İran, ABD ve İsrail arasındaki gizemli ilişkiler…
Her ne kadar aralarında görünen ve bilinen anlaşmazlıklar düşmanlık derecesinde devam etse de İran ile ABD arasında olduğu kadar, İran ile İsrail arasında da bilinen kadar bilinmeyen, görünen kadar görünmeyen, gizemli ilişkiler ve gizli pazarlıkların varlığı söz konusudur.
Gelinen noktada birbirini yok etme yerine aralarında birbirinin çıkarları ve bölgesel hesaplarını derinden sarsmayacak düzeyle bir misilleme oyunu sürdürdükleri görülmektedir.
Zira küçük vuruşmalar ve kontrollü bir mücadele hem ABD’nin hem İran ve de İsrail’in iç politik çıkarlarına hizmet ettiği bir gerçektir.
ABD’nin hegemonik mücadelesine ve İsrail’in güvenliğini tehdit eden İran destekli ‘Direniş Ekseni’ni oluşturan Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Haşdi Şabi ve Yemen’de Husiler ya da resmî adıyla Ensarullah, gibi silahlı direniş örgütlerinin etkisiz hale getirecek düzeyde zayıflatılmasının İran tarafından kabulüne karşı ABD ve İsrail tarafından İran rejiminin hedef alınmaması, Petrol ve Nükleer tesislerine yönelik saldırılar düzenlenmemesi konularında örtülü bir müzakere ve pazarlığın sürmekte olduğu yönünde yaygın söylemler ve yorumları doğrular nitelikte sahada kendini gösteren gelişmelerin varlığı ise bir diğer gerçektir.
Nitekim İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ülkesinin İsrail ile gerilimi azaltmaya ve Nükleer krizin çözümü için dünya güçleriyle çalışmaya hazırız olduğuna ilişkin açıklamalarının yanında, gizli bir diplomasıyla İran’ın saldırısına karşı misillemeye hazırlanan İsrail’in petrol ve nükleer tesisleri yerine diğer bazı hedeflere ağır ve sarsıcı olmamak kaydıyla yapılacak saldırıların tolere edilebileceği ve İran’ın karşılık vermeyeceği yönünde AB üzerinden ABD’nin İsrail’i ikna etmesi istediği AB tarafından resmen ifşa edilmişti.
ABD yönetiminin yönlendirmesi sonucu bir ‘savaş mühendisliği’ ile İsrail’in İran’a ne şekilde tepki vereceği hususunda ikna ettiği ve İran’da nükleer ve petrol tesisleri yerine askeri üsler vurulmuş ve karşılıklı olarak şimdilik o gizli pazarlıklar ve göstermelik misillemelerle saldırılar durdurulmuş oldu.
ABD ve İsrail ortak operasyonları sonucu Irak’ta Kasım Süleymani, Tahran’da Hamas lideri İsmail Haniye, Beyrut’ta Hizbullah lideri Hasan Nasrallah gibi çok sayıda Direniş Eksen’inin siyasi ve komutanını suikastlarla ortadan kaldırdığı gibi İran dini lideri Ali Hamaney ve en yakınlarını da yok ederek İran rejimini devirme gücüne sahip olduğu halde buna yönelmemesi, gizli bir oyunun döndüğünün en bariz örneğidir.
*
Şimdi asıl soru şu:
ABD yönetimi daha önce İsrail’e İran’daki petrol ve Nükleer tesisleri yok etmesi için her türlü desteği vereceğini ilan ettiği halde neden İsrail’i ikna ederek İran’ı korudu?
Washington’ın İran rejiminin devrilmesini bölgeye yönelik stratejisinde güncel bir öncelik olarak görmediği anlamına geldiğini göstermesinin ardından Washington ile Tahran arasında doğrudan ya da arabulucular vasıtasıyla yeni bir müzakere yolunun kapısını aralamış oldu.
Çünkü öncelik İran değil, İran’ın emrindeki İsrail’i tehdit eden ve ABD’nin bölgedeki güçlerine saldırılar düzenleyen ‘Direniş Eksen’ini oluşturan güçlerdir.
Ayrıca, gelecekte bölgede bir mezhep savaşı için Sünni İslam dünyasına karşı İran öncülüğünde güçlü bir Şii varlığı ABD’nin stratejik çıkarları için gereklidir.
Bu gizli planları bildiği halde tam teşekküllü bir askeri çatışma ya da sert diplomatik tavizler ihtimaliyle karşı karşıya kalan İran, tüm gücünü hayatta kalma adına, jeopolitik haritasına ve rejimin istikrarına bağlamış durumda.
Kısacası; İran, maalesef ABD destekli İsrail’in gücüne boyun eğmiş ve ‘Sabır diploması’ olarak adlandırdığı bu politikasının gerçekte ise korkuların etkisini taşıyanbir politika olduğu gerçeği dikkat çekmektedir.
İran, korkularının esiri olarak, ABD ile iletişim kurma ve siyasi durumunu normalleştirme konusundaki istekliliği artık sır değil.
İran’ın yeni hedefi, Beyaz Saray’ın yeni efendisini görmek ve hesaplarını yeni başkanın kimliği üzerine inşa etmek için beklediği bir döneme hazırlanıyor.
Bunu başarabilmek için ‘Direniş Eksen’ini dahi feda etmeye razı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu çok acı ama gerçektir.