Zihinsel tecavüz: Kemalizm
Zihinsel tecavüz: Kemalizm
İDRİS GÜNAYDIN
Tecavüz kelimesi Arapçadır ve kendine ait olmayan bir şeyi zorla elde etme, gönül rızası aramama anlamlarına gelir.
Arap dili gramerine göre “tefaul” masdarındandır. Bir insan kendi nikahında olmayan bir kıza, kadına zorla sahip olmak isterse ırza tecavüz, başkasına ait bir mala veya araziye, bağa, bahçeye, arsaya sahip olmak isterse mala tecavüz olarak isimlendirilir. Bu bahse konu ise, insanların rızası olmadan akla tecavüzdür. Bunun bizim ülkemizdeki karşılığı Kemalizm’dir. Tecavüz iki şekilde olur.
1- Zorla, rızasını almadan tehdit ederek.
2- Aldatarak… Önce şirin gözüküp, güvenini kazanıp sonra şen’i fiilini işleyerek. Mesela kız çocuklarına çeşitli hediyeler sunup güvenini kazanınca sonra zoraki fiili tatbik ederek.
Zihinsel tecavüz böyle oldu. Eğitimin cazibesi ve gücü şeker gibi, pasta gibi çocuklara ve ailelerine arz edildi lakin onlara sorulmadan zorla Kemalizm öğretildi. Hatta hayati sınavlarda sorular soruldu ki çocuk daha iyi çalışsın diye. Zamanla öğrenci ve vaktiyle öğrenci olan annesi- babası bu öğretiyi benimsediler ve onu savunur duruma düştüler.
Halbuki, din eğitimi de geniş bir alana yaygın. Eskiden mahallelerde şehirlerde Sıbyan Eğitimi için mektepler açılırdı senede bir veya iki ay; sadece belli aileler çocuğunu gönderirdi. Şimdi 4-6 yaş anaokulu organize ediyor Diyanet fakat belli aileler oraya gönderiyor. Herkes göndermek zorunda değil.
Okullarda Din Kültürü Dersi var ama ona da dilekçe veren ailenin çocukları girmiyor. Nitekim ben Sarıyer Doğa Kolejinde öğretmenlik yaptım, orada dersimden muaf öğrenciler vardı. Bazı derslere isterlerse katılırlardı. Kaldı ki bu dersler dinin kültürü dersi. Her dinden bahsediliyor.
Hülasa, Kemalizm halkın isteği hilafına beyinlere dayatıldı ve yeni bir din gibi belletildi. Halbuki, sadece Mustafa Kemal normal bir tarihi şahsiyet gibi sevdirilebilir veya öğretilebilirdi. Neden insanlar İnönü’ye taparcasına onu benimsemiyor da, Fevzi Çakmak’a taparcasına benimsemiyor da Mustafa Kemal’i taparcasına benimsiyor?
Mareşal Fevzi Çakmak’ın, General Kazım Karabekir’in aşağı yanı mı var?
Sonuçta ne oldu? Dört duvar arasına hapsettiğiniz su dışarıya sızdı ve kendini ele verdi. Toplum ikiye bölündü. Bir kısım, oyuncakları ellerinden alınacak sanarak, yasaklayan kanunun kalkmasından korkuyor. Bir kısım da hâlâ kurnayı açamıyor da dışarıya sızan haliyle kendini ifade ediyor.
Sosyal Medyada bir video dolaşıyor: Selanikli bir kadın, “Paşam paşam, sen benim evime mi geldin? Hoş geldin” diyerek bir Mustafa Kemal büstüne ağlayarak yaklaşıyor. “Ne mutlu bana” diyor.
Sonra da “Dünyayı kurtarmış benim Atatürk’üm” diyerek büste sarılıyor. Kendisi ile yapılan bir başka röportajda ise “evimin dört bir yanına onun resimlerini astım. Onu her dem görmek istiyorum” diyor.
Şimdi bu kadın dünyayı kurtarmış benim atam diye inanıyor ya. Halbuki, gerçekler bir gün tebeyyün ederse bu kadının hali nice olur? O Kemalizm çivisini onun kafasına kim çaktı öyle?
Bu açmazdan ne zaman kurtulacağız?
Dünyada bu şekilde tapınılan tüm diktatörler yıkıldı.
Türkiye son yıllardaki izlediği harici politikalarla Müslüman ülkelere ciddi manada açılım başlattı. Kırmadan dökmeden, dikleşmeden dik durarak.
Zaten Türkiye’nin geleceği Avrupa’da veya Amerika’da değil, Müslüman ülkelere lider olmakta. Orta Asya’da abi olmakta. Çünkü Batı Dünyası daim Türkiye’yi kendisine muhtaç bir marabası olarak görür. Ağa marabayı ne kadar severse onlar da o kadar sever.
Türkiye lider olacaksa o, ancak doğu dünyasında mümkündür. Burada da Türkiye’nin en büyük açmazı Kemalizm ve laikliktir.
İRAN FAKTÖRÜ
İran bu savaştan galip çıksın; ki inşallah çıkar; birçok mazlum doğulu ülke İran’ın safında yer alabilir. “Ancak sen yırtıcı kurtlara saldırabilirsin” diyerek onu lider seçebilirler.
Dikkat edin, bu savaşta İran ister istemez tüm takdirleri topluyor. Aynı takdirleri Humeyni İran’a geldiğinde de toplamıştı. Hatta Tahran öğrenci krizinde Amerikan helikopterleri çarpıştığında da toplamıştı.
O zamandan Şii inancına karşı İslam Dünyasında bir sempati oluştu. Bunu daha ileri götürenler oldu.
Bu sefer bunun daha fazla olacağını sanıyorum.
Burada İran’ın elindeki en güçlü argüman kendisinin bir İslam Cumhuriyeti oluşudur ve tüm kavramlarının İslami bir terminolojiden gelmesidir. Bizde ise esasında terminolojik söylemler laiklik ve Kemalizm yüklüdür.
Unutulmamalıdır ki; dünya Müslümanlaştıkça İran’a yaklaşacak ve Türkiye’den uzaklaşacaktır. Bu ahval ile.
Vesselam.