Sevdiğimi kaybettim
Değerli okuyucularım, yas; sevilen kişinin ölümü karşısında bireyin, yoğun duygular hissetmesi ve fiziksel tepkilerde bulunması olarak tanımlanmaktadır. Her insan sevdiği kişinin ölümünden sonra belli bir süre üzüntü duyar, mutsuz olur. Bu noktada değer verilen bir kişinin ölümünün ardından iki ay geçmesine rağmen devam eden yaslar patolojik olarak kabul edilir.
Araştırmalara göre yas süreci 5 aşamada gerçekleşir;
İnkar aşaması: Kişinin başına gelen bu zor süreç, onun için adeta şok edicidir. Bu nedenle kişiler, “Bu benim başıma gelemez” şeklinde tepkiler verirler.
Öfke aşaması: Sevdikleri kişilerle yaşamayı umdukları zaman dilimlerinin ve onlarla yapacakları pek çok şeyin olduğunu düşünürler. Onları kaybetmek, aynı zamanda kişilerin isteklerinin ve beklentilerinin engellenmesi anlamına da gelmektedir.
Pazarlık aşaması: Bu aşama, kaybettiğimiz kişi eğer henüz ölmemiş fakat ölüme çok yakınsa o zaman daha çok ortaya çıkmaktadır. Örneğin kişi; “O ölmesin şu adağımı yerine getireceğim ya da bir daha şunu yapmayacağım” şeklinde düşünür.
Depresyon aşaması: Yas sürecinde kişi, kaybın ardından çaresizlik duyguları hissetmeye başlar. Bu aşama şu inançla karakterize edilebilir; “Hiçbir şey yapamayacak kadar üzgünüm.”
Kabul aşaması: Ölüm hayatın gerçeğidir, bu nedenle olanlarla barışmak gerekir. Olanları kabul edip, yaşama kaldığımız yerden devam etmek önemlidir. Kabul aşamasında kişiler “Olanlarla barışığım” şeklinde inanç oluştururlar.
Danışmanlık merkezine başvuran Selin’e seni buraya getiren nedir diye sorduğumda ondan şu cevabı aldım; “Anneme bir sene önce kanser teşhisi konuldu ve iki ay önce öldü. Üniversite öğrencisiyim ve derslere kendimi veremiyorum. Annemin hastalık süreci ve ölümü aniden oldu. Sanki hep yanımda olacakmış, yaşayacakmış gibi geliyor bana.. Allah’a ve kadere inanıyorum ama çok üzülüyorum. Onu düşününce sürekli ağlama hissi geliyor. Ben en çok, annemin ölmeden önce yoğun bakıma alınmasından sonra fenalaştım. Onunla son anında konuşamadım, üstelik ölmüş halini de bana göstermediler. Keşke annemle daha çok zaman geçirseydim, keşke ona daha çok kendisini sevdiğimi söyleseydim diye düşünüyorum. Annem benim evlendiğimi, mezuniyetimi görmeyi çok isterdi” dedi.
Selin hanımla o psikoterapi seansında “Gestalt terapi” de kullanılan “Boş sandalye tekniği” çalışmasını uyguladık. Selin annesiyle vedalaşamamıştı bu yüzden kendini eksik hissediyordu. Bu çalışmada annesine karşı duygularını şöyle dile getirdi;
“Anneciğim seni çok seviyorum, belki sana bunu daha çok söylemem gerekirdi, bunun için çok pişmanım. Seninle yaşadığımız güzel anılar için ve bana hep destek olduğun için çok teşekkür ederim sana. Bununla beraber seni istemeyerek de olsa üzdüğüm zamanlar da olmuştur. Bunlardan dolayı hakkını helal et. Sen öldün, ama seni sonsuza kadar kaybetmeyeceğim. Seninle inşallah cennette buluşacağız, bir gün ben de yanına geleceğim. Ben geleceğe dönük olarak senin için hep iyilik yapacağım. Senin bazı ideallerin vardı, bunları yapmaya çalışacağım. Seni daima seveceğim ve senin için hep dua edeceğim hoşçakal.”
Selin duygularını, düşüncelerini paylaştıktan sonra, ona kendisini nasıl hissettiğini sorduğumda, “Tüm bunları konuşmak bana iyi geldi. Kendimi çaresiz hissederken, şimdi daha güçlü hissettim. Biliyorum, annem de çok fazla üzülmememi ve hayata dört elle sarılmamı isterdi” dedi.
Değerli okuyucularım, yas terapisinde danışanın kendini kabul edici yanlarına, yönlerine odaklanmak gerekir. Danışanların kaybettikleri kişiler olmaksızın yaşamlarını yeniden düzenlemelerine yardımcı olmak gerekir. Sevdiği kişilerle olumlu ilişkiler kurmaya yönelerek, yalnız olmadığı duygusunu deneyimlemesine yardımcı olmak lazımdır, gevşeme güvenli yer, kaynak geliştirme, nefes alma gibi becerileri öğretmek ve uygulatmak da çok önemlidir.
Rabbim sevdiğimiz kişilerin, onlar hayatta iken değerini bilmeyi ve onları incitmemeyi hepimize nasip etsin. Bir sonraki yazımda görüşmek duasıyla Allah’a emanet olun.
PSİKOTERAPİST
DNŞ. TEL:0212 503 79 95-0506 401 79 91







