--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Türkiye-İsrail savaşı başladı mı?

Muhammet Seyfullah Maden
Muhammet Seyfullah Maden
4

Allah’ın adıyla…

*

İktidara yaranmak için, “Öcalan misak-ı millici oldu” gibi ifadeler kullanan “gazeteciler” görüyorum. Bu tür saçma söylemler, girilen “barış süreci”ne zarar verir.

Öcalan’ın artık milli düşüncelere sahip olduğu algısı oluşturmaya çalışıp süreci sözde “meşrulaştırma” çabalarına gerek yok. Öcalan bir terör örgütü elebaşıdır. Eğer Sayın Bahçeli’nin tarihi çağrısına olumlu cevap verip Türk-Kürt kardeşliğine katkı sağlayacaksa, “Terör örgütü PKK’nın elebaşı” sıfatıyla bunu yapacaktır.

Başka söylemlere girip halkı irite etmeye gerek yok.

ÖCALAN NEDEN KİLİT İSİM?

PKK’nın kurucusu olan ve biz nefret etsek de Kürtlerin azımsanmayacak bölümünün “Kürt hakları kuramcısı” saydığı Öcalan bu sürecin en kilit ismi. Çünkü “Artık İsrailci miyiz, Türkiyeci miyiz” sorusuna cevap verecek.

“Öcalan’dan sonraki adam” olarak pazarlanan Selahattin Demirtaş da barıştan yana olduğunun mesajını verdi. Anlaşılıyor ki, heykelini dikmek istediği teröristbaşının sözünden çıkmayacak. Yaklaşık 7 milyon seçmeni olan DEM/HDP’nin de bu çizgide olacağı ortada. Daha ilk günden Sayın Bahçeli’ye olumlu cevap vermişlerdi.

Öcalan/Demirtaş/DEM üçlüsünün “Türkiyeci” karar almaları durumunda Kandil’in tutumunun bir önemi kalmaz. Önemli olan Kürt halkını kazanmak.

Dediğimiz gibi, Kandil’in ne dediğinin Türkiye adına önemi yok. Öcalan’ın PKK’yı lağvetmesinden sonra Kandil artık mafya örgüt olarak kalır. Ve muhtemelen birçok örnekte gördüğümüz gibi gruplara bölünür.

TÜRKİYE – İSRAİL SAVAŞI BAŞLADI MI?

Ayrıca Kandil’in İsrailci olduğu da ortada. Zira TUSAŞ saldırısını Devlet beyin başlattığı “barış süreci”nden ayrı düşünmek ahmaklık olur.

Bahçeli’nin Kandil’i devre dışı bırakma girişimi boşuna değil. Çünkü PKK, İsrail’in vadedilmiş topraklar misyonunu hızlandırmak için Türkiye’ye karşı kullanılan bir taşeron örgüt. Bu süreçte Kandil’in devre dışı bırakılması demek, dolaylı yoldan İsrail’in devre dışı bırakılması anlamına gelir.

Er ya da geç, vadedilmiş topraklar ideası için Türkiye’ye saldıracağını yedi cihanın bildiği İsrail, kendisine bağlı olan PKK’yı tabii ki kaybetmek istemeyecektir. Bu yüzden Kandil’e vereceği para ve silah desteğini de artıracaktır. Kandil’in de ona bağlılığını göstereceği eylemlerin artacağını öngörebiliriz.

Gelen haberlere göre Öcalan sürece olumlu bakıyor. “Çözümü siyasi zemine çekecek teorik ve pratik bilgiye sahibim” dedi. Yani Kandil ile Öcalan’ın ayrı düşmesi senaryosunu ciddiye almak durumundayız.

Bundan sonraki süreçte Türkiye karşıtı cephenin atması muhtemel adımları siyasi aktörler düşünmek zorunda. Türkiye’ye yönelik tehdit az değil. “İç cepheyi güçlendirmek” adına Öcalan’ın barış açıklaması yapması, taşeron örgütün saldırıları kesinkes bitireceğini göstermiyor. İsrail saldırıların artmasını isteyebilir.

Bu doğrultuda İsrail ile Türkiye’nin gayri resmi olarak savaşa başladığını söyleyenleri anlamak lazım…

EKSİKLERİMİZ VAR

İsrail ile Türkiye arasında yaşanması kaçınılmaz bir savaş var. Bu savaştan önce Siyonistler, PKK eliyle TUSAŞ’a saldırarak, bir nevi ilk kanı döktü.

Bu TUSAŞ saldırısını tersten okumak da elzem. Farkındaysanız halen bazı açıklarımız olduğu ortaya çıktı.

Her şeyden önde TUSAŞ gibi bir kurumu özel güvenliğin koruyor olması, benim bakış açıma göre kabul edilemez. Savunma sanayisinin kalbini polisin, hatta askerin koruması gerekirdi.

İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı infografiğe göre saldırı başladıktan 4 dakika sonra kadın terörist kendisini patlattı. Bu sırada özel güvenlik görevlisi Atakan Şahin ile çatışıyordu. Patlamadan 10 dakika sonra olay yerine jandarma komutasında 2 zırhlı araç gönderildi. 12 dakika sonra ise Polis Özel Harekat Akademi Binası önündeki bariyerleri kırarak içeri girdi.

TUSAŞ saldırısındaki güvenlik ve istihbarat açığını göz ardı edemeyiz. “Münferit bir olay” olarak okumak doğru değil. Kandil ile Öcalan’ın ters düşmesi ihtimalinde İsrail’in Kandil’deki taşeronları daha ofansif kullanacağını öngörebiliriz, demiştik. Bu da Türkiye’nin güvenlik önlemlerini üst seviyeye çıkarması gerektiğini gözler önüne seriyor.

SINIRLAR HER ZAMANKİNDEN ÖNEMLİ

Başkan Erdoğan, saldırıyı gerçekleştirenlerin Suriye’den Türkiye’ye sızdığını söyledi. Her geçen gün “kaçak göçmenler sınır dışı edildi” haberleri de okuyoruz. Demek ki sınırların daha iyi korunması gerekiyor. Bu süreçte sınır güvenliği her zamankinden daha mühim bir hal alacak. Zira Sayın Erdoğan’ın, “Lübnan’dan gelecek göçlere kapımız açık” çıkışı, İsrail ve taşeron teröristler için bir fırsata dönüşmemeli. Geçtiğimiz ay, “Düzensiz göçü kaynağında engellemeye dönük çabalarımız sürüyor” diyen Erdoğan, “Yeni düzensiz göç akınlarına karşı tedbirlerimizi de sınır ötesinde alıyoruz” sözleriyle kaçak göçe izin verilmeyeceğini söylemişti. Hudutları korumakla görevli olan kahraman Mehmetçik’imizin göç konusunda artık daha radikal davranması gerektiği söylenebilir.

“Barış süreci” daha birçok gelişmeye gebe.

ERDOĞAN REVİZYON İSTEDİ

Bir önceki yazımda teröristbaşı Öcalan’ın Meclis’e gelmemesi gerektiğini savunmuştum. CHP lideri Özgür Özel yazımızdaki ifadeleri birebir kullanarak Apo’nun Meclis’e gelmesine gerek olmadan İmralı’dan da açıklama yapabileceğini söyledi. Ankara’daki dostlarımızın söylediğine göre Başkan Erdoğan da Sayın Bahçeli’nin barış planında revizyon istemiş. Erdoğan’ın DEM grup toplantısında Öcalan’ın konuşmasına sıcak bakmadığını duyduk. Kanaatimizce doğru olan budur.

Hülasa Sayın Bahçeli’nin çağrısını anlamlı bulmakla birlikte Öcalan’ın siyasilerle eşit duruma getirilmemesini önemli görüyoruz. Ayrıca sınır güvenliği, stratejik önemi haiz kurumların korunması ve istihbarat konularında işi daha sıkı tutmak gerektiğini söylüyoruz.

Duamız, vatanımızın bu süreçten en kazançlı şekilde çıkmasıdır.

Ve minallâhi-t Tevfîk.

Muhammet Seyfullah Maden Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle