Dernek Değil, İstihbarat Örgütü
Batı ülkelerinin son yıllarda düşman addettiği hükümetleri iktidardan düşürmek için taktik değiştirdiğine şahit oluyoruz. Hegemon güçler artık yabancı liderleri devirmek için savaşa girmiyor. Bunun yerine soft power (yumuşak güç) dediğimiz yöntemle hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Yumuşak güçler içerisinde de en etkin olanı şüphesiz Sivil Toplum Kuruluşlarıdır (STK). Devletin istihbarat birimlerinin deşifre olması ülkeler arasında gerginliklere neden olabiliyor. Bu yüzden devreye STK’ları sokuyorlar. Çünkü bir STK’nın deşifre olması sadece ilgili STK’ya zarar verir. Arkasındaki devletse kendini aklar.
Türkiye’de faaliyet gösterip de devleti ve hükümeti itibarsızlaştırmak ve karalamak için canla başla çalışan yabancı dernekler biliyoruz. Görünür de basın, insan hakları, demokrasi gibi evrensel konularda faaliyetlerde bulunsalar da her birinin birbiriyle şaşırtıcı irtibatları var. Anti-semitistlik gibi algılanmasın ama çoğunun yönetim kadrosunda Yahudilerin olması normal bir durum değil. Ayrıca bu kuruluşların George Soros gibi işadamları ve USAID gibi Amerikalı devlet kurumlarından maddi destek almaları tarafsız olmadıklarını gösteriyor. Nerdeyse tamamının hep Türkiye aleyhinde raporlar yazmaları ve paylaşımda bulunmaları, başka hesapları olduklarına başka bir delildir. Derneklerin tümünü burada yazmak mümkün olmadığı için en çok dikkat çeken birkaç tanesinin bahsini yapmak istiyorum.
İlki İnsan Hakları İzleme Örgütü. Derneğin kurucusu Robert L. Bernstein, İsrail’in yaptığı katliamların görülmemesi gerektiğini söylüyor. Çünkü İsrail demokratik bir ülkeymiş. Onun mantığına göre demokratik ülkelerin sivilleri katletmesinde bir beis yoktur. Ancak demokratik seçimlerle işbaşına gelmiş Türk hükümetini dünyaya jurnallemeyi de ihmal etmiyorlar. Mesela derneğin Türkiye temsilcisi 6-8 Ekim olaylarında PKK aleyhine bir tek kelam etmemişti.
Yine bir diğer özgürlükçü (!) kuruluş olan Freedom House (Özgürlük Evi) ise ülkelere özgürlük notu verir. Finansmanını Amerikan devlet kurumları yapıyor. Bu kurum Amerikan senatosundan demokratik olmayan hükümetlerin devrilmesi için muhalif gruplara açıktan para isteyecek kadar ileri gitti. Kurum Türkiye’nin özgür olmadığını iddia ediyor ve şu sıralar Türkiye’ye yoğunlaşmış durumda. Freedom House’un şehit edilen savcının fotoğraflarının yayınlanmasından büyük zevk aldığını iyi biliyorum.
Bir de George Soros’un kurduğu Open Society Foundations (Açık Toplum Vakıfları) var. Soros bu vakıflara 30 yılda 11 milyar dolar bağışlamış. Bir insan neden bu kadar parayı siyasi nedenler için bağışlar? Soros neden başka bir ülkedeki siyasi sorunlar için tasalanır? Neden Soros’un el attığı ülkede isyanlar başlar? Eğer Soros’tan sana ne diyorsanız Türkiye’de de aynı isimle (Açık Toplum Vakfı) bir vakıflarının olduğunu hatırlatmak istiyorum. Vakfın herhangi bir illegal faaliyet içinde olup olmadığını henüz bilmiyorum. Fakat danışma kurulunda belli dönemlerde Doğan Grubu çalışanları ve yazarları, paralel yapıya yakın insanlar ve Gezi olaylarını finanse ettiği iddiasıyla yargılanan işadamları görev yapmış. Şahsen Soros’la bağlantılı bir vakfın masumane icraatlarda bulunacağına inanmıyorum.
Bu gibi derneklerin özgürlüklerden, haklardan, demokrasiden vs. dem vurmaları sizleri aldatmasın. Hiçbiri samimi değildir. Neredeyse tamamı Batı devletlerinin finansmanıyla çalışır ve yegane gayeleri aykırı yönetimleri halk isyanlarıyla alaşağı etmektir. Onun için sivil toplum örgütü deyip geçmemek lazım. Takibe almak lazım. Aynı taktiklerle karşılık vermek lazım.
Son olarak yukarıda bahsettiğim dernekler ve National Endowment for Democracy (Demokrasi için Ulusal Bağış) gibi bazı etkin derneklerin şu sıralar Türk Cumhuriyetlerinde ve Kafkaslar’da cirit attığını hatırlatalım. Rusya’ya yakın duran Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Ermenistan’da yakında turuncu devrimler başlayabilir. Bu ülkeler ABD elçiliğindeki personel sayısına dikkat etsinler. Anormal artış varsa tehlike kapıdadır demektir.







