İşte Çağdaş Türkiye
İşte Çağdaş Türkiye
Hüseyin Öztürk
Asla yazı başlığına uygun bir ifade değil. Bugünkü esas başlık şu idi: “İşte Türkiye Yüzyılının Türkiye’si”..
Başlığı anlatabilmek için biraz gerilere gitmek gerekiyor. 28 yıl öncesine, 1997 yılına. Yani 28 Şubatçıların zalimlik ektirip, biçtikleri senelere.
35 ve 40 yaşın altındaki nesiller, o dönemlerin Türkiye’sini tüm yönleriyle okumuş ve öğrenmiş değillerdir.
O yıllar, CHP’nin 1930 ila 14 Mayıs 1950 yılına değin karartılan karanlık Türkiye’nin aynısını, 1990’lardan 2002’ye kadar daha zalimce yine ülkemizin karanlığa, kargaşaya ve kaosa sürüklediği senelerdir.
Millet olarak birinci karanlık, 14 Mayıs 1950 yılında aydınlatılmış ve milletimiz rahmetli Adnan Menderes’e yetki vererek, devletimizle milletimizi kucaklaştırmıştır.
İkinci karanlık yılların sonu da Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’a, 3 Kasım 2002’de yetki verilerek getirilmiş, şükür devletimizle milletimiz 24 yıldır kucaklaşmaktadır.
•
Gelelim yazının başlığına. Yalnız müsaadenizle bir hususa değinmem lazım. “Çağdaş” kelimesine kaşı alerjim vardır. Şimdiye kadar da hiç kullanmadım.
Çağdaş kavramı; bu topraklarda doğup, büyüyüp, beslenip, çalışıp; başka topraklara öykünerek, özenerek, kendi milletini aşağılayıp, batılıları kutsayan sözde “aydın” geçinen küflü zihniyetlerin kullandığı bir kelimedir.
Beyinleri, zihinleri; içinde yaşadıkları toplumun dini ve milli değerleriyle bir türlü barışamadığı ve ülkemizin Müslüman kimliğinden nefret edip, uyduruk kelimelere sığınarak, kendilerini tatmin etmektedirler. Toplumu dışlamanın bir başka yoludur.
•
“İşte Çağdaş Türkiye” manşeti ise gazetecilik ve habercilikten ziyade, devletin kasasına göz dikmiş, milletin sırtından inmeyen, ihale ve iş takipçiliği için medyacılık yapan bir gazetenin manşetiydi. 31 Mart 1997. Şimdi o gazete aynı çizgide değil.
Peki, ne için atılmıştı bu manşet: Onu da kısaca özetleyelim.
Malum manşetten bir gün önce Sevda-Cenap And Vakfı’nın düzenlediği 4. Ankara Müzik Festivalinin açılış konserinde ortaya çıkar.
Refah-Yol hükümetinin Başbakanı Erbakan’ı istifaya zorlayıp; “Görevi Tansu Çiller’e vereceğim” diyerek, Mesut Yılmaz’a tevdi eden; millete değil, 28 Şubatçılara hizmete amade dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i hatırlarsınız.
Bir de yine Erbakan’ın başbakanlığı sırasında bir iftarda rakı isteyen dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’yı da hatırlarsınız.
İşte bu ikili, arkalarındaki kalabalıkla, Beethoven’in dokuzuncu senfonisinin çalındığı konser salonuna girince Demirel; “Bu muhteşem tablo, çağdaş Türkiye tablosudur” der ve millete değil, 28 Şubatçılara dayadığı koltuğunu sağlamlaştırır.
•
Ezcümle:
Şimdi bir de bugüne bakalım. Bundan sonrasını ehli vicdan ve ehli iman insanlara havale ederek soralım. “O günkü Türkiye nerede, bugünkü Türkiye nerede”? Sadece bir örnek verelim:
Uzaydan, havaya, karadan denize ve altına kadar savunma sanayiinde devrim yapmış bir Türkiye’yi bu çağdaşlar hangi kafayla görmekteler acaba? İşte Türkiye Yüzyılının Türkiye’si.