“Türk Yahudileri Gitmeli mi, Kalmalı mı?”
Yukarıdaki soru Yahudilere ait Jewish Journal’den bir haberin başlığı… Habere göre Türkiye’de yaşayan 17 bin civarında Musevi vatandaş kendisini dışlanmış hissediyor ve ikinci sınıf vatandaş olarak görülmek onları ülkeyi terk etmeye zorluyor. Bilhassa Mavi Marmara olayından sonra Yahudi düşmanlığının arttığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bazı medya organlarının nefreti daha da körüklediği iddia ediliyor.
Haberden Yahudi vatandaşların huzursuz olduğuna net bir şekilde ikna olabiliyoruz. 500 yıldır bu topraklarda yaşayan Yahudi cemaatinin kendini dışlanmış hissetmesi ve hala yabancı olarak görülmesi hoş bir durum değildir. Devletin Yahudi vatandaşları sahiplenmesi en temel görevlerinden birisidir. Şahsen bu ülkenin Yahudiler için yaşanmaz bir hale gelmesine üzülürüm. Çünkü sünnet-i seniyye de aykırı bir durumdur bu.
Ancak tüm diaspora Yahudilerinin görmediği veya görmek istemediği bir hususu da vurgulamadan geçemeyeceğim; İsrail dışındaki her Yahudiyi tehlikeye sokan en önemli (f)aktör İsrail Devleti’nin kendisidir. İsrail’e göre her Yahudi İsrail’de yaşamasa da bir İsrail vatandaşıdır ve ajanıdır. Vatandaşlık neyse de ajanlık hiç bir ülkenin kabul edebileceği bir durum değildir. Ajanlığın ne kadar tehlikeli bir sonuç doğurduğunu geçtiğimiz Şubat ayında El Cezire’nin Güney Afrika istihbaratına ait gizli bilgileri yayınladığı haberi örnek vererek açıklayabiliriz. Deşifre olan bilgilere göre Güney Afrika’daki bir çok Yahudi Mossad’a gönüllü ajanlık (sayanim) yapıyor. Ajanlıklara örnekler veriliyor. Mesela Yitzhak Thalia isimli bir Yahudi işadamı, Denel firmasına ait bir anti-tank füzesinin çizimlerini satın alıp Mossad’a veriyor. Ayrıca İsrail Havayolları El-Al’in Johannesburg’da yolcu ve kargo personelinin yanısıra 45 tane de güvenlik personeli çalıştırdığından bahsediliyor. Bir havayolunun neden yabancı bir ülkede 45 güvenlik personeli olur? Çünkü personel havaalanı içinde istediği gibi gezip istihbarat topluyormuş. Bu bilgileri Güney Afrika istihbaratına veren de yine bir El-Al personeli. Personelin anlattığına göre El-Al uçtuğu her ülkede Mossad’la birlikte çalışıyor. Yine haberden öğrendiğimize göre sadece İngiltere’de 1998’de 4000 Yahudi, Mossad’a gönüllü ajanlık yapıyormuş.
Şimdi oturup sormak lazım; El-Al’in diğer ülkelerdeki mesela Türkiye’deki personelinin ajanlık yapması tolere edilebilecek bir durum mu? Yahudi cemaatinin en azından bir kısmının Mossad’la işbirliği içinde olduğu bilindiğine göre, tüm Yahudilerin potansiyel bir ajan olarak görülmesinden kim sorumludur? Her diaspora Yahudisi bir İsrail ajanı farz edildiğine göre, Türkiye’deki 17,000 Yahudi vatandaşı otomatik olarak ajan olmuyor mu? Jewish Journal’deki haberde Türk politikacıların ve medyanın İsrail devleti ile Yahudiler arasında ayrım yapmadığından yakınılıyor. Peki Yahudiler kendilerini İsrail’den ayrı görebiliyorlar mı? Erdoğan İsrail’in yaptıklarını Hitler’e benzettiğinde neden alınganlık gösterdiler? Nesim Malki ve Üzeyir Garih öldürüldüğünde neden Mossad da soruşturmaya müdahil olmak istedi?
Bu soruları samimane soruyorum. Uzun süredir Yahudileri ve İsrail’i takip eden biri olarak Yahudilerin çoğunluğunun İsrail’in her yaptığını meşru gördüklerini, tepkileri ise anti-semitizm olarak kabul ettiklerini müşahede ettim. İsrail’in katliamlarını dillendirmeyi suç olarak görüyorlar. Ama İsrail’in suçlarını sorgulamıyorlar.
Gerek bu bakış açısı gerekse de her Yahudinin İsrail tarafından ajan olarak kullanılmasının sorgulanması gerekiyor. İsrail, Ben Gurion havalimanında çalışan yabancı havayolu çalışanlarının ajanlık yapmasını herhalde kabul etmezdi. Öyleyse diaspora Yahudilerine ajan olarak bakmaktan vazgeçmeli ve onların yaşadıkları toplumda hedef olmalarına engel olmalı.
Türkiye’nin Yahudilerle (İsrail’i ayrı tutuyorum) kurumsal bir sorunu olduğuna inanmıyorum. Fakat İsrail devleti için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bazen çare sizdedir. Görmeniz için uzaklara bakmadan önce önünüze bakmanız yeterlidir.







