Fidan’dan Yunan’a tarihi ayar
Fidan’dan Yunan’a tarihi ayar
MURAT ALAN
Dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İstanbul’da düzenlediği kapsamlı basın toplantısına Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olarak katıldım ve okurlarımız ile izleyicilerimizin en çok merak ettiği konuları doğrudan Bakan’a sorma fırsatı buldum. Yaklaşık iki saat süren bu oturum, 2025 yılının tüm bölgesel ve küresel çalkantılarının bir nevi muhasebesini yaparken, aynı zamanda 2026’nın diplomasi haritasını da net çizgilerle ortaya koydu. Bakan’ın açılış konuşması, uluslararası sistemdeki derin belirsizliği, güç dengelerinin köklü biçimde yeniden şekillenmekte olduğunu ve Türkiye’nin bu kaotik ortamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde artık sadece bölgesel değil, küresel ölçekte belirleyici bir aktör haline geldiğini vurgulayarak başladı. Konuşmada “ilkeli duruş”, “özgüven” ve “kesintisiz çaba” ifadeleri defalarca tekrarlandı. Bu kelimeler yıllardır duyduğumuz şeyler olsa da, dün salonda hissedilen hava farklıydı; daha somut, daha uzun soluklu bir stratejik vizyon, daha az retorik ve daha fazla somut taahhüt içeren bir üslup hakimdi.
Soru-cevap kısmına geçildiğinde ortamın gerilimi ve ciddiyeti iyice yükseldi. Meslektaşlarımın Suriye’den Gazze’ye, İran’dan Ukrayna-Rusya savaşına kadar uzanan kritik başlıklara yönelttiği sorulara Bakan Fidan, her birine ayrı ayrı, uzun, ayrıntılı ve oldukça yapılandırılmış yanıtlar verdi.
Suriye konusunda özellikle SDG/PKK-YPG meselesinde kullandığı dil, salonda bulunan herkesin dikkatini çekti. Örgütü, “güç uygulandığında pozisyon değiştiren bir aktör” diye tarif etmesi, Halep’teki sivil katliamlara doğrudan atıf yaparak, “gerçek niyetlerini artık saklayamazlar” demesi ve “teröre ve ayrılıkçılığa veda etmezlerse silahla karşılık bulacaklardır” şeklindeki keskin ifadesi, Türkiye’nin bu dosyada artık en ufak bir taviz vermeyeceğinin, hatta geri adım atmayacağının en net ilanıydı. Bu sözler sadece diplomatik bir uyarı değil, fiiliyata dökülmüş bir kararlılığın dışa vurumuydu.
Gazze konusunda ise ateşkesin bir an önce kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze’nin yeniden imarı ve Filistin halkının kendi devletleri çatısı altında onurlu, huzurlu bir yaşama kavuşması için yürütülen çabaların hiçbir şekilde sekteye uğramayacağını vurguladı. İsrail’in sistematik ihlallerinin ateşkesi baltaladığını, buna rağmen Türkiye’nin Gazze Barış Planı toplantısı gibi platformlarda arabuluculuk rolünü aktif biçimde sürdüreceğini anlattı.
İran başlığında askeri müdahaleye “kesinlikle karşıyız” diyerek net bir kırmızı çizgi çekti; geniş çaplı bir istikrarsızlığın sadece İran’ı değil, tüm bölgeyi ve ötesini felakete sürükleyeceğini, bu yüzden sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini defalarca tekrarladı. Ukrayna-Rusya savaşı için de Paris’teki son liderler toplantısını referans göstererek, 2026’da “ideal çözüm ile gerçekçi çözüm arasındaki uçurumu kapatmaya” odaklanacaklarını, Türkiye’nin arabuluculuk misyonunu kararlılıkla devam ettireceğini belirtti.
Okurlarımız ve izleyicilerimizin son dönemde en çok merak ettiği, en çok tartıştığı konulardan biri olan Yemen ve Somaliland meselesini de ben sordum. Bir gün önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde Muhammed bin Zayed, Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnoon ile yapılan görüşmelerin sıcaklığı henüz üzerindeyken bu konuyu gündeme taşımak istedim. Soruda Yemen’de Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin karşı karşıya geldiği, çatışan çıkarların bölgeyi germekte olduğu bir dönemde Türkiye’nin pozisyonunu, özellikle BAE’nin Yemen’den tamamen çekilme kararının ne anlama geldiğini ve Somaliland konusunda iki ülkenin pozisyonlarının çakıştığı, hatta rekabet ettiği bir zeminde Türkiye’nin tutumunun ne olacağını merak ettim.
