Bir çağdaşın Akit ziyareti

14 Ocak 2019 Pazartesi

Odatv’de yazan Türker Ertürk’ün geçtiğimiz günlerde Akit TV’ye çıktığını denk gelen bir yazısında okudum. Daha önce hiç bir yazısını okumadım ama belli ki laik kesimin düşünce yapısını anlamak için daha çok yazarın yazılarını okumak gerekiyor. Türker beyin fikirleri iyi bir analiz fırsatı sunuyor. Doğrusu, yazdıkları onun mensubu olduğu kesime karşı bir muhabbet değil daha fazla soğumaya ve insana doğru yerde olduğu hissi veriyor. Yanılıyor da olabilirim ama benim düşüncem bu. 

Türker bey mahalle baskısından dolayı Akit TV’ye katılıp katılmamakta tereddüt ettiğini ve eleştiriye maruz kaldığını belirtiyor. Ancak eleştirenlerin sonradan kendisine hak verdiğini söylüyor. Diğer bir yerde kamplaşmanın had safhada olduğunu belirtirken suçun çoğunu muhafazakâr kesime veriyor. İlk çelişki burada ortaya çıkıyor. Yazar, mahalle baskısı olduğunu teyit etmekle kamplaşmaya laik-çağdaş kesimin neden olduğunun farkında mı bilmiyorum. “Bizde de böyle insanlar var” gibi bir savunma yeterli olmayıp yaşanmışlıklara başvurmak en doğru yoldur. 

Bu ülkeyi son 16 yıldır muhafazakâr kabul edilen bir hükümet yönetiyor. Cumhuriyetin son 16 yıldan önceki 80 yılında başta muhafazakâr kesim olarak birçok grup dışlanarak temel hakları asgari düzeyde tutuldu. Kamusal alanı laik kesim adeta gasp etmişti. Dindar kesim kamusal alana sokulmadı. “Milli irade”nin tecellisi olan (dış baskıların zoruyla yapılan) seçimler sayesinde Anadolu insanı iktidara geldiği zaman muktedir olmasına bizzat Türker beyin silah arkadaşları müsaade etmedi. Öyle ki Başbakan asacak kadar ileri gidildi. Öyle bir kamplaşma vardı ki 80 yıl değil 90 yıl boyunca bir başörtüsü meselemiz vardı. Ama son 16 yılda bir başörtüsüz problemimiz olmadı. Hepsi bir yana Türker beyin “Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimlerine laf söyletmem, hem de hiç kimseye!” sözünün son beş kelimesi (her ne kadar sonraki cümleyle yumuşatsa da) kamplaşmanın en net ifadesidir.

Başka bir yerde “İkide bir “milli irade” diyorlar ama milli iradenin bile Fransız Devrimi’nin bir ürünü ve arkasında Jean Jacques Rousseau’nun olduğunu bilmiyorlar” diyor Türker bey. Peki, milli iradeyi Türkiye’yle tanıştıran Cumhuriyet elitinin neden bu kavramın pratiğe konulması için lazım olan liberalizm, demokrasi, siyasal partiler ve seçimleri yasakladığını da söylemiyor? Milli irade nasıl oldu da milli şefliğe dönüştü? Osmanlının son döneminde partiler seçimle iktidara gelirken (padişahlık sembolik bir makama dönüşmüştü) Cumhuriyet döneminde tek-adamlık var mıydı yok muydu? Fransız devrimi tek-adamlığı kaldırmak için yapılırken Cumhuriyet devrimi anayasal monarşiyi de kaldırıp yerine tek-adamlığı ikame etmedi mi? Dahası, Türker bey aynı elitin faşizmi de getirdiğini ya bilmiyor ya da yazmıyor. Bilmiyorsa CHP’li ilk Başbakanların resimlerini bulup bıyıklarına bakması yeterlidir. 

Yazıda ayrıca aydınlanmacı olmanın gururu her kelimeye yansıyor. Cumhuriyetçiler modernleşmek için sadece teknolojik olarak değil sosyal hayatın da Batılılaşması gerektiğine inandılar ve bunu yukarıdan-aşağı devrimlerle halka dayattılar. Yani “milli irade” yok sayıldı. Muhafazakârlar ise geleneklere sahip çıkılarak modernleşilmesi gerektiğine inandılar. Onların karşı çıktığı şey modernleşmek değil, Batılılaşmaktı (bkz. CHP kökenli akademisyenlerin makaleleri). Samuel Huntington bile medeniyetleri sayarken Türkiye’yi arada bir yere koyup hiçbir medeniyete ait olmadığını söylüyor. Ona göre toplumların medeniyeti değişmez. Değiştirmek için uğraşırlarsa Türkiye gibi ne Batılı, ne Doğulu ne de Hristiyan olurlar. Başka bir deyişle bizim artık bir medeniyetimiz de yok. Ve bunu çağdaş bir Batılı söylüyor. 

Peki din bireyselleştirilip sosyal hayattan çektirilince muasır bir medeniyet olunabildi mi? Gerçi bir medeniyetimiz yok ama hadi var diyelim. 80 yıl boyunca bir üçüncü dünya ülkesi olarak kaldık. Kendimizle övündük ama ürettiklerimizle övünemedik. Çünkü bir şey üretmedik. O zaman modernleşme nerede? Şu söyleyeceğim kendi teşhisimdir; Türk laikler/çağdaşlar sadece dini değil çağdaşlaşmayı da bireyin içine hapsettiler. Bizdeki toplumsal/ülkesel bir çağdaşlaşma değildi. Birey taklitçilik yoluyla çağdaşlaştığına inandı. Paris’e gidince kendi mahallesinden farksız bir ortam görünce modernleştiğine inandı. Anlayamadı Fransız medeniyetinin altında biraz uzaktaki dev fabrikaların ürettiği milli ürünler olduğunu. Oysa bizdeki ekonomik model bile Sovyet taklidiydi ve nihayetinde çöktü. Kendisi eski bir deniz subayı olan Türker bey acaba Amerikan malı fırkateyne binip, Amerikan füzesi kullanıp, Amerikan taklidi apoletler taktığında hiç mi içi sızlamadı? Bugün onun yerini dolduran subaylar muhafazakâr bir hükümet sayesinde Türk malı gemi ve füze kullanıyor. Ne yaman çelişki. Tabi farkındaysa.

Bu arada; Türker beyin din-gelişme ikiliği ile ilgili yazdıkları doğru değil. Yer kalmadığı için yazamadım.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • hüseyinhüseyin5 ay önce
    Tank Palet’in, Ethem Sancak ve Katar ortaklığındaki BMC’ye satılmasına yönelik tepkiler çığ gibi büyüyor. Yerli ve milli üretimi savunanlar, 19 Ocak Cumartesi günü Sakarya Gar Meydanı’nda, ‘Fabrikana Sahip Çık’ mitingi düzenleyecekler.

Günün Özeti