• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Kıvanç Tığlı Bulut
Kıvanç Tığlı Bulut
TÜM YAZILARI
17 Eylül 2018

Okula başlayan çocuğun psikolojisi

Değerli okurlar, okul öncesi çocuklar için yeni bir okula başlamak hem çok heyecan verici hem de çok kaygı verici bir deneyimdir. Okul öncesi eğitim almamış ve ailesine bağımlı ve aşırı korumacı yetiştirilmiş çocuklar daha çok okulda uyum sorunu yaşarlar. Çocuk okulda derslerle karşılaştığında işler değişir. Artık uzun sürelerle oturmak, öğretmenini dinlemek ve onun anlattıklarını öğrenmek zorundadır. Üstelik her an istediği gibi gezip dolaşmasına ve konuşmamasına da izin verilmemektedir. Zil denilen bir şey vardır ve zil çalmadan kimse oturduğu yerden kalkıp gidemez. Heyecanla arkadaşlarıyla konuşmaya çalışan çocuk engellenmektedir ve canının istediği pek çok şeyi yapması yasaktır. Sadece kurallar ve ödevler vardır. Kurallara uymayanlar da ceza almaktadırlar.

Böyle bakınca durum ne kadar tatsız görünüyor. İşte çocuklar da bir süre sonra okulla ilgili olarak böyle düşünmeye başlayabilirler. Çocuklar artık büyüdükleri yolunda mesajlar alarak okula başladıkları için ders çalışma sistemi oluşturmaya çalışırken bunalabilirler.

Oysa okul çağı çocuğu aynı zamanda oyun çocuğudur. Oyuna ayırdığı zamanın büyük bir bölümünü artık okulda ve derslerle geçiren çocuk okuldan soğuyabilir.
 Çocukların okulla ilişkisini aslında baştan belirleyen ebeveyn tutumlarıdır. Okula başlayan çocuğa ilk günden ağır sorumluluklar vermek, ders, ödev ve disiplin üçgenine hapsetmek, okula alışma aşamasını henüz atlatamamış çocuğu çok zorlar. Özellikle ilkokula yeni başlayan çocuklardan bir yetişkin davranışı beklemek anlamsızdır. Onlar hâlâ eve dönüp oyuncaklarına kavuşma hayalleri kurarken, okuldan gelir gelmez dinlenmesine bile fırsat verilmeden dersin başına oturtmak, bütün çalışmaları beraber yapmak yanlış bir tutumdur. İlk günden itibaren ödevlerini ya da dersleriyle ilgili faaliyetlerini kendi başına yapmasını sağlamak, ilgili bir izleyici olmak önemli bir yardım yöntemidir. Çocuğun bu çalışmalarında özgür davranabilmesi onu rahatlatır. Yanlışlar yapar ama bu yanlışlarla doğruları da bulmayı öğrenir. Kendi başına bir şeyler başarabilme duygusunu yaşamasına fırsat vermek gerekir.

Okula başlayan çocuğun okula niye gitmesi gerektiğini açıkça anlayabilmesi, neler yapması gerektiğini bilmesi gerekir. Okulu sadece bir oyun yeri olarak göstermek yanlıştır.

Bazı sorumluluklar alacağını, artık büyüdüğünü, kitaplarını kendi kendine okuyabileceğini söylemek ve beklentilerine uygun ama gerçekçi bir okul portresi çizmek yararlı olur. Hayal ettiğinden farklı bir okul hayatıyla karşılaşan çocuğa okulu sevdirmek çok zor olacaktır.

 Eğitim bilimci Dr. Özgür Bolat’a göre; Bazı çocuklar, okula gitmek istemeyebilirler. Bunun nedeni aslında çocuğun duyduğu endişe ve korku duygularıdır. Genellikle okul bağlamında endişenin iki kaynağı var. Bunlardan birincisi kabul görmeme korkusu… Çocuk aslında arkadaşları ve öğretmeni tarafından kabul görmeyeceğinden korkuyor. Örneğin teneffüste bir anne çocuğuna, “Hadi sen de arkadaşlarınla oyna” diyor; çocuk da “Ya benle oynamak istemezlerse” diye cevap veriyor. Çocuk reddedilmekten korkuyor ve okula gitmek istemiyor.

 Okula gitmek istemeyen çocuklar genelde kaygılı ailelerde yetişen çocuklar.. Kaygılı aile, çocuğunu sürekli koruma ihtiyacı duyuyor. Çocuk da çevreyi ve diğer insanları tehlikeli olarak algılıyor, aileye bağımlı oluyor. Onların olmadığı yerlerde endişe duyuyor

Bazı aileler ise çocuklarının keşfetmesine ve diğer insanlarla iletişim kurmasına izin veriyor. Bu çocuklar okulda çok endişe duymuyor ve çok daha kolay uyum sağlıyor.

 Uzun vadede aileler kendi endişelerini yönetmeyi öğrenmeli ve çocuğuna özerklik vermeli. Çocuk keşfetmeli ve diğer insanlarla etkileşime girmelidir.

 Sınıfa uyum sağlayamayan çocuğa ilk olarak öğretmeni onu kabul ettiğini göstermeli ve onunla özel ilişki kurmalıdır. Daha da önemlisi çocuğun, diğer çocuklar tarafından kabul görmesini sağlamalı, sınıfta güçlü etkileşim alanları oluşturmalıdır.

  İkinci olarak yapılması gereken; Ebeveynlerden biri ya da çocuğun güvendiği bir kişi çocukla okula gitmeli. Anne dışarıda beklemeli, çocuk da annenin varlığında güvende hissetmeli ve rahatlamalıdır. Bu süreçte, anneden gelen bu güven hissi, sınıf ortamına transfer edilmelidir. Yani, annenin bulunduğu tehditsiz ortamda; öğretmen çocukla ve çocuklar arasında güçlü ilişki kurarak, çocuğa “bak burası da güvenli” mesajını vermelidir. Çocuk ortamın güvenli olduğuna inandıktan sonra, anne ortamdan ayrılmalıdır.

  Çocuklarınızın okulda mutlu üretken olması duasıyla Allah’a emanet olunuz.

DNŞ. TEL: 0212 503 79 95- 0506 401 79 91

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23