Bakan Fidan soruma oldukça uzun, kapsamlı, detaylı ve net bir yanıt verdi. Yemen krizinin ilk günlerinden itibaren iki kardeş ülke ile yakın diplomatik temas halinde olduklarını, bazı girişimlerde bulunduklarını, sorunun farklı bir yöne evrilebileceğini ancak şu anda gelinen noktada Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’den tamamen çekilme kararı aldığını, birliklerini geri çektiğini ve askeri-mali desteğini kestiğini söyledi.
Bu kararın Yemen özelinde sorunları büyük ölçüde ortadan kaldırdığını, dünkü görüşmelerde de bu konunun enine boyuna ele alındığını ekledi.
Aynı yaklaşımın Somali’de de adım adım uygulanmaya başlandığını, Suudi Arabistan’ın ısrarlı ve tutarlı politikasının burada da etkili olduğunu belirtti. Türkiye’nin hem Yemen hem Somali/Somaliland konusundaki temel politikasını ise şu net cümlelerle özetledi: “İki ülkenin de uluslararası toplum tarafından tanınmış sınırları içerisinde birliğini, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini muhafaza etmesi esastır.
Ülkelerin içindeki tarihi, idari, yapısal, sosyal ve siyasal sorunların çözümü kendi iç uzlaşma mekanizmalarına bağlıdır. Bu uzlaşma süreçlerinde yardımcı olabiliriz, kolaylaştırıcı rol üstlenebiliriz; ancak ne bölge ülkeleri ne de Türkiye bir parçalanmayı, bölünmeyi, ayrışmayı kabul etmektedir.”
Toplantının dikkat çeken anlarından biri de Yunan gazetecinin sorusu oldu. Gazeteci, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun olası ziyaretleri ve poz verme meselesi üzerine bir soru yöneltti. Bakan Fidan, soruya şu çarpıcı yanıtla karşılık verdi: “Yunanistan Başbakanı dışında herhangi bir başbakanın Tel Aviv’e gidip poz verdiğini görmüyorsunuz. Kimse gitmiyor. Niye gitmiyor? Avrupalı liderler biliyor ki bugünlerde onunla resim vermek hoş olan bir şey değil. Kendisi de (Netanyahu) bir yere gidemiyor. Belki Yunanistan’a gidebilir.” Bu cevap, Netanyahu’nun uluslararası izolasyonunu ve İsrail’le ilişkilerin normalleşmesinin Gazze’deki durum nedeniyle ne kadar zorlaştığını ironik ama çok net bir biçimde ortaya koyuyordu. Yunan gazetecinin yüzüne baktım; Fidan’ın bu muhteşem tepkisini başıyla onayladığını gördüm. Yani Yunanistan’da ciddi bir rahatsızlık var, İsrail’e iş tutan yönetimlerine ilişkin. Bu küçük ama anlamlı jest, Avrupa’da bile Netanyahu’ya mesafe koyma eğiliminin ne kadar yaygınlaştığının canlı bir göstergesiydi.
Toplantı boyunca Bakan Fidan’ın üslubu son derece sakin, ayrıntılı, kararlı ve sistematikti. Her soruya verdiği yanıtlar genellikle uzun, mantık zinciriyle örülmüş ve hiçbir detayı atlamayan nitelikteydi. Bu, hem konuları derinlemesine bildiğini hem de mesajlarını hem iç kamuoyuna hem uluslararası muhataplara en net biçimde ulaştırmak istediğini gösteriyordu. Özellikle Suriye ve terörle mücadelede kullanılan sert, net ve tavizsiz ifadeler, Gazze’de kalıcı barış ve Filistin devletinin kurulması vurgusu, İran’a yönelik müdahalelere karşı duruş, Yemen-Somaliland meselesindeki toprak bütünlüğü çizgisi ve Yunan gazeteciye verilen o ironik ama vurucu cevap, önümüzdeki yılın Türkiye dış politikasının ana omurgasını oluşturacak temel taşlar olarak dün net biçimde ortaya konuldu.
Genel olarak toplantı, bölgesel krizlere karşı proaktif, yapıcı ve arabulucu bir tutumu, ulusal güvenlik ve egemenlik tehditlerine karşı ise sıfır toleranslı, kararlı ve caydırıcı bir yaklaşımı aynı anda yansıtan, okurlarımız ve izleyicilerimiz için hem bilgi hem de yön gösterici nitelikteydi. Dün salondan ayrılırken, Türkiye’nin 2026’da diplomasi sahnesinde çok daha aktif, çok daha iddialı ve çok daha net bir aktör olacağının sinyallerini güçlü biçimde aldığımı söyleyebilirim.