• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Tecrübe atlası: Yeni Altay’ın bilinmeyen hikayesi

18 Nisan 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Tecrübe atlası: Yeni Altay’ın bilinmeyen hikayesi

LATİF ERDOĞAN

Tecrübe, yani hayata dokunuş. Sadece dokunuş mu? Elbette hayır. Hayatla içli dışlı oluş. Hatta hayatın bizzat kendisi oluş.

Tecrübeyi mutlaka ibret takip etmek zorunda. İbret, yani ders alış. Sadece ders alış mı? Elbette hayır. İdrake uyanış. Hatta idrakin bizzat kendisi oluş.

İdraki irfan takip etmek zorunda. Teori ile pratiği aynı ritimde sürdürebilmek irfana eriş. Sadece irfana eriş mi? Elbette hayır. İrfanda yok oluş. Hatta bizzat irfan oluş.

İlmi faydalı kılmanın şartı hak bilgisi. Hakkın eşyaya yansımasına hakikat diyoruz. Hakikat bizi hikmete götürür. Bu yolculuk hayrı kesirde son bulur. O zaman bütün çabalarımız, gayretlerimiz hayır hükmüne geçer. Sizin en hayırlılarınız insanlara en çok yararlı olanlarınızdır, mealindeki hadis-i şerifin manasına dahil olmak ne büyük bahtiyarlık!  


Murat Yalçıntaş’ın “Yeni Altay’ın Bilinmeyen Hikayesi” kitabı bana bu gerçekleri hissettirdi. Milli ve manevi değerlere bağlı, ülkesine ve insanlığa hizmeti başka her türlü gaye ve hedefin önüne çeken bir akademisyen ve de aksiyon adamı olması hasebiyle elde ettiği başarıları kaleme aldığı bu eserini ben bir tecrübe atlası olarak gördüm ve öyle de okudum. 


Kitapta anlatılanlar bir tankın başarı hikayesi olmasının çok ötesinde anlamlı alegorik muhtevaya sahip. Tarih yaparken aynı zamanda tarih yazmanın önemli ve verimli yanını da buluyoruz kitapta. Sıradan satırlara sırlanmış ince detaylar okuruna yol gösteriyor, başarıyı tanımlarcasına. Aslında detay diye bir şey olmadığını ve aslın o detayların bütünü olduğunu anlıyorsunuz satır aralarında gezinirken.


Yaşadıklarını anlatırken bile üçüncü bir şahıs gibi karşıdan seyredebiliyor yaşadıklarını, aktardıklarını. Bu ustaca anlatım sayesinde okurla olay arasına girmeden okurla olayı buluşturuyor ve özdeşleştiriyor. Her okuyucu kendini bu olayın öznesi hatta kahramanı gibi hissedebiliyor. Şüphesiz bu anlatım tarzı bir dil ustalığı değildir; aynı zamanda egodan, benden, bencillikten arınabilmiş olmanın bir tezahürüdür.

Murat Yalçıntaş’ın FETÖ tarafından hedef alınması da hiç şaşırtıcı değildir. Çünkü onlar bu ülkeye ait her türlü değeri yok etmekle vazifeli hain bir güruhtur. Murat Yalçıntaş bu ülkenin yetiştirdiği önemli bir değerdir; Fetö’nün ona yaptığı hainlik de bunun bir tescilidir.


Olayı özetleyerek kendisinden dinleyelim: “Ekim 2010’da Amerika’da gerçekleşen 29. Amerikan - Türk konseyi (ATC) toplantısına konuşmacı olarak davet edilmiştim. Toplantının yapıldığı Washington’da bulunduğum sırada hakkımda gözaltı kararı çıkarıldığını öğrendim. Aldığım ortak tavsiye ise işin arkasında kimlerin olduğu anlaşılana kadar Amerika’da kalmam ani bir dönüş yapmamamdı. Ancak ben bu önerileri dinlemedim. Türkiye’ye dönmemek, kendimi suçlu ilan etmek demekti. Bu düşünce ile programımı yarıda bırakarak bulduğum ilk uçakla Ankara’ya döndüm. Esenboğa Havalimanına indiğimizde emniyet mensupları beni uçaktan alarak doğrudan Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüler. Burada birkaç gün misafir edildim, ifadem ise avukatım Ramazan Arıtürk’ün refakatinde alındı. Hakkımda, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yüksek yargı mensubuna rüşvet vermek, bu suça teşebbüs etmek ve nitelikli dolandırıcılık” şeklinde ağır ithamlar vardı.



Ankara Emniyet Müdürlüğü’ndeyken bir sabah oldukça erken bir saatte, nedenini o an tam anlayamadığım bir aceleyle Ankara Adliyesi’ne sevk edildim. Nöbetçi mahkeme hakkımda “delil karartma şüphesi” gerekçesiyle tutuklama kararı verdi. Böylece Sincan 2 No’lu  L tipi Kapalı İnfaz Kurumu’na gönderildim. Yaşadığım bu süreç ve Sincan’da geçirdiğim 40 gün hayatımın en sarsıcı ama en öğretici dönemlerinden biri olarak hafızama kazındı.

Tahliyemin ardından başlayan yargılama süreci yaklaşık iki yıl sürdü. Dava Yüce Divan’da görüldü. Nihayet 19 Aralık 2012 tarihinde mahkeme hakkımda tüm suçlamalardan beraat kararı verdi. Böylece üzerimdeki gölge kalktı, adaletin tecellisiyle iç huzura kavuşabildim.


Hakkımda dava açılmasına ve tutuklanmama neden olan devlet görevlilerinin kim olduğu konusuysa, yaşananların perde arkasını bir nebze olsun anlamayı mümkün kılıyor. Soruşturmayı yürüten isim Adalet Bakanlığı’nda uzun yıllar görev yapmış olan Adalet Başmüfettişi Halit Kıvrıl’dı. Döneminde 2010 yılında firari Zekeriya Öz hakkında “Soruşturmaya yer yoktur” şeklinde rapor düzenlemişti. Bu rapordan kısa bir süre sonra 2011 yılında Yargıtay üyeliğine atandı. Ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından başlatılan FETÖ soruşturmaları kapsamında hakkında dava açıldı, meslekten ihraç edildi ve 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Tutuklama kararı veren Muzaffer Karadağ’dı. O da daha sonra Yargıtay üyeliğine terfi ettirildi. Ancak benzer şekilde ilerleyen süreçte FETÖ ile bağlantılı olduğu belirlendi hem hakimlikten hem de Yargıtay üyeliğinden çıkarıldı. Örgütün mahrem yapılanması içinde yer aldığı anlaşıldı ve FETÖ üyeliği suçundan 12 yıl hapse mahkum edildi.”  


Prof. Dr. Murat Yalçıntaş’ın Turkuvaz Kitap‘tan çıkan Yeni Altay’ın Bilinmeyen Hikayesi kitabını tavsiye ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Babası merhum Nevzat Yalçıntaş ülkemizin yetiştirdiği ender kıymetlerden biriydi. Murat Yalçıntaş da babasının yolunda iz sürüyor. Ne mutlu… 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İzmirli Öğretmen

Latif ağabey şu Süleymancilarla ilgili bir yazı yazar mısınız. Bu sol aşkları nereden geliyor. Eskiden Ecevit'e verirlerdi şimdi CHP'ye. Millet hâlâ bunların kurslarına çocuklarini teslim ediyor. Bunlara çocuk teslim edilmez.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23