İran izlenimleri...
Geçtiğimiz günlerde sevdiğim bir ağabeyden şöyle bir mail aldım:
Selamün Aleyküm Mehmet Ali Bey Kardeşim
“Bir Ayrılık” adlı, İran filmi seyrettim.
Çok güzel bir film. Arkadaşlara da tavsiye ettim.
Ancak devrimden bu yana, İranlıların hayatında çok bir şeyin değişmediği, kanısına vardım.
Mesela orada mahkemelerin işleyiş şekli, film de anlatıldığı gibi mi?
Tesettür... Önceki gezilerimde de görmüştüm, film teyit etmiş oldu. İran türü tesettür, İslâmî tesettür değildir.
Yine aşırı derecede banka görmüştüm.
Bu konulardaki görüşünüzü merak ediyorum.
Film internette var. Oradan seyredebilirsiniz.
Selam ve hürmetlerimle.
E… B….
Bu kardeşime verdiğim cevabı siz okuyucularımla paylaşmayı uygun buldum:
Dediğin filmi seyretmedim.
Söylediklerine gelince:
“Ancak devrimden bu yana, İranlıların hayatında çok bir şeyin değişmediği, kanısına vardım.”
Bu tespitin maalesef doğru… Beni bilirsin, İran İslam İnkılabı için, 1979’dan öncesinde ve sonrasında, İslam Devrimi’ni destekledim…
Hâlen de İran’daki sistemi, ‘İslâm Devleti’ kavramı olarak ve ana hatlarıyla, İslami bir sistem olarak görüyorum.
Fakat işleyiş olarak, yukarıdaki tespitine katılıyorum.
“Meselâ orada mahkemelerin işleyiş şekli, film de anlatıldığı gibi mi?” diye soruyorsun. Filmde, ne anlatıldığını bilmiyorum. Ama maalesef mahkemelerle ilgili olarak, burada tanıdığım inkılabçı insanların bile şikâyetlerini ve rahatsızlıklarını dinledim…
“İran türü tesettür İslami tesettür değildir.”
Bu tespitin doğru değil…
İran’da inkılabçı ve İslâmi hassasiyete sahip hanımların tesettürü, genelde çarşaftır (Çadur dedikleri çarşaf). Bazıları da, Türkiye’de İslâmi hassasiyete sahip hanımların örtündüğü gibi pardösülü, fakat vücut hatlarını belli etmeyecek, bir şekilde örtünüyorlar.
% 50 % 60 diyebileceğimiz bir bayan kesimi ise (çoğunluğu sistemin uygulanış şeklini protesto olarak), zorunluluğun getirdiği bir şarttan dolayı (İran’da bütün bayanların, başörtüsü örmek zorunluluğu vardır); başörtülerini, saçlarını yarım yamalak örtecek şekilde kapanıyorlar…
Geçen haftalarda küçük kızım, damadım ve 2 torunum, buraya beni ziyarete gelmişlerdi. İlköğretim 1. sınıfa giden torunum, Türkiye’de de zaman zaman kendi isteğiyle, başörtüsü takar. Burada dışarıdayken, devamlı takmak istedi. Biz de karışmadık. Bir iki kere başörtüsünün altından, saçı gözüktüğünde ‘maalesef’ aynen şöyle diyordu: ‘Dede ben de İranlılar gibi oldum…’
“Yine aşırı derecede banka görmüştüm.”
Bu tespitine de katılıyorum. İstatistiki olarak bilmiyorum. Ama gözlemlerime göre, İran’daki banka sayısı, Türkiye’den daha fazla…
Bütün bu olumsuzluklar bizim yüreğimizi yakmakta…
Sistem doğru, fakat işleyiş ve uygulama yanlışlığı; bize ‘Aah aah…’ dedirtiyor…
Zaman zaman ağladığım bile oluyor…
Olumlu hiçbir şey yok mu?..
Elbette var…
Misal…
Peygamber Efendimizin adının her geçtiğinde, her atmosferde, “Allahümme Salli Alâ Muhammed…” diye en az bir kere, genelde 3 kere salavat getirirler…
Peygamberimiz ve evlatları (İmamlar)nın doğum günlerinde, halktan birçok kimse, İHSANda bulunur…
Meselâ pazarda şerbet satan birisinin (bizde yazın sırtlarında, uzun ibriklerle vişne satanlar gibi) parasını veriyorlar, gelene geçene parasız dağıtıyorlar…
Veya bakkaldan bir paket çikolata alıp, caddeye çıkıp gelene geçene ikram ederler…
Özellikle küçük şehirlerde, yabancılara karşı ilgi ve alâka çok…
Herhangi bir konuda sıkıntı çekmezsiniz, çok misafirperverlik gösterirler…
Ben 1980’den beri İran’a gelir giderim…
2007-2008’li yıllardan bu tarafa Türkiyeli olmak, burada ayrı bir iltifata tabi olmak demektir…
Benim kanaatime göre, İran İslam Cumhuriyeti gerçekten bağımsız bir ülkedir…