Parelel Lobi, İslamolobi ve İslamofobi
Lobicilik, hükümet ve bürokrasi gibi güç merkezlerinin alacağı kararları etkilemek için yapılan faaliyetlerdir. İstatistiklere göre bazen 10,000 dolarlık bir lobi giderinin 2 milyon 200 bin dolar gelir getirdiği olmuştur.
Türkiye’nin ve İslam dünyasının lobicilik faaliyetleri konusunda çok iyi olduğunu söyleyemeyiz. Öyle ki bazı STK’lar devletlerden daha iyi lobicilik yapabiliyor. Mesela Paralel örgüt bu işi çok iyi beceriyor. Ancak Amerika’daki lobi faaliyetlerinde Türkiye hiçbir zaman merkezde olmadı. Paralel lobicilik İslam, Türkiye ve Türk kültürünü sömürerek kendi liderlerinin Batı nezdinde akredite olması ve dinlerarası diyalog faaliyetleri gibi sakat projelerini yürütmek için kullandı. Paralel liderin, “(Amerikalı) siyasetçilere bağışta bulunmayan yanıma gelmesin” emrinden sonra milyonlarca dolarlık paralar harcandı. Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat siyasetçilere cemaatin mensuplarından yüklü bağışlar yapıldı. Gün geldi bir tabak yemeğe 35 bin 800 dolar ücretödendi. Sayıları 200’ü bulan paralel dernek, enstitü ve vakıflar aracılığıyla birçok Amerikalı üst düzey bürokrata ödüller ve ücretler verildi, Türkiye’de bedava tatiller yaptırıldı.
Bütün bu lobi faaliyetlerinin hiçbirinde Müslümanları ve İslam’ı savunmak gibi bir gaye yoktu. Mavi Marmara olayında takındıkları tavır herkesin malumu. Geçen yaz Ramazan ayında Gazze bombalanırken cemaatin dernekleri Yahudilere iftarlar veriyordu. Yahudi lobisinin destek verdiği bazı tetikçiler televizyonlara çıkıp, İslam’ı kötülerken hiç sesleri çıkmadı. Gayrimüslimler yanlış anlarlar diye Arap kökenli Müslümanlarla bile diyalog içine girilmedi. Çünkü diyaloğun makbulü Yahudi, Hristiyan ya da Budist ile yapılandı.
17-25 Aralık sürecinden sonra ise Türkiye’yi karalayıcı lobi faaliyetlerine girişildi. Amerikalı siyasetçi ve bürokratların ellerine Türkiye’yi zorda bırakacak evraklar iliştirildi. Paralel derneklerin yöneticileri gazetelerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümeti karalayan yazılar yazdı veya yazdırdılar.
Özetle, ülkemiz Amerika, Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde kökü içeride olan bu yapının aleyhteki lobi faaliyetlerine maruz kalmış durumda. Bu grubun İslamofobi’ye karşı İslamolobi faaliyetlerinde bulunmaması neyse de Charlie Hebdo’yu yayınlayan yerli ve yabancı gazete müsveddelerine verdikleri destek gerçek yüzlerinin ortaya çıkması bakımından önemlidir. Bu vesile ile dinini koruması beklenen bir cemaatin kendini korumak için dinini bile feda edebildiğine şahit olduk.
Paralel örgüt gibi İslamofobi ile mücadele etmesi beklenen STK’ların ve Müslüman ülkelerin de İslamolobi karnesi maalesef zayıf. İslamofobi’yi IŞİD ve El Kaide gibi radikal örgütler kadar Müslüman ülke yönetimlerinin vurdumduymazlığı da körüklüyor. Üç beş iyi niyetli aktivist dışında İslam’a hakaretle mücadele eden kimse yok gibi. Çünkü Arap ülkeleri birbiriyle uğraşmakla meşgul. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Amerikan medyasına para vererek Katar aleyhine haberler yaptırıyor. Katar şu anda BAE yüzünden teröristlere yardım eden bir ülke olma ithamıyla karşı karşıya. Terörist dedikleri de Filistinli Hamas ile Mısır’daki Müslüman Kardeşler.
Ülkelerin kendi aralarındaki husumetlerine karışacak halimiz yok. Fakat en azından ortak değerler üzerinden bir birliktelik kurup, yapılan bunca hakarete karşı yek vücut olmak bu kadar zor olmamalı. Avrupa’da futbol takımları alındığı gibi lobi faaliyetleri için de bir bütçe oluşturulmalı ve İslamofobi ile bilhassa medya üzerinden mücadele edilmeli. Çünkü İslam düşmanlığını topluma medya aşılıyor.
Son olarak hükümetimizin paralel lobiyi bertaraf etmenin yanı sıra kendi lobi mekanizmasını kurması yerinde bir karar olacaktır. Çünkü hasar çok büyük.







