İkinci “One Minute” NATO’ya
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın “alınması düşünülen uzun menzilli füzeler NATO’nun savunma sistemine entegre edilmeyecek” demesi Batıyı ayağa kaldırdı. NATO ülkelerine yapılan “one minute” benzeri bu meydan okuma, füzelerin Çin’den alınacağı ihtimalini kuvvetlendiriyor. İhale sonucu 24 Nisan’da açıklanacak. Yani Obama’nın Ermeni olayları için yapacağı konuşmada “vahim bir olay” mı yoksa “ soykırım” mı diyeceği günde.
Batının bundan sonraki gündemi muhtemelen Türkiye’nin NATO üyeliğinin sorgulanması olacak. Çünkü Türkiye, Çin’den füze alırsa bunu NATO’ya rağmen yapmış olacak. NATO’ya göre bu karar üyelik kurallarına aykırı. Ayrıca doğu cephesinde Rusya, Ukrayna’yı işgal etmişken ve de Güneydoğu’da NATO’ya ait patriotlar Türkiye’yi korurken gidip de Çin’den füze almak bir nevi ihanet olarak görülüyor.
Peki Türkiye gerçekten NATO’ya ihanet mi ediyor? Yoksa söylenenler içi boş bir retorikten mi ibaret?
NATO üyeliğinin soğuk savaş döneminde komünist bloğa karşı caydırıcı bir etkisinin olduğu söylenebilir. Fakat o dönemde bile verdiğinin kat kat fazlasını Türkiye’ye ödetmiştir bu üyelik. Menderes’in asılması, askeri darbeler ve gladyo tipi yapılanmalar NATO üyeliğinin eseridirler. Askeri bir ittifak olan NATO’nun Türk savunma sanayine hiçbir katkısı olmadı. İttifakların özelliği sadece ortak hareket etmek değildir. Aynı zamanda ortak üretim için teknoloji transferini de elzem kılar. Ne var ki Türkiye hep diğer üyelerin pahalı silahlarının müşterisi oldu. Yerli üretime izin verilmezken, silahlar şartlı satıldı. F-16’ların kimin uçağını dost ya da düşman olarak göreceğine Amerika karar veriyor. Türkiye hala kendi savaş uçağını üretmek için 2023 yılını hedef koyuyor. Oysa aynı Batı, NATO üyesi olmayan İsrail’e atom bombası üretmenin formülünü bile verdi.
Diğer yandan Rusya, soğuk savaş döneminde Sovyet bloğundaki tüm ülkelere teknoloji transfer etmenin yanı sıra, en tehlikeli silahları üyelerle paylaştı da. Sovyetler Birliği çöktüğünde Ukrayna’ya miras olarak 800 civarında atom bombası kalmıştı.
Eğer NATO ülkeleri Türkiye’yi bir silah pazarı olarak görmeselerdi Türkiye Çin’den füze alma gereği duymazdı. Türkiye’nin etrafında on yıllardır devam eden savaşlar var. Muhtemel bir savaşta Batı’nın ne yapacağını kestiremiyor. Mesela İsrail veya Yunanistan’la yapılacak muhtemel bir savaşta bir tek F-16’nın bile havalanacağı meçhul. Hal böyleyken haklı olarak kimseye bağımlı kalmak istemiyor. Dostları (!) sırt çevirince de yeni arayışlar içine giriyor.
Hem NATO dışından füze almak prosedürlere aykırıysa Yunanistan’ın ve Baltık ülkelerinin Rusya’dan Scud füzesi almasını nasıl izah edecekler? Yunanistan’ın Scud füzeleri NATO’nun savunma sisteminde sırıtmıyor mu?
Ortada her zaman ki gibi bir ikiyüzlülük var. Batı ülkeleri Türkiye’nin kendi silahını üretmesini istemiyor. Biliyorlar ki Türk malı silahların varlığı sadece Türkiye pazarını değil, aynı zamanda bölge pazarını da kaybetmektir. Pakistan’da, Azerbaycan’da, Ürdün’de, Umman’da veya Cezayir’de yeni bir rakip istemiyorlar. Bu ülkelerin pazarlarını kendileri domine etmek istiyorlar.
Şayet bu tartışmaların sonu Türkiye’nin NATO’dan atılmasıyla sonuçlanırsa Türkiye’nin hayrına olur. Mevcut konjonktürde hiçbir bloğa bağlı kalmamak Türkiye için en uygun seçenektir.
Fakat şu da var ki Türkiye’ye - NATO’dan atılsa da atılmasa da- bu dikbaşlılığının bedelini ödetmeye çalışacaklardır. İlk one minute’dan sonraki sıkıntıları gördük. Yenisinde daha sert gelebilirler. Nitekim sosyal medya, Türk manda medyası ve Batı medyası üzerinden tehditler gelmeye başladı bile. Hepsine eyvallah da ortak savunma için kurulmuş NATO’dan gelebilecek ortak saldırıya hazırlıklı olmak gerek. Bilhassa taşeron saldırılara dikkat.







