PKK başlarsa, Gezi biter
Köprü istemezük, hastahane istemezük, yol istemezük! Yani sen hizmet üretme, millet sürünsün, sonra sana oy vermesin, iktidardan böylece git! İşte buna “ucuz ve ucube darbe” diyebiliriz. Orduyu kullanamayan darbeciler hükümeti böyle yıkmaya çalışıyor. Kah kah kah, kih kih kih, koh koh koh! Hükümet duble yollar yaparak “kaza yapma” özgürlüğümüzü, yeni okullar yaparak “60’ar kişilik sınıflarda okuma” özgürlüğümüzü, akıllı tahtalar yaparak “akılsız kalma” özgürlüğümüzü, yeni hastaneler yaparak “hasta olma” özgürlüğümüzü, eczaneden ilaç alarak “kuyruk bekleme” özgürlüğümüzü, kömür dağıtarak “fakir olma” özgürlüğümüzü, köprü yaparak “karşıya geçme’me” özgürlüğümüzü elimizden alıyor. Geze geze diren’elim(!) Yaşasın gericilik, çok yaşa irtica!!! Hadi ordan sizi gidi gulu gulu dansçıları! Oldu olacak Devlet Su İşleri’ni de kaldıralım iş bitsin! Toptan kuruyalım(!), olmayan milletle iktidara gelin! Maksat bu ya!!
Molotof atanı engellemenin adı “polis şiddeti” ülkeye yepyeni yollar yapmanın adı “diktatörlük” oldukça siz daha çok Gezi’nirsiniz.
Çözüm sürecinde PKK çekilmeye başlamasaydı ve ailelerin mazlum kucağına şehitlerimizin cenazeleri gelmeye devam etseydi Gezi Parkı Olayları yaşanmazdı. Ellerine ay yıldızlı al bayrağımızı alıp “akil adamlar heyeti”nin üzerine yürüdüler. Niye? Çatışmalar sürsün, PKK çekilmesin, askerimiz ölmeye devam etsin diye! Onların “bir kısmı” parçalanmış cesetler üzerinden siyaset yürütemeyince ölen Gezi Parkçılar üzerinden siyaset “semirmeye” başladılar. “Ne istiyorsunuz?” deyince koskoca bir sessizlikle karşılaşıyoruz. Sonra bu sessizlik tencere tava gürültüsü arasında bize gaddar nara’lar olarak dönüyor. Geziciler PKK’nın argümanlarını kullanıyorlar: “Baskılar ve ölümler bizi durduramaz” Oysa biz herkesin yaşamasını istiyoruz, bir de ne istediklerini söyleseler. Söylemiyorlar, çünkü ezberletilmiş senaryolarda millete yer yok! AHMET KAYA’yı öldüren zihniyet Gezi zihniyetidir. Gezi’cilerin dillerinde barış marşları yok, sevgi sözcükleri yok! Aralarında yüzlerini maske ile gizlemiş hunhar caniler dolaşıyor. Pankartlar hazır! “Seni unutmayacağız” Şimdi biri ölse, oraya “unutulmaması gereken(!)” kişinin ismini yazsak diye ummak insanlığın “nemrut hali”dir. İnsan ölümlerini dört gözle bekliyorlar. Birileri meydanı kurşun yağmuruna tutsa da bize malzeme çıksa diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. İnsan kanıyla “kaçak kat” çıkacaklar, zaten acıları sınırlarından büyük coğrafyaya! Türkiye’nin sahibi olan millet ise size bu ruhsatı asla vermeyecek!
Hükümeti Kürecik radarları, Nato füzeleri, kılık kıyafet kanunu ve daha birçok konuda eleştirenlerden biriyim. Bu eleştiriler millet daha iyi yaşasın, ülke gelişsin, başkasının hakimiyeti altına girmeyelim diyedir. Siyâsetçi değilim, fakat kör de değilim! “Tayyip gitsin de isterse ülke yıkılsın” mantığı güdenler; ülke çökünce ilk uçakla Paris, Londra, Washington veya Tel Aviv’de bulunan malikanelerine şarap yudumlamaya gidecek milleti bilmez tuzu kurulardır. Ondan daha büyük işler yapalım da ülke kalkınsın demezler!
Hangi ülke Türkiye’yi tehdit etse muhalefet orada! Başörtülü ve mütedeyyin insanlara “Siz İran’a, Suriye’ye gidin” diyen zihniyet şimdi koşa koşa oralara kendisi gidiyor! Mısır’da seçilmiş Mursi’nin yüzüne bakmayanlar Sisi’ye paket halinde selam çakıyor! Eh, millet de sandığa çivi çakmayacak herhalde!
Ülkemizde son büyük planı Necmettin Erbakan yaptı. Yapılmaya çalışılan darbe hâlâ işlemeye devam eden bu plana yöneliktir. Erbakan o kadar zekiydi ki kurduğu “oyun” onun vefatından sonra dahi tıkır tıkır işledi, işliyor. Bu oyunda tek kahraman yoktu! Erbakan’ın en çok kızdığı isimlerden biri Başbakan, diğeri Cumhurbaşkanı, bir diğeri Başbakan yardımcısı oldu!
AND’INIZ DAYATMASI
Okullar açıldı ve okula yeni başlayan küçük çocuklar varlıklarını “henüz öğrenmedikleri” bir şeye armağan ederek sınıflara girdiler. “Andımız(!)” sahte bir dayatmadır. Gerçek hayatta hiçbir çocuk “varlığını armağan etmek” için ant içmez. En fazla şekerlerinden veya oyuncaklarından birini verebilir.
VE BİR FORMÜL
Saat 9’u 5 geçe... Dolmabahçe’de! İlginç! Şimdi 9’la 5’i topla ne yaptı? 14! 4’ten 1’i çıkar= 3 ! Baştaki 5’den bulduğumuz 3’ü çıkar=2! Elimizde ne var= 9,3,1,2! Alın size 1923 Cumhuriyetin ilanı! Çözdüm şifreyi :)) Demek ki 9’u 5 geçe olayı memurların mesaisine denk geldiği için değil de Cumhuriyet’in ilanına denk geldiği için ayarlanmış olabilir!
Molotof atanı engellemenin adı “polis şiddeti” ülkeye yepyeni yollar yapmanın adı “diktatörlük” oldukça siz daha çok Gezi’nirsiniz.
Çözüm sürecinde PKK çekilmeye başlamasaydı ve ailelerin mazlum kucağına şehitlerimizin cenazeleri gelmeye devam etseydi Gezi Parkı Olayları yaşanmazdı. Ellerine ay yıldızlı al bayrağımızı alıp “akil adamlar heyeti”nin üzerine yürüdüler. Niye? Çatışmalar sürsün, PKK çekilmesin, askerimiz ölmeye devam etsin diye! Onların “bir kısmı” parçalanmış cesetler üzerinden siyaset yürütemeyince ölen Gezi Parkçılar üzerinden siyaset “semirmeye” başladılar. “Ne istiyorsunuz?” deyince koskoca bir sessizlikle karşılaşıyoruz. Sonra bu sessizlik tencere tava gürültüsü arasında bize gaddar nara’lar olarak dönüyor. Geziciler PKK’nın argümanlarını kullanıyorlar: “Baskılar ve ölümler bizi durduramaz” Oysa biz herkesin yaşamasını istiyoruz, bir de ne istediklerini söyleseler. Söylemiyorlar, çünkü ezberletilmiş senaryolarda millete yer yok! AHMET KAYA’yı öldüren zihniyet Gezi zihniyetidir. Gezi’cilerin dillerinde barış marşları yok, sevgi sözcükleri yok! Aralarında yüzlerini maske ile gizlemiş hunhar caniler dolaşıyor. Pankartlar hazır! “Seni unutmayacağız” Şimdi biri ölse, oraya “unutulmaması gereken(!)” kişinin ismini yazsak diye ummak insanlığın “nemrut hali”dir. İnsan ölümlerini dört gözle bekliyorlar. Birileri meydanı kurşun yağmuruna tutsa da bize malzeme çıksa diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. İnsan kanıyla “kaçak kat” çıkacaklar, zaten acıları sınırlarından büyük coğrafyaya! Türkiye’nin sahibi olan millet ise size bu ruhsatı asla vermeyecek!
Hükümeti Kürecik radarları, Nato füzeleri, kılık kıyafet kanunu ve daha birçok konuda eleştirenlerden biriyim. Bu eleştiriler millet daha iyi yaşasın, ülke gelişsin, başkasının hakimiyeti altına girmeyelim diyedir. Siyâsetçi değilim, fakat kör de değilim! “Tayyip gitsin de isterse ülke yıkılsın” mantığı güdenler; ülke çökünce ilk uçakla Paris, Londra, Washington veya Tel Aviv’de bulunan malikanelerine şarap yudumlamaya gidecek milleti bilmez tuzu kurulardır. Ondan daha büyük işler yapalım da ülke kalkınsın demezler!
Hangi ülke Türkiye’yi tehdit etse muhalefet orada! Başörtülü ve mütedeyyin insanlara “Siz İran’a, Suriye’ye gidin” diyen zihniyet şimdi koşa koşa oralara kendisi gidiyor! Mısır’da seçilmiş Mursi’nin yüzüne bakmayanlar Sisi’ye paket halinde selam çakıyor! Eh, millet de sandığa çivi çakmayacak herhalde!
Ülkemizde son büyük planı Necmettin Erbakan yaptı. Yapılmaya çalışılan darbe hâlâ işlemeye devam eden bu plana yöneliktir. Erbakan o kadar zekiydi ki kurduğu “oyun” onun vefatından sonra dahi tıkır tıkır işledi, işliyor. Bu oyunda tek kahraman yoktu! Erbakan’ın en çok kızdığı isimlerden biri Başbakan, diğeri Cumhurbaşkanı, bir diğeri Başbakan yardımcısı oldu!
AND’INIZ DAYATMASI
Okullar açıldı ve okula yeni başlayan küçük çocuklar varlıklarını “henüz öğrenmedikleri” bir şeye armağan ederek sınıflara girdiler. “Andımız(!)” sahte bir dayatmadır. Gerçek hayatta hiçbir çocuk “varlığını armağan etmek” için ant içmez. En fazla şekerlerinden veya oyuncaklarından birini verebilir.
VE BİR FORMÜL
Saat 9’u 5 geçe... Dolmabahçe’de! İlginç! Şimdi 9’la 5’i topla ne yaptı? 14! 4’ten 1’i çıkar= 3 ! Baştaki 5’den bulduğumuz 3’ü çıkar=2! Elimizde ne var= 9,3,1,2! Alın size 1923 Cumhuriyetin ilanı! Çözdüm şifreyi :)) Demek ki 9’u 5 geçe olayı memurların mesaisine denk geldiği için değil de Cumhuriyet’in ilanına denk geldiği için ayarlanmış olabilir!







