Sudan’da neler oldu ve oluyor?
Sudan’da neler oldu ve oluyor?
MEHMET KOÇAK
Sudan’da tarihin derinliklerinden gelen çatışmalar ne ilktir ne de son olacağa benziyor.
Bilhassa bağımsızlığını 1956’da elde eden Sudan’da etnik gerilimler, dini anlaşmazlıklar nedeniyle uzun iç savaştan sonra şimdi de iktidar ve çıkar savaşları yüzünden ülke bölünme ile karşı karşıya kaldı.
Sudan’da kuzeydeki merkezi hükümetle güneydeki ayrılıkçılar arasında yaşanan (1955-1972/1983-2005) iç savaş, 2.5 milyona yakın insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının da evlerini terk etmesine neden olmuştu.
Kuzey-Güney savaşı 1983’ten 2005’e kadar 22 yıl sürdü.
2011’de Güney Sudan’ın ayrılmasının ardından başka bir savaş patlak verdi.
2018 yılının son aylarında ise zorlaşan hayat şartları ve merkezi hükümetin zayıflayan otoritesi yüzünden Sudan’da halk gösterileri başladı ve Nisan 2019’da yaklaşık 30 yıllık Ömer el Beşir yönetimi devrildi.
Ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren iki generalin hikayesi.
2000 yılında Darfur’da kabileler arasında yaşanan çatışmalar sırasında hükümet destekli askeri örgüt olarak ortaya çıkan Cancavid milisleri 2013 yılında Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), olarak Ömer Beşir rejimi tarafından İran’daki Devrim Muhafızları’na benzer şekilde, ordunun bir başka kolu olarak kuruldu.
Beşir’in devrilmesinden sonra kurulan askeri hükümette HDK komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti) yer almak istedi ancak askeri yönetimin başkanı olan Orgeneral Abdulfettah el-Burhan bunu reddetti.
Burhan’ın, silahlı ve isyancı bir “milis grubu” saydığı Hızlı Destek Kuvvetleri’ni orduya entegre etmeye çalışması, Dagalo diğer adıyla Hamideti’nin isyanına sebep oldu.
Zira, Hızlı Destek Kuvvetleri de yakın zamana kadar Sudan askeri bileşeninin bir parçasıydı ve bizzat ordu tarafından yönetiliyordu.
Böylece iki general arasındaki karşılıklı restleşmeler bugün Sudan’ı bölünmenin eşiğine sürüklemiş oldu.
Farklı çıkar beklentilerinden kaynaklanan karşılıklı yanlışlar ve hatalar olmakla birlikte General Burhan görevinin gereğini yerine getirirken, isyancı General Hamideti ise bir ihanet içindedir.
Hamideti’nin geçmişi karanlık ve dosyası, çelişkilerle dolu. Ayrıca Burhan gibi askeri akademi eğitimi almamış, Cancavit örgütü liderliği sırasında tecrübe edinmiş ve eski Sudan Devlet Başkanı El Beşir tarafından generalliğe terfi edilmiş biri.
Şimdiki savaş, ırksal, etnik veya dini değil. Çıkar ve iktidar savaşıdır.
Şu gerçeği önemle ifade etmek isterim ki:
Bu iç savaş daha önceki gibi etnik, dini veya bölgesel bir savaş değil; zira güneydeki Animist ve Hristiyanların yaşadığı güney bölgesinin bağımsızlık elde etmesiyle din ve etnik savaşı bitmiş oldu.
Bu seferki, kabile ve aşiret yapısından güç alan silahlı yapıların Sudan’daki iktidarı ve maden zenginliklerini ele geçirme savaşıdır.
Daha doğrusu, şimdiki iç savaş, ırksal, etnik veya dini değil. Artık para, iktidar ve nüfuz için mücadeleye dönüşen, Müslümanların birbirini kırdığı acımasız bir savaştır.
Savaş şu anda on binlerce ölü ve yaralıya, yaklaşık 13 milyon kişinin de içeride ve dışarıda mülteci haline gelmesine; açlık, hastalık ve bombardımanlar sebebiyle on binlerle ifade edilen insanın hayatını kaybetmesine neden oldu.
Sudan’da iki üst düzey generale bağlı güçler arasındaki çatışmalar ülkeyi çöküş riskiyle karşı karşıya bıraktı ve sınırlarının ötesinde sonuçlar doğuracak düzeye ulaştı.
İki yılı aşkındır yaşanan iç savaşın en acımasız saldırı, yıkım ve soykırımların yaşandığı El-Faşir’de işlenen suçlar Siyonist İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği insanlık adına utanç verici olan soykırımın bir benzeridir.
BAE ve Batılı emperyalist ülkelerin de desteklediği Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan ordusunu bölgedeki son kalesinden çıkardıktan sonra tüm Darfur bölgesinin kontrolünü ele geçirdi. Çatışmalarda 40.000’den fazla insan hayatını kaybetti ve 14 milyon kişi yerinden edildi.
Sudan’daki insani durumun, paramiliter bir gücün el-Faşir şehrini ele geçirmesinin ardından “her geçen gün kötüleştiği” haberleri ve görüntüleri gerçekten içler acısıdır.
Türkiye’nin bu insanlık faciasına son vermek adına Başkan Erdoğan’ın talimatıyla devreye girmesi çok önemli ve de anlamlıdır.
Müslümanın Müslümanı kırdığı bu anlamsız savaşın son bulması beklentimiz ve duamızdır.