• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
İbrahim Karataş
İbrahim Karataş
TÜM YAZILARI
27 Temmuz 2020

Laiklik, Ayasofya ve İslam

Ayasofya Camiinin açılışı bazılarımıza ne kadar huzur veriyorsa bazılarına da o kadar ızdırap veriyor. Ayasofya neticede dört duvardan oluşan bir mabet olup onu değerli kılan, ona atfedilen değerlerdir. Cami olduğuna çoğunluk sevindi. Eğer kilise olsaydı hem Ortodoks Hristiyanlar hem de bizdeki laikler sevinirdi. Eğer müze olsaydı yine Ortodokslar ve laikler sevinirdi. Çünkü biri zaten Müslüman değil, diğeri halktan kopup Batıya yamanmış. 

Batı dünyasından bazı itirazlar gelse de çoğunun umursadığı söylenemez. Bilhassa Batının laikleri bu önemli olayı bizdeki laiklerin aksine vakayı adiyeden gördüler. Doğrusu yaman çelişki. Bizdeki sekülerler karalar bağlarken, dinden epeydir kopmuş Batılı sekülerler dine dair hiçbir olaya tepki vermiyor. Onların farkı, dini kendi hayatlarından çıkarmış olmalarıdır. Bizde ise laikler dini sevmezler ama o cenahtaki herhangi bir inkişafa da müsaade etmezler. Bu yüzden yıllarca dini ve dindarları kontrol altında tutup azap çektirdiler. 

Buna literatürde baskıcı laiklik (oppressive secularism) deniyor. Bu sistemde din ile devlet işleri ayrı olmak yerine din devletin kontrolündedir. Din ve devlet (devlete İslamofobikleri de katabiliriz) iki farklı tarafta durmayıp her ikisi de devletin tarafında mukimdir. Din oraya taşınıp gözaltına alınmıştır ve ne zaman din tekrar filizlense üzerinde tepinilip yeşermesi engellenmiştir.

Ne var ki laik kesim son yıllarda dini baskılamak bir yana, kendi seküler kazanımlarını kaybetmeye başladıklarını gördü. Gidişattan çok rahatsız oldukları bir dönemde Ayasofya’nın tekrar cami olarak açılması acılarını daha da depreştirdi. Doğrusu acı çekmeleri kendi kendilerini ciletlemekten farksız bir durum. Bu zevat kendilerine zararı olmayan ve fakat dindar insanları mutlu eden bir vakadan dolayı acı çekiyor. Ayasofya müzeyken gidip ayin düzenledikleri yoktu. Çoğu içini dahi görmemiştir ama birilerinin mutluluğu nedense onları mutsuz ediyor. 

Ayrıca mezkûr mutsuzların bazıları hiç de samimi değil. Örneğin Orhan Pamuk çıkmış ülkenin Ayasofya ile birlikte laik kimliğini kaybettiğini söylüyor. Pamuk’un yaptığı Atatürkçülük veya laiklik savunuculuğu değildir. Onun derdinin fırsattan istifade yabancı medyaya haber olmak olduğunu bir arkadaşın dikkati fark etti. The Economist dergisinin 25 Ocak 2001 tarihli sayısındaki habere göre “Mustafa Kemal milliyetçilik ve laiklik karışımı bir ideolojiiyi dayatıp Batıyı taklit ederek ülkeyi modernleştirmeye çalıştı. Ancak Pamuk gibi bazı post-Kemalist ve post-modern Türkler ona itaat etmeyerek Osmanlı ve İslami geçmişlerini yeniden keşfetmeye ve canlandırmaya çalışıyorlar.” Demek ki Ak Parti yokken anti-laik takılan Pamuk, Ak Partiden sonra birden sekülerist kesilmiş. Pamuk muhtemelen egoistten başka bir şey değil.

Öte yandan samimi laikler de var. Ancak samimi olmak doğruyu savunmak manasına gelmiyor. Dinin sembolü bir camiyi müzeye çevirerek laikliğin sembolü yapamazsınız. Eğer siz fethin sembolünü siyasetinize peşkeş çekip birilerine yaranmak için müzeye çevirirseniz birileri onu mutlaka aslına çevirir. Ayrıca yeniden müze yapma hayali kuruyorlarsa boşa kurmasınlar. Çünkü muhalefet yarın iktidara gelse de Ayasofya’yı yeniden müze yapamaz. Artık ne ‘ben yaptım oldu’ devirleri var ne de içlerinde onu müze yapacak bir devrimci var. Büyük kararları ancak devrimci liderler verir. 

Son olarak herkes bilmeli ki; ‘kültürel miras’ gibi laf cambazlıkları kültürün İslamsızına atıftır ki eğer kilise yapılsaydı bu terim kullanılmayacaktı. Ayasofya ve dahi İstanbul’un dini saiklerle fethedildiği unutulmamalı. İslam son dindir ve fethin amacı bu dini yaymak ve yeryüzüne hakim kılmaktı. Ayasofya gibi bir mabedi İslam’ın hizmetinde kullanmamak İslam’ın varoluş sebebini de sorgulatır. Müslümanlar tahrif olan dinleri ve ona ait mabetleri yaşatmakla mükellef değildir. Son dinin yayıcılarının fethettikleri yerlerde gerekirse diğer dini mabetleri dönüştürme ve Allah’ın emirlerini orada tebliğ ve icra hakkı vardır. Bunun anlamı diğer dinlerin mensuplarına ve mabetlerine zarar vermek değildir ama son din olmanın gereği budur. Tıpkı yeni kanunun eski kanunu hükümsüz bırakması gibi.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ATATURKCU HIDIR

Sayin yazar,bizim laiklerle Avrupanin laiklerini tanimlarken biraz eksik veya yanlis tanimlama yaptiniz gibi geldi bana.Avrupanin laikleri gercek ateisttirlerdir ve dinsel olgulari tumuyle yasamlarindan cikarmislardir ve o cephedeki olup bitenle ilgilenmezler ve dolayisi ile bu konularla ilgilenmediklerinden dolayi darahatsiz olmazlar.Bizim laiklerimiz ise ateist degildirler,ateist rolu kesen satanistlerdir ve Avrupali ateistlerin tam tersine dinsel olgulari yasamlarinin merkezine oturtmuslardir ve yasamlarinin her anini buna karsi savasmaya adamislardir,dolayisiyla bir dinleri( satanism yani kendini kotuluge adama) ve liderleri ve kumirleri (Alester Crowly,Lenin,Anton Levi,Marx Atakurt vs gibi) vardir ve bu tiplere belirli ritueller dahilinde tapinirlar.Dolayisi ile bu iki sosyolojik kesim arasinda cok derin farkliliklar bulunmaktadir.Cunku birinci grup toplumun dogal bir evriminin sonucu olan entellektuel farklilasmanin urunudur,ikinci grup ise belli bir amaca yonelik olarak kurgulanan bir muhendislik projesinin bir sonucu olusturulmus bir gruptur.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23