruattır.


 

Tarih boyunca hak uğruna mücadele eden insanların hayatına bakıldığında bunun örnekleri görülür. Peygamberler, salihler ve hakikat yolunda yürüyen nice insanlar ağır imtihanlardan geçmişlerdir. Dışarıdan bakıldığında taşıdıkları yükler insan takatinin üzerinde görünür. Fakat onları ayakta tutan şey fizikî güç değil; iman, sabır ve teslimiyettir. Çünkü Allah için yapılan işte insan yalnız olmadığını bilir.


Bu durum zorluğun hiç hissedilmediği anlamına gelmez. Elbette dava sahibi insan yorulur, üzülür, bazen kırılır ve bazen de yolun ağırlığını hisseder. Ancak onu yeniden ayağa kaldıran şey, çektiği sıkıntının boşa gitmeyeceğine olan inancıdır. İnsan sevdiği bir kimse için nasıl fedakârlığı yük değil de değer olarak görüyorsa, Allah için verilen mücadele de zamanla bir yükten çok bir emanet hâline gelir.


 

Bu nedenle insan, yükünün ağırlığından önce niyetinin doğruluğunu sorgulamalıdır. Çünkü dava Allah için olduğunda, ağır görünen yükler insanı ezmek yerine olgunlaştırabilir. Omuzları yoran şey her zaman yükün kendisi değildir; bazen insanı en çok yoran, neden yürüdüğünü unutmasıdır. Yolun sebebi unutulmadığında ise en zor yollar bile sabırla aşılabilir. Çünkü Allah için çıkılan bir yolda ağırlığın değil, sadakatin değeri vardır.

Allah yolunda, Allah için yüklenilen yük şereftir. Çünkü o yük, omuzlara ağırlık değil; kalbe istikamet, hayata anlam yükler. Hak uğruna taşınan sorumluluklar, zahirde meşakkat gibi görünse de hakikatte insanı yücelten bir imtihandır. Yol uzasa da, engeller çoğalsa da, işin sonunda bedel görünse de; inanan kimse hesabını kolaylıkla değil, rızayla yapar.


 

İşin ucunda ölüm olsa bile, hak olduğuna inanılan yük terk edilmez. Çünkü bazı yollar, yürünerek değil; sabırla, sebatla ve fedakârlıkla aşılır. Her zorluk bir eşik, her engel bir imtihan olur. Tokuşlar bir bir aşılır; çünkü insanı ayakta tutan yalnızca kuvvet değil, taşıdığı davanın manasıdır. Ancak burada esas olan, yükün gerçekten Allah rızası için taşınmasıdır; gösteriş, öfke veya dünyevî hesaplar için değil. Niyet sahih olduğunda, yük ağır olsa da şeref olur.


Yola yatanlar, yol arkadaşlarına tekme atanlar, ilk rüzgârda saf değiştirenler; çoğu zaman sadece bir yürüyüşü terk etmiş olmazlar. Onlar, Allah için yüklendiklerini söyledikleri emanetin hakkını da zedelemiş olurlar. Çünkü Allah için alınan yük, geçici heyecanla değil; sabırla, sadakatle ve sebatla taşınır.


 

Bir insanın samimiyeti, yol düzken değil; engeller çoğaldığında belli olur. Düşmanı görünce geri çekilmek, bedel zamanı sessizleşmek, yük ağırlaşınca mazeret üretmek; yükün büyüklüğünden değil, niyetin zayıflığından haber verir. Oysa hak yolunda yürümek; sadece önde olmak değil, gerektiğinde arkadakini de düşürmeden yürümeyi bilmektir.

Allah için yüklenen yük; makam değil emanet, gösteri değil sorumluluktur. Bu emanete sadakat gösterenler yolun sonunda yorulsalar da mahcup olmazlar. Çünkü bazı yükler omzu yorar; fakat ihanet vicdanı yorar.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23