--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Diyanet hangi günahlarla, ne kadar mücadele edebilir?

Kenan Alpay
Kenan Alpay
25

Türkiye’deki cinsel sapkınlık mücadelesi adı-adresi belirsiz lobilerin, karanlık odakların filan değil düpedüz kimi siyasi partilerin, meslek örgütlerinin, sermaye gruplarının, medya organlarının ve aydın-sanatçı platformlarının bizzat üstlendiği kirli bir mücadeledir. Bu kirli mücadele öyle bir noktaya geldi ki; sadece cinsel sapkınlıkları övme, teşvik etme ve örgütlemekle iktifa etmez oldu. İleri bir aşamaya geçip cinsel sapkınlıkları reddeden, kınayan, ayıplayan ahlaki çıkışların kanunlarla yasaklanması için teşebbüsler yoğunlaştı. 

İslam Ne Karışırmış Cinsel Sapkınlıklara?!

Ramazan ayının ilk Cuma hutbesini irad ederken Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da az çok hangi örgüt ve çevrelerden tepki geleceğini tahmin etmiştir. Ancak insan hayatını ve neslini çürüten günahlara karşı sessiz kalmak, korkup geri çekilmek mümkün olmadığı için Kur’an ve Sünnet’in açık ve net hükmünü olduğu gibi beyan etti: “İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor ve eşcinselliği lanetliyor.” Geçen haftaki hutbenin konusu olan zina ve cinsel sapkınlıkların getirdiği musibetlere karşı Allah ve Resulü’ne iman edenleri ortak bir mücadeleye davet etti doğal olarak. Ancak bir asırdır hutbeler, vaazlar, camiler Kemalist vesayetin kuşatması altında tutulmak istendiği gibi son 15-20 yıldır Avrupa Birliği’nin dayattığı kriterler tarafından da kuşatıldığını unutmayalım.

Zina ve cinsel sapkınlığı lanetleyen hutbeye karşı başlatılacak operasyonun işaret fişeğini İnsan Hakları Derneği ateşledi. İHD Ankara Şubesi hiç vakit kaybetmeksizin DİB Ali Erbaş hakkında Cuma hutbesinde LGBTİ’lere karşı nefret söyleminde bulunduğu” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. İnsan Hakları Derneği’ne göre hutbede LGBTİ’ye yani cinsel sapkınlıkların her bir çeşidine karşı bir “nefret dalgası” oluşturulmuştu. Dahası İHD’ye göre Diyanet bu nefret suçunu Temmuz 2019’da da tekrar etmiş, eşcinseller için “yaradılışa aykırı bir sapkınlık” gibi nefret içeren bir nitelemeyle ayrımcılık yapmıştı. İki yıldır eşcinsellerin eylem ve etkinliklerini yasaklayan Hükümet asıl sorumlu olarak işaretleniyordu bildirinin sonunda. Hükümet eğer sorumluluktan kurtulmak istiyorsa “bir an önce Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı kriterlerine göre, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de içeren, nefret suçlarına ilişkin yasal düzenlemeleri yapmaya” davet ediliyordu.

Ancak asıl operasyon Ankara Barosu’nun bildirisiyle başladı. Ankara Barosu’nun bildirisi elbette cinsel sapkınlığın her türünü savunmak hatta teşvik etmek üzere kaleme alınmıştı. Ancak Ankara Barosu’nun bildirisi “sesi çağlar öncesinden gelen” ve “kutsal sayılan değerler” gibi Mekkeli müşriklerin 2020 versiyonundan daha ileriye geçemeyen inkârcı kalıplarıyla şekillenmişti. Edepsizlik ve küfürle harmanlanan şapşallık “cadı avı ve cadıların yakılması” gibi ifadelerle kıble edindikleri Batı’nın günahlarını Müslümanlara yamamaya değin uzandı maalesef. Mesleki ve ideolojik dayanışma adına İzmir Barosu tarafından yapılan açıklama da benzer şaşkınlıklarla dolu. İlk elde insanların ırkına, rengine ve kökenine yönelen utanç dolu ayrımcılıkla cinsel sapmalara karşı verilen mücadeleyi eşitleyen kafa ve mantık hukuktan ne anlar? “Nefrete İnat, Yaşasın Hayat” sloganıyla toplumu zina ve cinsel sapkınlıklara teşvik ederken bunları haram-günah sayan İslam’ı bir kalemde “nefret dolu anlayış” ilan edip İslam’a karşı insanları savaş ilan etmeye davet ediyorlar.

