Yürüyorum, dikenlerin üstüne...
Sizin hiç babanız öldü mü?
Sizin için öldü mü?
Türkiye’de, aile içi şiddet vakalarında, kızına sahip çıkan baba, ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmez.
Kadir Demirel, bu manada “ender” bir baba!
Yıllardır, olması gerektiğini savunduğum bakış açısına sahip bir baba!
O da pek çok baba gibi kızına, “bana ne” diyebilirdi...
“Bu evden ancak, kefeninle çıkarsın” diyebilirdi...
“Ne halin varsa gör” diyebilirdi...
“Çocukların var... Bu yuvanın kahrını çekeceksin” diyebilirdi...
“Çocuklarını at da gel” diyebilirdi...
“Kocanın her tür melanetine katlanacaksın” diyebilirdi...
Kızının yüzüne kapıyı çarpabilirdi...
Kızına sahip çıkmayabilirdi...
Kızına, intihar dışında bir seçenek bırakmayabilirdi...
Kızını, bu belalı, bu katil istidatlı mahlukla bir başına bırakıp, hayatını yaşayabilirdi.
Dedim ya...
Pek çok babanın yaptığı gibi...
Ama babaydı...
Baba sığıntıydı...
Güvendi...
Dayanaktı...
Bir kızın tırnağı taşa değse, babam demez mi?
Bir kız için babanın gölgesi yeter...
Gökgürültüsünden korkup sokulduğu en güvenli yer, babasının kollarının arası değil mi?
Kadir Demirel, babaydı ve baba gibi davrandı.
Gitti...
Gitmeliydi, Hızır gibi yetişmeliydi çünkü...
Eğer gitmeseydi, belki de kendi yerine kızı can verecekti. Masum torunları...
Kadir Demirel’le, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hindistan gezisinde görüştüm... Geçmiş bir tanışıklığım yok. Çalışmışlığım yok... Belki birkaç cümle... Hafızamda birkaç kare...
Yalnız...
“Bekar yok... Kızlarımı evlendirdim” dediği zaman, “Nasıl, mutlular mı?” diye sormuştum. İç çekti ve sustu...
O sustu, ben anladım...
Evet, yakinen tanımadım.
Lakin, iyi bir baba olduğuna tanığım... Evladına sahip çıkan bir baba...
Pek çok baba gibi duymazdan gelmedi kızının “imdat” çığlıklarını...
Aç susuz, belaya atlayıverdi kızı için...
Mübarek Ramazan ayında, oruçlu iken ölümü, “evladım” dediği mahlukun elinden geldi...
Gözünün nuru olan kızını emanet ettiği kişiden...
Yavrusu bıçaklanırken, o dehşet anına tanıklık etmemiş olduğunu umuyorum!
Zira bu çok daha acı...
Yıllardır aile içi şiddet olayları üzerine çalışıyorum. On yıldır...
Belki bir gün, kitabımı basacak cesarete sahip olurum.
Belki bir gün, tüm bu acıları ellerim tutuşmadan tutup, toplumla paylaşabilirim.
Bir gün bu gücü bulursam eğer, “kaza süsü verilmiş” pek çok kadın cinayetinin izini sürebilirim.
Kadın intiharlarının birçoğunun, aslında intihar olmadığını haykırabilirim.
Aramızda yaşayan pek çok “gizli katili” deşifre edebilirim.
Belki... Bir gün...
Dikenlerin üstüne yürüyebilirim...
İşte o zaman anlarsınız...
Hissedersiniz...
Duyarsınız...
Belki o zaman, Esma’nın bir katilin pençesinde çektiği acıları da yazarım... “Yüreğimden kalemime kan çekerek...”
Esma şimdi ağır yaralı...
Yavruları olan bir anne...
Acaba yaşayacak mı?
Keşke fısıldasa birileri kulağına, “Sakın babanın ruh ellerini tutma! Seni özleyen çocukların, yolunu gözlüyor Esma!”
Gel de düşündükçe yanma...
Baba katiline telli duvaklı gelin olan Esma nasıl yaşar şimdi?
Duvağını çözen adamın, babasının katili olabileceğini nereden bilebilirdi ki?
Gelini olduğu damadın, bir gün babasının ve eşinin canına kastedebileceğini...
Çocuklarının babasının, bir canavara dönüşebileceğini nereden bilebilirdi?
Katilin bir an önce adalete teslim olmasını temenni ediyorum! Devlet, Kadir Demirel’in ailesini ve kızını koruma altına almalı!
Elim tutmuyor...
Allah bize de Kadir Demirel’e de rahmet etsin... Dirilere de, ölülere de... Yaşayan ölülere de...
Kadir Demirel’in vefatı sonrası çıyan gibi tıslayanlara...
“Toprağı bol olsun” diye cıvıyanlara...
Hasan Abi’nin o temiz ruhuna iftira edenlere...
Bizküvicibaşının 1 Nisan reklamının çizgi yüzleriyle Akit’e hakaret edenlere...
Acıya saygı duymayı öğretecek bir yazgı temenni ediyorum.
Katiline emanet edilen kadınlar...
Babasının vahşice katlettiği çocuklar...
Kızına sahip çıkarken katledilen babalar, analar...
Bir türkü yakılıyor mezarının başında...
“Karanlık bir gece yol görünmüyor
Yürüyorum dikenlerin üstünde
Kara çalı bana aman vermiyor
Yürüyorum dikenlerin üstünde
Güneş erken doğup şafak sökmüyor
Gökteki bulutu söküp atmıyor
Ay karanlık güneş ışık tutmuyor
Yürüyorum dikenlerin üstünde...
Sonlanmadı menzil ile durağım
Belki çok yakınım belki ırağım
Yaralandı parça parça ayağım
Yürüyorum dikenlerin üstünde”
...ve yürüyor...


