AK Parti içindeki Brutüslere!
Bu köşeyi takip edenler bilir... Defalarca yazdım...
Bu yoldan dönenleri... Mum gibi sönenleri... Kaybolup gidenleri... Mahalle dedikoducularını... Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brutüslerini... Hamamönü “Susam Sokağı sakinlerini”... İngilizanahtarlarını... FETÖ kriptolarını... Kendini dev aynasında gören Bilderbergli muhannetleri... Kıskançlık ve megalomanileri yüzünden siyasi enkaz haline gelenleri... Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yok etme hırsıyla, FETÖ-PKK ile kol kola girecek kadar kubura düşenleri...
Nankörlüklerini, vefasızlıklarını, düşmanlıklarını, kin ve nefretle kurdukları tuzakları...
Boyunlarındaki İngiliz tasmasıyla... Kursaklarındaki CIA lokmasıyla, üst akıl denilen şer akla hizmet ederek, davalarını çok ucuza sattıklarını...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sandığa gömmeyi asla başaramayacak olan sözde yol arkadaşlarının, Bizans oyunlarıyla, MI6 entrikalarıyla, CIA kurnazlıklarıyla, FETÖ sinsilikleriyle göndermeye uğraştıklarını...
7 Şubat MİT operasyonunda da, Gezi Kalkışması’nda da, 17-25 Aralık kumpasında da, Kobani teröründe de, PKK’nın “çukur eylemleri”nde de, 15 Temmuz Darbesi’nde de Cumhurbaşkanı’nı nasıl yalnız bıraktıklarını...
Üst üste gelen darbeler karşısında, dava arkadaşları olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, üst aklın vahşi darbelerine karşı mücadele ederken, üst aklın arenalarında, vahşi istihbaratın pençelerine karşı direnirken, tribünlerden seyredecek kadar “terk ettiklerini...”
Hepsini yazdım...
Hem de defalarca...
Hindistan’dan dönerken, gazetecilerin sorularını yanıtladığında, açıkçası bu AK dava içindeki Brutüs’lere karşı dile getirdiklerini, duymaya ihtiyacım vardı.
Pek çoğumuz gibi, ben de içimizdeki bu alçaklara, Brutüs’lere, hainlere, Üst aklın tek kullanımlık aparatı olanlara, CIA-MI6-BND beslemelerine, FETÖ-PKK işbirlikçilerine, Erdoğan kıskançlığından geberen eski arkadaşlarına karşı ne hissettiğini merak ediyordum.
Bu yüzden, Reis bu konuya ilişkin görüşlerini beyan ederken yüreğim nasıl soğudu anlatamam...
FETÖ-PKK ile bu işbirlikçilerle, Erdoğan’ın Brutüs’leriyle, Üst aklın tek kullanımlık aparatlarıyla, CIA-BND-MI6 beslemeleriyle, MHP’nin içindeki şeytanlarla mücadele ettiğim süreçte çektiğim çileleri, bunların bana alçakça hücum ettiği zamanlarda yaşadığım kabir azabını tek başıma yaşamamışım meğer...
Reis’in bu çamurdan adamlara asaletle yaklaşmasına rağmen, eskisi gibi bakmadığını gördüğüm için, minnettarım.
En azından ölsem de gam yemeyeceğim... Gözüm açık gitmeyeceğim... Cüppeli Kurtlu Çınar’ların, Bilderberg kelaynakların, Feto şarlatanının, Hamamönü’nde yaşayan siyasi enkazların, medyada her tarafa yeşil yakanların, yüksek manevra kabiliyetli yanaşmaların, 15 Temmuz’da apartman bodrumunda Erdoğan’ın katledilmesini bekleyenlerin, özel uçakla arazi olanların, pijamayla kaçanların, darbe reklamıyla MI6 sopası sallayanların, İngiliz içgüveğilerinin alayını teşhis ettiği için, minnettarım...
Bu yüzden, Reis’in içimizdeki Brutüs’lere ilişkin sözlerini ayyynen, noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaşacağım.
Allah, dünya lideri Cumhurbaşkanımıza, bu habis hainlere, koynumuzdaki yılanlara karşı kuvvet versin! Dost acısına karşı dayanma gücü versin... Allah yardımcısı olsun...
Şimdi ben susuyorum... Reis, lisanı halime tercüman olsun...
“Kurucusu olduğum -ki yarın inşallah tekrar üyesi olacağım- partiyi geçmişte desteklemiş olanlar bulunabilir. Ama onların bu desteklerini daha sonra da aynen sürdürdüklerini düşünmüyorum. Daha sonra ibreleri değişti.
Yol arkadaşlığı, gönül arkadaşlığı önemlidir. Yol arkadaşıysan, gönül arkadaşıysan, pazara kadar değil mezara kadar gidilir. Bunların bir kısmı pazara kadar geldiler, sonra trenden indiler.
Hele hele son dönemde, çok çirkin, kabul edemeyeceğimiz yaklaşımlara şahit olduk. Bu bir defa yolda, çizgide istikrarsızlıktır. Sırat-ı müstakim’den sapmadır. “İslamcı olanlar atılıyor, İslamcı olmayanlar getiriliyor” deniliyor. Bir siyasi partinin çalışmalarında, İslamcı olmak ya da olmamak şeklinde bir ayrım yapmak zaten yanlış.
Biz tekkeye mürid aramıyoruz ki. Siyasi parti için esas olan, dürüst, ilkeli, vatanını milletini seven, parti ilkelerine uyacak insan aramaktır. Yapılması gereken budur. Ama bazıları işi tamamen şirazesinden çıkardı. İşi, kendi doğrularını benimseyen, kendilerinin belirledikleri çerçevede kalan insanları ‘doğru’, onun dışındaki insanları da ‘yanlış’ addetme noktasına getirdiler. Oysa hiç kimsenin böyle bir hakkı yok. Onların da böyle bir hakları, yetkileri yok, benim de yok.
Kaldı ki ebedi alemin ölçüsü hiçbirimizin elinde değil. Kimse bunu teraziye çıkarmasın. Hele hele çok ağır olacak ama uluhiyet davasına da kimse girmesin...”