İnsan Fıtratına Karşı Açılan Savaş

Peki, Diyanet İşleri Başkanlığı zina ve cinsel sapmalara karşı verilen bu mücadelede yeterince donanımlı mıdır? “Evet, yeterince donanımlı” demek kolay değil. Çünkü bu türden büyük günahların diğer günahlarla sıkı ilişkisi var. İslam bir bütün olarak insanı ve tabiatı fesada uğratan, tahrib eden bütün cürümlere karşı helali, doğruyu, güzeli ve iyiyi öne çıkarmak üzere kapsamlı bir mücadele görevi yüklemektedir bizlere. Diyanet’in toplumsal destek ve ekonomik açıdan imkanları ile siyasi-kanuni, bürokratik kısıtlamaları arasında bir muhasebe yapıldığında neden bazı şeylerin yeterince yolunda gitmediği daha iyi anlaşılır.

Diyanet İşleri’nin görevi Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de beyan edilen hakikatleri uygun bir üslub ve hikmetle topluma taşımak gibi bir görevi var. Zina ve cinsel sapkınlıklara karşı koyulan net ve kararlı duruş diğer günahlara karşı da gösterilmelidir. Evet hiçbir günaha, harama cevaz verilmiyor, hiçbir cürüm için kapı aralanmıyor. Ancak aynı yüksek tonla, aynı açıklık ve kararlılıkla bazı emir ve yasaklar hatırlatılmıyor. Faiz ve kumar, içki ve falcılık, rüşvet ve iltimas, kul hakkı ve kamu malı gibi hususlarda mahşerde kulları bekleyen azap gibi konular hutbe ve vaazlarda daha yoğun işlenmeli. Bakın Resmi İdeoloji’nin küfür ve şirk içeren sembol, söylem ve ritüelleri hakkında Diyanet’in ağzını bıçak açmıyor. Ulu Önder kültü ile ezilen bir toplumu itikadi ve iktisadi sapmalardan korumak için kim konuşacak? Diyanet İşleri’nden geleneksel-modern ayrımı yapmaksızın küfür ve şirkin her türüne karşı mücadele bekliyoruz.

 

Yorumlar

(25)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ahmet

8 Mayıs 2020 08:24

31 vilayette 64 milyonu günlerce eveden dışarı çıkarmayan devlet yüzbinlerce arsızın meydanlarda eylem yapmasına mani olamıyor öylemi..maalesef devlet ve millet olarak tehdit algımız değişti..arsız lığın her türlüsü artık millet ve devletçe yıkıcı tehdit sıralamamızda kendine bir yer bulamıyor..ilk sırada yoksulluk düşük gelir ve maddi sıkıntılar gelirken silahlı örgütler hatta bizimle harbe hevesli devletler dahi en son ve önemsiz tehditlerden sayılıyor..vay makam mevkinin kötüye kullanımıymış vay rüşvet ve yolsuzlukmuş vay gelir dağılımındaki adaletsizlikmiş vay envai çeşit namussuzluğun toplumu kuşatmasıy mış maalesef bizi rahatsız etmiyor..şimdilik reis le çark dönüyor amma ÖmerSeyfettin merhumun meşhur hikayesindeki konak sahibi nin yüksek ökçeli topuklu ayakkabı misali çıkan gür sesine göre herkes vaziyyet alıyor..nezaman Reisin ses telle rinde sıkın tı olur sesi duyulmaz ozam an reisçi yim diye geçinen namussuzların namussuzluğuna Reisde dahil herkes yakinen şahit olur...

SUZAN

1 Mayıs 2020 16:16

SAYIN O.U. 20 YIL NEDEN BEKLEDİN TÖVBE ETMEK İÇIN.EMEKLILIK TÖVBE KAPISI ACIYORSA TÜM EŞCINSELLERI EMEKLI ETSINLER.DEMEK ISTEYINCE TÖVBE EDİLIYORMUŞ.VE YAPTIKLARININ NEKADAR KÖTÜ BİRSEY OLDUĞUNU BİLIYORSUN Kİ TOVBE ETTIN.SENIN GİBİ TOPLUM İCİNDE GİZLİ KIMLER VAR KİMBİLIR.MADEM TÖVBE ETTİN GERCEKTEN PİSMANSIN..O HALDE AL KALEMI ELINE VE YAZI YAZ.ORNEK OL.BAK ORTALIK KALKIP KOPUYOR.GERÇEKTEN TÖVBE ETTIN MADEM DIN YOLUNDA OLMAYLA ESKİ YOLUNUN ARADINDAKI FARKLARI AÇIKLA.YANLIŞLARI ANLAT.

özgür

29 Nisan 2020 00:50

bunlar kendi kendilerine tesadüfen ve doğal olarak meydana gelmişler ya, o zaman hukukla ne işleri olabilir. mantıksızlık buradan başlıyor. çünkü bunların inançlarının gereği insanlıkla ve insani değerlerle ilgili hiçbir şey olmamalı idi. o halde hukuk da düzen de olmamalı. ayrıca madem her şey tesadüfi, doğal ve kendi kendine ise bana ve benim kendi imanıma sen niye karışıyorsun. buna hakkın yok. çünkü sen bana karışma diyorsun ancak aban karışma hakkını kendinde buluyorsun. son derece mantıksızlığa hükmetmişler. zaten ben imansız ve ahlaksızda mantık aramıyorum da belki kendilerine bir dönerler diyorum. bir de ayette denildiği gibi: onlar zaten iman etmezler niye tebliğ ediyorsun, diye sorduklarında belki düşünürler ve bizden de bu sorumluluk kalksın diye. yoksa bunlara yorum yapmamak lazım.

Adsız

28 Nisan 2020 22:48

Kenan bey suyun kerarında dolaşıp durma noktayı koy bu sabık dernekleri ..... kılıctaroğlu başbakanlığı zamanında imzalıyıp kurdurdu .Buyrun kuran ve kurdulanları naletliyelim ne dersiniz

tikkat

28 Nisan 2020 22:06

Atatürk'ün izinden gidecek nesiller yetiştirmeye ömrümüz yettiği sürece devam edeceğiz

Müslüman ülkesinde azınlık olarak yaşayan müslim

28 Nisan 2020 19:35

Şuanki içinde bulunduğumuz toplumsal düzende istediğiniz kadar birşeyleri düzeltmeye çalışın bu aynı bataklık dururken sivsinek avlamaya benzer. 

Bugün 27 Nisan:

28 Nisan 2020 18:26

Kemallerin askersel devletsel örgüt halinde son ve başarısız e-darbe atraksiyonlarının yıldönümü. (Aradan Gül çıkabildi ama.) Daha sonra davulu sivil kemal feto boynuna taktı; iki hamle de ondan, ama tokmak kasnağa gömüldü; şu an hissesine malikanesinde çömelip oturmak düştü, bekliyor.

Korkusuz

28 Nisan 2020 16:52

Diyanet hakli .sayet bir hesap gunu olmassa ilerde.Insan niye katlanmali bir suru derde.Islerine gelmiyor .hesap korkulari yok.unutmasinlar.Cenabi hak ihmal etmez .Muhlet verir.

Mertürk

28 Nisan 2020 13:29

Burada glu glu yapmayın. Barolar bu cesareti, İstanbul sözleşmesi ve son yıllarda çıkan yasalrdan alıyorlar. Bir şey diyecekseniz ve cesaretli iseniz bu yasaları çıkaranları ve hala bu yasaları iptal etmeyenlere söyleyin. Gerisi glu glu yapmaktır.

ali

28 Nisan 2020 13:27

onun dini inancı yaşayışı ona benim inancım bana.peki benim inancımı yaşama hakkım var da onun yok mu.o illa benim gibi inanmak ve yaşamak zorunda.bu dayatma olmaz mı.hep duymuşumdur:islam bütün inançların yaşamasını teminat altına alır diye.böyle bir ilke yok mu.bu hususları ciddi ciddi kendime soruyorum.art niyetli değilim.kimse yanlış anlamasın.bu hususta çıkmazdayım.yani kişi müşrikse ve böyle yaşamak istiyorsa.tabi o da benim inancıma müdahale etmemeli.o inancının propagandasını yapıyorsa ben de yapabilmeliyim diye düşünüyorum.bilmem yanlışmıyım.saygılarımla.

Kenan Alpay Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle