Ülkeme ayakkabılarınla basma
Dansöz oynatılan televizyonların önünde Yasin-i Şerif okuma müptezelliği “yürekten gelen” bir eylem değil; ancak beyni tursille yıkanmış kızcağızların ve adamcağızların icat ettikleri protestan bir faaliyet biçimidir!
Kur’an-ı Kerim “eylem” yapmak amacıyla okunmaz.
Akif’in dediği gibi “İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin; ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için” mısraları bu hakikatin yansımasıdır. Elbette mezarlıkta veya çeşitli yerlerde Kur’an okunabilir. Ancak amaç sadece okumak değil, onu yaşamaktır.
Geçenlerde mezarlığın önünde bir bayanın başörtüsünü çıkardığını gördüm. Mezarlığa girerken başını örtmüş, dışarıda ise bu örtüyü çıkarmıştı. Çok ilginç değil mi?
ÖLÜLERE KARŞI BAŞINI ÖRTÜP, DİRİLERE KARŞI BAŞINI AÇMAK!
Allah hidayet versin. Başı açık hanım kardeşler hemen alınıp da kendilerini ötelediğimizi düşünmesinler. Allah’ın ayeti ortada; biz bu ayete uymak için kimseyi zorlamayız; ancak “birilerinin keyfi için” ayetin kesin ve net hükümlerini de “yumuşatma” karaktersizliğine düşmeyiz.
Kur’an-ı Kerim’in ayetleri kim olursa olsun birileri banka önlerinde, kumarhane önlerinde okunsun diye de inmedi. Hayatın her zerresinde “yaşamak” için indi!
“Efendim onlar televizyon önünde okuyor, çünkü bir daha o televizyonda millete karşı ahlaksızlık yapılmasın istiyorlar” diyebilirsiniz. Öyle bir amaç taşımadıklarını bizatihi kendileri veya yoldaşları söylüyor zaten!
Bunları söyleyen bu aciz kardeşiniz Hacı, asla 4-4’lük Müslüman olduğunu iddia edecek kapasiteye sahip değildir. Yaşarken öyle eksiklerimiz var ki!
Müslümanların evlerine bakalım. Son model ve kullanılmayan mobilyalar, gereksiz perde şatafatları, acının ve kederin teğet dahi geçmediği sehpalar, sandalyeler, yemek odaları! Bunu hepimize söylüyorum.
Fakat asla ümitsiz değiliz ve ne olursa olsun bir Müslüman Allah’ın ayetlerini olduğundan farklı gösteremez, yumuşatamaz ve sertleştiremez. Neyse odur, Allah ne diyorsa O’dur, ötesi ve berisi Alllah’ın dediğinden eksik veya fazla değildir. Yaşantımız ne olursa olsun, sarıldığımız ip Allah’a aittir!
Ev kutsaldır. Devlet kanun koyarken işyerinize, otellere, yollara, dağlara kanun koyabilir; ama evlerin içine girmez.
Bizim çok güzel törelerimiz, geleneklerimiz de var. Bizler evlerin içine ayakkabı ile girmeyiz. Giren kardeşlerimiz varsa onların yaşadıkları yerler zaten “ev” olarak değil “köşk, rezidans” gibi isimlerle adlandırılıyor. Yazık be, paraları var ama evleri yok; rezidansları var ama evleri yok!
Bu ülkeyi kesinlikle “evlere ayakkabı ile giren zihniyet” yönetemez.
Bugün evlere ayakkabı ile girip kutsalı çiğneyenler, yarın vatanın kutsallarına da ayakkabı ile basmaya kalkar. Eskiden olduğu gibi!
Bizim hiçbir dünyalıkta gözümüz yok diyen “melek” gibi “ipek” kalpli annelerin sözleri bana inandırıcı gelmiyor. Trilyonluk mekanlarda, milyarlık elbiselerle, son model arabalarla gezip ondan sonra da “bizim dünyalıkta gözümüz yok, neyimiz varsa alın” demek sadece ajitasyondur. Elbette son model arabaya binmek herkesin hakkıdır, tabii parası varsa; ancak siz hem her dünyalığın en lüksünü kullanıp hem de dünyada gözümüz yok derseniz hiç inandırıcı olmazsınız.
Ülkenin millet tarafından oy verilerek seçilmiş Cumhurbaşkanı’na “yezit, katil, hırsız” iftirası atan salyalı ağızlar; açılan hendeklere konan bombalarla insanları katleden vahşilere cici çocuk muamelesi yapıp sırtını yaslayanlar; rezidanslarda keyif çatıp, vekillik karşılığı bol bol rezidans dağıtanlar; vatandaşın tertemiz evlerine ayakkabı ile girip odaları mundar edenler bu ülke için dertlenmez!
Biz; vatandaş için “çile çeken”lerden yanayız, biz Büyük Türkiye idealine sırtını yaslayanlardan yanayız! Bu ülkenin kutsallarına hiç kimse ayakkabılarıyla basmasın istiyorsak safları sık tutmak zorundayız!
Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya!..







