• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Tevekkül

04 Nisan 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Tevekkül

LATİF ERDOĞAN

“Birtakım insanlar onlara ‘İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun’   dediler de bu onların imanlarını artırdı ve ‘Allah bize yeter o ne güzel vekildir’ dediler.” (Al-i İmran, 173)

“Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış karar verince de Allah’a tevekkül et. Doğrusu Allah tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran, 159)

“Deveni bağla sonra tevekkül et.” (Hadis) 


“Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türeyen tevekkül “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” mânasına gelir. Birine güvenip dayanan kimseye mütevekkil, güvenilene vekîl denir.

Kur’ân-ı Kerîm’de tevekkül kavramı kırk âyette değişik fiil kalıplarında, dört âyette mütevekkil şeklinde yer almakta, vekil kelimesi çoğu Allah’ın sıfatı şeklinde yirmi dört yerde geçmektedir. 


İmam Gazzâlî’ye göre tevekkül derin bir bilgi ve zorlu bir amel işidir. Tevekkülün aslı imandır; tevekkül var olan her şeyin gerçek yapıcısı ve yaratıcısının Allah olduğu inancına dayanır.


Evet, önce köklü, sağlam bir iman… Sonra Allah’ın tekvini ve teşrii emirlerine tam bir bağlılık anlamında teslim… Sonra da bu iman ve teslimiyetin üzerine inşa edilen tevekkül…

Kul kendisine ait vazifelerin tümünü yerine getirdikten sonra neticeyi Cenab-ı Hakk’ın takdirine bırakması ve sonuç ne olursa olsun buna rıza göstermesi. İşte tevekkülün özeti.

İşin başında tevekkül tembellik ve atalet. İşin sonunda tevekkül ise Rububiyet-i ilahiye sonsuz saygı ve hürmet. O’nun istediğini yapmaya muktedir oluşuna bir ayna ve delil olma hali. O, takdire muktedir olduğu gibi takdirini tebdile de muktedirdir. Herkes yaptığından O’na sorumludur; fakat O hiçbir icraatından sorumlu değildir. İşte tevekkül bütün bu inanışları işin başında, ortasında ve sonunda kabulleniş…



“De ki: Allah’ın bize yazdığından başkası bize asla isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe, 51)

Allah, her şeyi ilmiyle kuşatmış, bu kuşatıcı ilmiyle her şeyi bir takdire bağlamış ve sonsuz gücüyle, sonsuz kudretiyle takdir ettiklerini yaratmış ve yaratmaktadır. İnsan ve amelleri de bu takdir ve yaratılışa dahildir. Nitekim ayette: “Sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı” (Saffat, 96) denilmektedir. 


Öyleyse insan nasıl bir ilim, takdir ve gücün sahibiyle irtibatlı bulunduğunu bilmeli, O’na olan güvenini, bağlılığını ve O’ndan olan beklentilerini o seviyede yüksek tutmalıdır. Tevekkül işte böylesi bir bilinçlenme ameliyesidir. Ve hiçbir aidiyet, hiçbir başka güven insanda bu hali hasıl edemez.

İyimserlik psikolojisinin temelinde tevekkül ahlakı vardır. Bizi her türlü kötümserlikten uzaklaştıracak da yine tevekkülün varlığıdır.

“Demek, imân tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder. Fakat, yanlış anlama! Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbâbı dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nevi duâ-i fiilî telâkkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri Ondan bilmek ve Ona minnettar olmaktan ibârettir.


Tevekkül eden ve etmeyenin misâlleri, şu hikâyeye benzer:


Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup, nezâret eder; diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor.

Ona denildi: “Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et.”


O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhâfaza edeceğim.”

Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem, gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu halde görse, ya divânedir diye seni tard edecek, ya ’Hâindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihzâ ediyor, hapis edilsin’ diye emredecektir. Hem, herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannuun ile, kendini halka mudhike yaptın; herkes sana gülüyor” denildikten sonra, o bîçarenin aklı başına geldi, yükünü yere koydu, üstünde oturdu. “Oh! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum” dedi.


İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekàvet-i uhreviyeden ve tazyikàt-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.” (23. Söz)

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23