Orta yaş ve sorunları
Değerli okuyucularım, toplumsal ve teknolojik gelişmeler orta yaştaki insanların yaşamını büyük ölçüde etkilemiştir. Büyüyen çocukların, evlililik ya da okuma nedeniyle evden erken kopmaları, çalışma koşullarının değişmesi, ortalama yaşam süresinin uzamasının evlilik sürelerine de yansıması gibi etkenler bunlar arasında sayılabilir. Özellikle evliliğe ilişkin hayal kırıklıklarının en çok hissedildiği dönem de orta yaştır. Çünkü, bu yaşlarda kişi, evliliğinde artık hiçbir şeyin değişmeyeceğini kabul etmek zorunda kalır. Buna rağmen orta yaşta boşanma, gençlik yıllarına göre daha az görülmektedir.
Orta yaş döneminde kadınlar kendini erkeğe göre daha fazla özgür hisseder. Çocukları artık büyümüştür ve sorumlulukları daha azalmıştır, bu yüzden kendine daha fazla zaman ve enerji ayırabilir; hatta o güne kadar değerlendiremediği gizilgüçlerini gerçekleştirme yönünde etkinliklerde bulunabilir. Buna karşılık bu yaşlarda erkekler, genelde mesleklerinin artan sorumluluğundan ya da işlerine ilişkin anlamsızlık duygusundan yakınırlar. Çoğu erkeğin iş yaşamında yukarı doğru yükseliş 40 yaşlarına kadar hızla ilerler, ondan sonra yavaşlar. Bu dönemde çoğu erkek sağlığıyla abartılı bir biçimde ilgilenebilir, bedensel etkinliklerinin yavaşlamasından tedirgin olur ve aynı yaştaki bazı dostlarının ölümünden çok etkilenir. Menapoz ve onun getirdiği sorunlara rağmen, kadınlar bedensel değişmeden daha az etkilenir ve sağlık durumlarıyla daha az ilgilenirler. Kocalarında gözlemledikleri değişiklikler onları kendilerinden daha çok kaygılandırır ve dul kalma olasılığına karşı kendilerini hazırlamalarına neden olur.
Orta yaşlarla birlikte kadınlara da, erkeklere de “bir şeylerin olması” doğal, beklenen bir durum. Bu dönemde yalnızca hormonlar azalmıyor. Hücreler yaşlanmaya, damarlar sertleşmeye, kemikler zayıflamaya, kaslar incelmeye, yağlar çoğalmaya başlıyor. Eklemler “ben artık yoruldum”, beyin “biraz dinlenmem lazım”, cilt “bana biraz özen göster, kuruyor, kırışıyorum”, kalp “teklemeye başladım, bana destek ol” demeye başlıyor. Bunlara azıcık stres, birazcık depresyon da eklenince hayatın tadı da tuzu da farklılaşıyor. Vücut zayıflamaya, direnç kırılmaya, güç azalmaya başlayınca hipertansiyondan şekere, kolesterolden romatizmaya ne kadar alacaklı varsa kapınıza dizilmeye başlıyor. Kısacası artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Orta Yaş Bunalımının belirtilerini şöyle sıralayabiliriz;
Duygusal yoğunluk ve duygu karmaşalarının oluşması,
Kişinin kendini, yaşamını sorgulaması ve pişmanlık duygusunun artması,
Yapmak istediği ama yapamadığı şeylerde yaşını kendine neden olarak sunmaya başlaması,
İlerleyen yaşla birlikte cinsel istek ve aktivitelerde azalmaların olması,
Bedene ve dış görünüşe yönelik artan bir ilginin başlaması,
Bireysel düşünce, davranış ve isteklerin daha ön plana çıkması orta yaş bunalımına girildiğinin belirtileri olarak sayılmaktadır.
Yapılan araştırmalara göre; aile birliği bozulanlarda, genç yaşta anne-baba olanlarda, imanı zayıf kişilerde orta yaş bunalımı daha sık görülüyor.
Orta yaş döneminde her şeyin mutlaka kötüye gitmesi de gerekmiyor. Bu dönem aynı zamanda beden ve ruhun olgunlaştığı, birbiriyle daha iyi anlaştığı bir zaman dilimi. O nedenle orta yaşı “bir kriz hali” olmaktan çıkarıp “fırsat zamanı”na çevirmek de mümkün. Eğer becerebilirseniz, bu yaşlar “hayatı yeniden tanımlamanın, iç yolculuklara çıkıp kendini daha iyi tanımanın, olan bitenin farkına daha çok varmanın, kısacası kendi olmanın, kendini iyi tanımanın fırsatı” haline gelebiliyor. Daha gerçek, daha huzurlu yeni bir hayatı sımsıkı kucaklamanın zamanı olabiliyor. Kısacası eğer iyi bir orta yaş süreci yaşamayı becerebilirseniz sizi “güzel günler” bekliyor. Yaşlanma süreciniz daha sağlıklı ve huzurlu bir yolculuğa dönüşüyor. Bütün mesele orta yaş değişimlerini doğru anlamak...
Konuyla ilgili yapılan araştırmalar bunalımın kökeninin psikolojik olduğunu ortaya koymuştur. Birey orta yaş bunalımından korunmak için; kendisini ve çevresini olduğunu gibi kabullenmeli, düzenli spor yapmalı, stresten uzak durmalı, maneviyatını güçlendirici faaliyetlerde bulunmalı ve kendine hobiler edinmelidir. Eğer bunalıma girildiyse birey kendi yaşamını algılama çabalarında bazen iç sorunlar yaşayabilir. Bunları iç dünyasında yaşamayı tercih edebileceği gibi tavırlarıyla dış dünyaya da yansıtabilir. Bu dönemi sağlıklı bir şekilde atlatmak için; yaşanılan süreci hayatın bir parçası olarak değerlendirmek, imanınızı güçlendirmek ve çeşitli aktivitelerle dönemi daha az hissederek atlatmaya çalışılabilir. Eğer zorlu bir süreçten geçiyor ve yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız bir uzmana danışmanız gerektiğini de unutmamalısınız.
Sağlıklı günler duasıyla Allah’a emanet olunuz.
PSİKOTERAPİST DNŞ
TEL: 0212 503 79 95-0506 401 79 91







