“Boş ver Selim, olan oldu yap tatilini”
Gençler bu ülkenin en kolay ikna edilen kitlesi.
En kolay heyecanlandırılanı…
En kolay öfkesi diri tutulanı…
Ve ne yazık ki en kolay harcananı da.
Türkiye’de son dönemdeki her siyasi operasyonda onlar kullanıldı..
Hep aynı sahneyle başlıyor tiyatro..
Mikrofonlar kuruluyor, kürsüler hazırlanıyor, “mücadele”, “direniş”, “gelecek”, “demokrasi” gibi büyük kelimeler, evrensel değerlere yönelik atıflar havada uçuşuyor. Sonra o kelimelerin ağırlığını taşıyanlar yine aynı kişiler oluyor..
Gencecik üniversite öğrencileri…
Eylemlere sürükleniyor, polisle çatıştırılıyor, sicilleri kirleniyor, dosyaları açılıyor, gelecekleri riske giriyor, bazıları yıllarca peşlerini bırakmayacak bir kayıtla karşı karşıya kalıyor.
Peki bu bedeli en ağır ödeyenler meydanlardan ayrıldığında, o büyük lafları edenler ne yapıyor?
Bakınız, ibretlik bir tablo var önümüzde.
Yolsuzluktan tutuklanan eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun oğlu Selim İmamoğlu hakkında çıkanlar..
Dürüstlüğü bir basamak öteye taşıyıp, hakkındaki iddialardan önce açıklamasını verelim..
Babasının tutuklu bulunduğu günlerde Silivri’de ziyarette bulunduğunu, moralinin çok iyi olduğunu söylüyor. Ardından laboratuvara döndüğünü, İTÜ’de Fizik yüksek lisansı tezine yoğunlaştığını belirtiyor. Takdir edilesi bir çaba!..
Ta ki paylaştığı fotoğraflara kadar. O fotoğraflarda kullanılan yatın Marshall Adaları bayrağı taşıdığı görülüyor.
Yani “kısa bir ara” dediği şey, lüks bir yat tatili.
Çayı limonlu değil, sade ve şekersiz içtiğini de özellikle belirtiyor.
Dalga geçer gibi.
Yiğidim aslanım, mavitur yapıyor.
Baba oğulun yaşadığı hayat gerçekten ibretlik. Biri “ölenle ölünmüyor” deyip İstanbul kar altında ezilirken, milyonlarca insan yollarda mahsur kalırken, bir vatandaşımız hayatını kaybederken İngiliz elçisiyle balıkçı lokantasında keyif yapıyor. Murat Ongun da Cenevre’den fırça atıyordu bizlere..
Yiğidim Selim’im ise babası Silivri’deyken, yat tatilinden fotoğraf paylaşıyor, ardından “tezime çalışıyorum” notu düşüyor. Aile geleneği herhalde; olan olmuş, sen tatilini yap, gerisini salla gitsin. Baban Ekrem de böyle söylüyordu Cenevre fatihi Murat Ongun’a.. “Olan oldu Murat boş ver yap tatilini” diyordu.
Asıl mesele burada başlıyor.
Babası için “mücadele” çağrısı yapanlar, hatta bazı diplomalı avanaklar, gencecik çocukları sokaklara dökülüyor. Onların gözaltında, soruşturmada, disiplin kurulunda kariyer planları altüst olurken; kendi çocukları ise Marshall Adaları bayraklı yatta “kısa bir ara” veriyor.
Hadi biz inanmış gibi yapıp, profilinde durum yapıyor.
Babası için direnilmesi istenen gençlerin geleceği riske girerken, “diplomasızların” çocukları lüks içinde hayatlarına devam ediyor.
Bu manzara yeni değil. Daha önce de gördük, Kürt halkına, “TC okullarını boykot edin, okula gitmeyin” diyenlerin, kendi çocuklarını kolejlerde okuttuğuna şahitlik ettik.
Kemal Bey’e 13 seçim oy verip, “bu adam Cumhurbaşkanı olacak” diye pazarlayanlar, bugün aynı kişiye “hain” diyebiliyor.
Dün “her şey çok güzel olacak” diyenler, bugün başka bir hikâye yazıyor. Değişen sadece isimler ve renkler. Değişmeyen ise aynı acı gerçek..
Siyasetin bedelini hep en çok inananlar, en çok koşanlar, en önde yürüyenler ödüyor.
CHP’de ya da onun türevlerinde her krize uygun yeni bir slogan bulunuyor. Partiler yoluna devam ediyor. Seçimler geliyor, kürsüler yeniden kuruluyor. Ama gözaltı kayıtları, kesilen burslar, kapanan kapılar, yarım kalan tezler ve zedelenen hayatlar aynı kolaylıkla geri gelmiyor.
Selim İmamoğlu’nun o paylaşımı aslında çok şey anlatıyor. Bir yanda “babama yaptığım ziyaret sonrası laboratuvara geldim” diyen, diğer yanda Marshall Adaları bayraklı yatın güvertesinden poz veren aynı kişi. Ya da iddia o yönde. Veya Tolgahan Erdoğan öyle paylaştı diyelim de emeğe saygı olsun. Zira en son resti çekip dava açsın Selim görelim diyordu.
Gençlere verilebilecek en samimi tavsiye şudur..
İnandığınız fikirleri savunun. Eleştirin. İtiraz edin. Meydanlarda yürüyün eğer gerekiyorsa. Siyaseti takip edin, taraf olun. Ama sakın ola ki geleceğinizi, kariyerinizi, yıllarca emek verdiğiniz hayatınızı hiçbir siyasi hesabın değişkeni hâline getirmeyin. O hesap uğruna devletinize düşman olmayın, onun kolluk kuvvetiyle çatışmayın.
Çünkü uğruna elinize Molotof aldığınız adamlar yarın başka bir gündem bulur.
Başka bir slogan yazar.
Başka bir “mücadele” tanımlar.
Sizin kaybettiğiniz zamanı, kirlenen sicilinizi, yarım kalan tezinizi, kaçırdığınız fırsatları ise size hiçbir kimse geri veremez.
Siz en önde koşarken, bazıları yatlarda mavi tur yapmaya devam edecek.
Bunu sakın unutmayın. Selametle..