Bugün Kurban Bayramı Benim İsmail’im kim?
Bugün Kurban Bayramı Benim İsmail’im kim?
MUSTAFA ÇELİK
Kurban günleri yaklaştıkça bıçakların keskinliği değil, kalplerin samimiyeti konuşulmalıdır. Çünkü kurban yalnızca bir hayvanı kesme ibadeti değildir; insanın kendi iç dünyasına dönüp Rabbine hangi bağlılıkla yöneldiğinin de imtihanıdır. Her Müslüman bugünlerde kendisine şu soruyu sormalıdır: Benim İsmail’im kim?
Hz. İbrahim’in imtihanı bir evlat üzerinden geldi. Yıllarca hasretini çektiği, gözünün nuru olan İsmail’i Allah yolunda feda etmeye çağrıldı. Buradaki sır sadece baba ile evlat arasındaki bağ değildi; asıl mesele, insanın Allah’tan başka hiçbir şeyi O’nun emrinin önüne geçirmemesiydi. Çünkü bazen insanı Rabbinden uzaklaştıran şey kötü olan değil, en çok sevdiği şeydir. Bundan ötürüdür ki Kur’ân’da bizden çok sevdiğimiz şeylerden infakta bulunmamız istenmektedir.
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça (infak etmedikçe) gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân Sûresi/92)
Kurban, insanın en çok sevdiklerinden Allah rızası için vazgeçebilmesinin ve infakta bulunabilmesinin en büyük pratiklerinden biridir. Çünkü kurbanın ruhunda teslimiyet vardır. Hz. İsmail, Hz. İbrahim’in en çok sevdiği, gönlünün en kıymetli emaneti idi. Verilen mesaj şuydu: Allah’a bağlılık, insanın en değer verdiği şeyler karşısında da sadakatini koruyabilmesidir.
Kurban, sadece bir hayvanın kesilmesi değil; insanın kalbine yerleşmiş bağlılıkların, sevgilerin ve aidiyetlerin muhasebesidir. Onun hakikati bıçakta değil, gönülde saklıdır. Çünkü kurbanın özü, Allah için verebilmek; gerektiğinde insanın en çok sevdiği şeyi dahi O’nun rızası uğruna ikinci sıraya koyabilmesidir. Bu yüzden kurban, maddi bir ibadetten önce manevi bir teslimiyet imtihanıdır.
İnsan çoğu zaman sahip olduklarına bağlanır; evine, malına, makamına ve en çok da sevdiklerine… Kalp sevmeden yaşayamaz. Fakat insanın imtihanı, sevmenin kendisinde değil; sevgilerin merkezine kimi koyduğundadır. Çünkü bazı sevgiler insanı Allah’a yaklaştırırken, bazıları fark ettirmeden O’ndan uzaklaştırabilir. İşte kurban, insanın kalbindeki sıralamayı gözden geçirmesidir.
Hz. İbrahim için imtihan çok daha ağırdı. Yıllar sonra kavuştuğu, gözünün nuru, gönlünün süruru olan Hz. İsmail onun en kıymetlisiydi. Bir babanın sevgisinin zirvesinde duran evladıyla sınanması, sıradan bir hadise değildi. Burada Allah Teâlâ kullarına sadece bir kurban ibadetini değil, teslimiyetin ne olduğunu öğretiyordu. Çünkü mesele bir evlat değil; Allah sevgisinin her sevginin üzerinde tutulabilmesiydi.
“Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.” (Saffat Sûresi/ 102
Bugün bizden İsmail istenmiyor. Fakat herkesin kalbinde bir “İsmail” vardır. Kimi malına, kimi makamına, kimi nefsine, kimi de dünyaya aşırı bağlanmıştır. Kurban gelip geçtiğinde sorulması gereken soru şudur: Ben Allah için neyden vazgeçebilirim? Çünkü kurban bayramı sadece sofralara et taşıyan bir mevsim değil, kalplere teslimiyet taşıyan bir çağrıdır.
Belki de kurbanın asıl hikmeti budur: Allah, kullarından kan değil sadakat; et değil teslimiyet; şekil değil samimiyet ister. İnsan Allah için verebildiği kadar O’na yaklaşır. Zira hakiki kurban, kesilen hayvandan önce, kalpteki aşırı bağlılıkların Allah rızası uğruna terbiye edilmesidir.
Bugün herkesin bir İsmail’i vardır. Kiminin makamı, kiminin serveti, kiminin şöhreti, kiminin tutkuları, kiminin nefsî arzuları… Kimisinin öfkesi, kimisinin kibri, kimisinin de vazgeçemediği alışkanlıkları. Kalbi Allah’a yönelmekten alıkoyan, hakikatin önüne geçen her şey insanın İsmail’i olabilir.
Kurban, sadece boğaza sürülen bıçak değildir; bazen nefse çekilen settir, bazen tutkulara vurulan gemdir, bazen de kalbi esir alan bağları çözme cesaretidir. Asıl soru şudur: Bayram sabahı kurban edilen sadece hayvan mı olacak, yoksa insan Allah ile arasına giren putlarını da kesip atabilecek mi?
Bu yüzden kurban günlerine yaklaşırken herkes kendi kalbinin derinliklerine inmeli ve sessizce kendine sormalıdır: Benim İsmail’im kim? Çünkü cevabı bulunan soru, bazen insanın Rabbine açılan kapısı olur.
Kurban Bayramı, sadece bir bayramın adı değildir. O, insanlık tarihine kazınmış büyük bir teslimiyet mektebinin yeniden hatırlandığı mübarek bir duraktır. Bu kutlu zaman dilimi; İbrahimî sadakatin, Hacerî tevekkülün ve İsmailî teslimiyetin aynı hakikatte buluştuğu derin bir anlam taşır. Çünkü kurbanın özü, etten ve kandan önce kalbin Allah’a yönelişidir.
İbrahimî sadakat; emrin hikmetini tam kavramasa bile Rabbine güvenmenin adıdır. Hacerî tevekkül; çölün ortasında sebepler tükendiğinde bile umudu Allah’ta diri tutabilmektir. İsmailî teslimiyet ise insanın kendi arzularını, korkularını ve benliğini ilahî iradenin önüne geçirmemesi, “emrolunduğum şeye razıyım” diyebilmesidir. Kurban Bayramı, işte bu üç büyük hakikatin aynı ufukta birleştiği bir kulluk çağrısıdır.
Bugün kurban kesen ellerden daha önemli olan şey, kurbanlaşan nefislerdir. Çünkü insan bazen malını verir ama nefsini veremez; bazen paylaşır ama teslim olamaz. Oysa gerçek kurban, insanın içinde büyüttüğü kibri, bencilliği ve dünyaya aşırı bağlılığı Rabbinin rızası uğruna feda edebilmesidir. Bu yüzden Kurban Bayramı; sadece sofraların kurulduğu, ziyaretlerin yapıldığı bir gün değil, aynı zamanda sadakatin, tevekkülün ve teslimiyetin yeniden diriltildiği büyük bir muhasebe günüdür. Her bayram insana aynı soruyu hatırlatır: Allah yolunda vermeye hazır olduğun şey gerçekten nedir?