Yine paralel, yine terör
17 Şubat 2016 tarihinde Ankara’da gerçekleşen ve biri sivil yirmi yedisi askeri personel olmak üzere yirmi sekiz kişinin ölümü ve altmıştan fazla vatandaşımızın yaralanmasıyla sonuçlanan menfur intihar saldırısını şiddetle telin ediyor, şehitlerimize Allah’tan Rahmet, yaralılarımıza şifa ve başta yakınları olmak üzere bütün milletimize sabırlar diliyorum. Bu vesileyle, bütün şehitlerimizi rahmetle, bütün gazilerimizi minnetle yad ediyor; sonuçta kazandıkları bahtiyarlık sebebiyle de hepsini kutluyorum.
Öncelikle, bu saldırıyı da diğer terör eylemlerinin ortak paydasında değerlendirmemiz mümkündür: Türkiye’nin kendi güney hududunda meydana gelen olaylar karşısında edilgen bir politika izlemesini temin, süre gelen çok yönlü yükselişini durdurmak, Ortadoğu’da gerçekleştirdiği aktif müdahalelerini engellemek, başlattığı istiklal ve istikrar hamlelerini geri püskürtmek, karakterinde geçmişten tevarüs ile sahip olduğu devlet-i aliye mefkuresine yeniden uyanışını önlemek gibi hususları bu meyanda hatırlayabiliriz.
Fakat bu saldırıda farklı bir özellik dikkatimizi çekiyor, o da doğrudan askerin hedef alınması olarak görünüyor. Askeri hedef almaktan maksadın da ağır tahrik sonucu devletimizde özellikle de kahraman ordumuzda ve güvenlik güçlerimizde mevcut itidal ve dengeyi bozmak; devleti uluslararası arenada suçlu hale getirecek aşırı müeyyideler uygulamaya sevk etmek olduğu anlaşılıyor.
Bir de bu saldırıda, bundan öte bir başka sinsi maksadın varlığı seziliyor: Askeri, en çok hassas olduğu güvenlik meselesinde sivil inisiyatifin zaafına ikna ile aşırı tepkiye sevk ederek devlet hiyerarşisinde zaaf oluşturmak, darbeye zemin hazırlamak, nihayetinde darbeye davetiye çıkarmak..
Elbette bu niyet ve maksatlar lanetlik birer heves olmanın ötesine geçemedi; devlet siviliyle, askeriyle yek vücut olduğunu gösterdi; üst düzeyde yapılan güvenlik zirvesinde alınan terörün her çeşidiyle mücadelede kararlılık kararı milletin tesellisini tazelerken karanlık beklentilere giren karanlık ruhların ocağına da yakıcı ateş gibi düştü.
Paralel yapının Türkiye aleyhindeki bütün devlet ve onların vekaletini üstlenen terör örgütleriyle örtülü ilişkiler içinde olduğu artık herkesin bildiği sırlar cümlesinden. Bu olayla ilişkide bulundukları konumun, varlığını değil ama açık adresini söylemek henüz erken. Gülen’in son mesajları doğrudan cihada çağrı içeriyor. “Cennet kılıçların gölgesi altındadır” hadis-i şerifini referans edinerek konuşmuş olması da ayrıca dikkat çekici. Yirmi senedir, kitaplarındaki “cihat” kelimesini bile kaldıracak kadar yanlış anlaşılmamak için takiye ve tedbir yapan bir kişinin bu açıktan cihat çağrısını nasıl yorumlayacağız? Yeni bir hidayet heyecanı değilse, yeni ihanetlerin deşifresi.. Yani teröre açıktan destek ya da teröristliği doğrudan içselleştirmek..
VIP statüsünde Türkiye’ye gelen yabancıları markaja alıp, onları, Türkiye’de bir iç savaş olduğundan bahis ile derhal geri dönmeye ikna edecek kadar vatana ihaneti içine sindirebilen polislerin bir başka ihanet seçeneğinde zorlanacaklarına ben hiç ihtimal vermiyorum. Onlardan biri, acemi ördeğin yanlış yeriyle suya dalması gibi, bu telkinlerini yirmi senedir Türkiye’ye gelen ve ciddi bir Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan hayranı olan bir Arap prenste denemeye kalktığında bu aziz misafirin uyarısıyla iş anlaşılır, bu paralel polis açığa alınırken, aynı sistemde uzun süredir çalışmalar yapıldığı da deşifre olur.
Bu yapıya mensup polislerden, görevleri gereği doğrudan halkla temasta olanlarının, sırf insanları devlete küstürmek, hükümet aleyhine kışkırtmak için yaptıkları işi yokuşa sürme atraksiyonlarını da aynı ihanet kategorisinde değerlendirmemiz gerekir.
Gülen, benimle yaptığı nehir söyleşide, 1960 ihtilalini hiç hazmedemediğini anlattığı bir yerde, nasıl canlı bomba olmak istediğini, Genelkurmay’ı intihar saldırısıyla nasıl havaya uçurmayı düşlediğini ve bunun için hangi çarelere nasıl başvurduğunu hikâye eder. Sözünün bir yerinde de “İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de o oluyor. Dibeklerde dövsen karakter değişmiyor” der.
Ben onun bana anlattığı şekliyle risaleleri okuduğundan ya da Yaşar Tunagür’ün dediklerinden etkilendiğinden dolayı intihar saldırısı düşüncesinden vazgeçtiğini sanmıyorum. Onu engelleyen ölüm korkusudur. Ölecek başkası olduktan sonra … Artık onu tanıdınız, cümleyi siz tamamlayın, siz tekmil edin.
Macerayı severdim, diyor. Mesela çarşıda, geçmekte olan polisin kafasına bir taş atardım. Adam kafasına yediği taşla şaşkın şaşkın etrafa bakınırken hemen herkesten önce koşturur, yüksek sesle, kim attı bu taşı, utanmazlar, arlanmazlar, diye bağırırdım. Duyanlar polisin başına toplanır, her kafadan bir ses çıkar, ben de bir kenara çekilir, olanlara kıs kıs gülerdim.
Hiç kuşkunuz olmasın, polislerin başına açtığı bunca belaya da o, başkasının yanında bağırıp çağırsa da, odasına çekildiğinde kıs kıs gülüyordur..